ABD ve NATO notayı verdi, peki Rusya ne yapacak?

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 7 Aralık’ta yapılan “video-konferans” görüşmesinde kılıçların çekilmesiyle birlikte, 10 Ocak’tan bu yana Rusya ile NATO, ABD, AB, Almanya ve Fransa arasında değişik düzeylerdeki diplomasi trafiği, yeni bir evreye doğru ilerliyor.

Bütün bu görüşme trafiğinde temelde Rusya’nın tansiyonu düşürmek için şart koştuğu iki talep ele alındı: ABD ve NATO’dan yazılı güvenlik garantisi ve sonradan Doğu Avrupa’ya yerleştirilen NATO güçlerinin geri çekilmesi.

ABD ve NATO, Rusya’nın ileri sürdüğü şartlara 26 Ocak akşamı ayrı ama birbirinin kopyası olan yazılı yanıtlar verdi. Rus Dışişleri Bakanlığı üzerinden verilen her iki yanıtta da “Rusya’nın endişelerinin anlayışla ele alındığı” belirtildikten sonra, NATO’nun Doğu’ya genişlemeyeceği yönünde bir garantinin verilmeyeceği gibi Ukrayna gibi ülkelerin istedikleri ittifaka üye olabilecekleri ifade edildi. Ayrıca, Doğu Avrupa’ya konuşlandırılan NATO güçlerinin geri çekilmeyeceği vurgulandı. Bölgedeki askeri tatbikatlar ve karşılıklı silah kontrolü konularında ise diyaloğa açık olunduğu belirtildi.

Bu yanıt, Ukrayna’nın NATO’ya üye yapılmak istendiği ve Batı’dan kuşatma konusunda pazarlık kapısının kapatıldığı ya da çıtanın epey yukarı konulduğu anlamına geliyor.

Şimdi bütün dikkatler Rusya’nın bu yazılı yanıtlara nasıl bir yanıt vereceğinde. Bu nedenle dünkü Alman gazeteleri ve ajansları “Şimdi Putin karar vermeli” (Die Zeit), “Şimdi sıra Putin’de” (Der Spiegel) şeklinde başlıklar attılar.

Haberlerde NATO’nun yanıtının 30 üye ülkenin onayıyla alındığına özellikle dikkat çekiliyor. Haftalardır diyalog çağrısı yapan Almanya, Fransa, Türkiye gibi ülkelerin bir ağırlık merkezi olmadıkları bir kez daha görüldü.

ABD ve NATO’nun yazılı ret yanıtının Moskova’ya ulaştığı saatlerde Paris’te “Normandiya Formatı” toplantısı devam ediyordu. Almanya, Fransa, Rusya ve Ukrayna diplomatlarının katıldığı toplantıda asıl olarak Rusya’nın desteklediği güçlerin kontrolünde olan Donbass bölgesinin durumu ele alınıyordu.

Beklendiği gibi toplantıdan bir sonuç çıkmadı. Bu durum, Almanya-Fransa ekseninin elini zayıflatırken, ABD-İngiliz ekseninin önünü açtı.

Denilebilir ki; Almanya ve Fransa, NATO’nun yazılı yanıtının ABD’nin yanıtının bir kopyası olmasını engellememekle doğrudan muhtemel bir savaşın tarafları olmuşlardır.

Paris’te ara bulucu rolüne soyunan Almanya’nın aynı gün Ukrayna’ya 5 bin adet miğfer göndermeye karar vermesi de savaşa karşı samimi ve kararlı bir tutum içinde olmadığını gösteriyor.

Bu aynı zamanda Alman-Fransız ekseninin Avrupa’nın güvenliğini ABD’siz tesis etme gücü ve kabiliyetinde olmadığını bir kez daha gösterdi. Zira, ABD’nin planlarına karşı çıkmadıkça Rusya ile diyalog yoluyla bölge güvenliğini sağlamanın mümkün olmadığı da görüldü.

ABD emperyalizmi ise her zaman olduğu gibi kendi topraklarında uzak coğrafyalarda çıkardığı savaşlar, körüklediği gerilimler üzerinden ekonomik, askeri ve politik egemenliğini sürdürmenin peşinde.

İngiltere ve ABD savaş durumuna hazırlandıkları için büyükelçilik çalışanlarına ve vatandaşlarına en kısa sürede Ukrayna’yı terk etme çağrısında bulundular. Hatta, İngiliz basınında Rusya’nın 20 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırıyı başlatacağı da yazıldı. Bu nedenle Süddeutsche Zeitungun’da önceki gün yer alan bir haberde “Avrupa acil duruma hazırlanıyor” deniliyordu. Rusya’nın doğal gaz vanalarını kapatması durumunda ihtiyacın nerelerden karşılanacağı konusunda da araştırmalar yapılıyor. Öne çıkan alternatifler Norveç, Kuzey Afrika ve ABD.

ABD ve NATO, Rusya’nın restini görüp geri adım atmadığına göre şimdi sırada gerçekten de Putin’in ne yapacağı var. Defalarca dile getirilen “kırmızı çizgiler” konusunda geri adım atılmasına pek ihtimal verilmiyor. Aksi takdirde Rusya’nın bölgede güç ve itibar kaybedeceği açık.

En güçlü senaryoların başında, Ukrayna’nın Paris’te doğrudan muhatap almaya yanaşmadığı Donbass bölgesindeki Lugansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetlerini bağımsız devlet olarak tanımak ve korumaya alma geliyor.

Bu konuda Rusya içinde desteğin epey yüksek olduğu söylenebilir. Üstelik bölgede yaşayan 600 bin kişinin cebinde Rus pasaportu var. Hafta başında Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) parlamentonun alt kanadı Dumaya bu konuda bir önerge verdi. Dumadaki diğer sağcı, muhafazakar, liberal gruplar da önergeye destek veriyor. Putin’in partisi ise önergeyi “B planı” olarak yedekte tutuyor.

RFKP, anlaşılan savaşa karşı mücadele yerine şovenist, milliyetçi ve yayılmacı bir çizgiye kadar işi vardırmış. Hem de üzerinde oturduğu Bolşeviklerin tarihsel mirasına ihanet ederek. Putin için “B planı” hazırlamak yerine Ukrayna’da gericilik tarafından 2015’te yasaklanan kardeş Komünist Partisi ile birlikte savaşa karşı bir cephe oluşturabilseydi adına yakışır bir hamle yapmış olur ve bölge halklarının makus talihine yeni bir pencere açabilirdi.

Gelişmeler, bölge hakları ve emekçilerini pek çok açıdan zor bir dönem beklediğini gösteriyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: