SPD’nin sermaye yanlısı personel politikası

Foto: Andrea Nahles (Wikipedia), Yasmin Fahimi (yasmin-fahimi.de)

Birkaç hafta önce “DGB’de başkanlık krizi” gündemdeydi. Bugün ise krizden eser kalmamış görünüyor. Kamuoyuna yansıyan bu habere ve Andrea Nahles’in BA başkanlığına atandığı habere bakıldığında ise “ilginç tesadüfler” yaşandığı hissine kapılmamak işten değil. Ama Almanya gibi bir ülkede bazı işlerin tesadüflere bırakılmadığını bilenler için tablo farklı bir durumu gösteriyor. Hükümetin önümüzdeki dönem uygulayacağı sermaye yanlısı politikaları açısından BA ve DGB koltukları çok önemli.

SERDAR DERVENTLİ

Alman Sendikalar Birliği DGB’nin başkanlığına muhtemelen bir kadın seçilecek, hem de “göç kökenli bir kadın.” DGB basın bürosu, Yasmin Fahimi’nin “oybirliği” ile başkanlığa aday gösterildiğini ilan ettiği açıklamasında daha önce yaşanan “uygun aday” bulma sıkıntılarından tabii ki söz edilmiyordu. Sanki aylar öncesi sağlanan fikir birliği sadece kamuoyuna duyuruluyordu.

Gazetemizin son sayısında DGB’deki “başkanlık krizinin” arkasında nelerin yattığını irdeleyen bir yazı (yenihayat.de/2022/01/22/dgbde-baskanlik-krizi/) yayınlanmıştı. Bugün ise SPD’nin bu krize nasıl müdahale ettiğini ve fırsatı değerlendirdiğini görüyoruz.

GERÇEKTEN BİZDEN BİRİLERİ Mİ?

Geçen ayın son günlerinde iki önemli konuma iki kadın aday olarak gösterildi. 25 Ocak günü SPD’nin eski başkanı ve eski federal çalışma bakanı Andrea Nahles Federal Çalışma Ajansı (BA) başkanlığına, 26 Ocak günü ise Yasmin Fahimi DGB’nin başkanlığına aday gösterildiler.

İki kadının iki önemli göreve getirilmesi kadın-erkek eşitliği açısından önemli bir sinyal olarak değerlendirildi. Fahimi’nin ayrıca göçmen kökenli bir sendikacı olarak aday gösterilmesinin toplumsal katılım (“gesellschaftliche Partizipation”) açısından da önemli bir sinyal olduğu söylendi. Değişik sendikaların göçmenler komisyonları “nihayet bizden biri böyle bir önemli göreve geliyor” diye sevinçlerini dile getirdiler.

Yüzde 50’sinden fazlasının kadın (2018 sayımı) ve yüzde 26’sının göçmen kökenli (2019 sayımı) olduğu bir toplumda, yönetici pozisyonlarda neden daha fazla kadın ve göçmen kökenlinin olmadığı sorgulanması kendi başına doğru olabilir. Ancak bu tür pozisyonlara gelenlerin veya aday gösterilenlerin “bizden birileri” olduğunu ileri sürmenin doğru olmadığı da söylenmeli. İşçi sınıfının toplumsal tecrübesi bu pozisyonlara gelenlerin “kraldan çok kralcı” olduklarını kanıtlayarak geldiklerini gösteriyor. Nahles ve Fahimi’nin toplumsal (sınıfsal) açıdan asıl önemli ortak özellikleri de SPD’li ve ‘iş piyasası uzmanı’ olmalarıdır.

OLAF’IN SÜVARİLERİ

WirtschaftsWoche dergisinin internet sayfasında çıkan “Olaf’ın kızıl savaşçıları” başlıklı yazıda, “Eski SPD başkanı Andrea Nahles BA’nın başına getiriliyor, eski SPD Genel Sekreteri ve federal çalışma bakanlığında müsteşar olan Yasmin Fahimi DGB şefi olacak” denilirken “Başbakan Olaf Scholz ve sosyal demokrat stratejistler için daha iyi bir şey olamazdı” deniliyor. Yazıda Scholz’un “düğmeye” basmasıyla Federal Çalışma Bakanı Hubertus Heil’in adayları gündeme getirdiği bildiriliyor.

Yazının başlığı (“kızıl” tanımlaması bir yana bırakıldığında) Nahles ve Fahimi’den beklentileri de ortaya koyuyor. Almanya’nın “dijital ve teknolojik dönüşüm” sürecinde ülkenin kilit noktalarında güvenilir ve sermayenin ihtiyaçları açısından kendilerini kanıtlamış yöneticilere ihtiyacı var.

Bu iki SPD’li politikacının da “solcu” olduğu ileri sürülen SPD’nin gençlik örgütü Jusos içinde politik kariyerlerinin ilk adımlarını atmış olmaları bunların “solcu” olduğunu değil, SPD’nin sermaye yanlısı politikalarını bir adım daha ileriye taşıyacak “kadrosu” oldukları anlamına geliyor. Gerhard Schröder ve Olaf Scholz da bu yoldan geçip başkanlık koltuğuna gelmişlerdi.

NAHLES’İN İCRAATLARI

Koyu bir Katolik olan Nahles, öncesi bir yana son yıllardaki ister SPD başkanlığı (2018-2019) ister çalışma bakanlığı (2013-2017) döneminde olsun sürekli sermayenin çıkarlarını gözeten bir politikacı olduğunu gösterdi. Özellikle federal çalışma bakanı olarak ‘dijital ve teknolojik dönüşüm’ atılımını gerçekleştirmek için 2014 yılında bütün önemli tekellerin ve endüstriyel AR-GE kurumlarının içinde yer aldığı “sanayi 4.0 Platformu”nun (“Plattform Industrie 4.0”) kurulmasını sağlamıştı.

Aynı yıl sermaye kuruluşlarının yanı sıra içinde sendikaların da yer aldığı “Sanayinin Geleceği Birliği”nin (“Bündniss Zukunft der Industrie”) bir nevi çatı örgütü olarak kurulması da Nahles’in hanesine yazılmalı. Ayrıca geleceğe yönelik planların toparlandığı “Grünbuch Arbeiten 4.0” (2015) ve “Weißbuch Arbeiten 4.0” (2016) başlıklı kitaplar da Nahles’in yönetiminde yayınlandı.

Nahles’in çalışma bakanlığı dönemine bakıldığında akla gelen önemli bir konu ise “Çalışma Süreleri Yasası” (“Arbeitszeitgesetzes”) ile ilgili “fikirleri” oluyor. Nahles, “Weißbuch Arbeiten 4.0” isimli kitapta bu konuya ilişkin temel değişiklikleri içeren önerileri kamuoyuna sunmuştu.

Katı yasal uygulamalardan yana olmadığını” söyleyen ve “çalışma süreleri yasasını bir süreliğine rafa kaldıralım bakalım ne olacak” gibi “masum” önerileri gündeme getiren Nahles ayrıca bugün yaygın olarak gündemde olan “evden çalışma” (“Home-Office”), günlük çalışma süresinin altı saat olması (“Sechs-Stunden-Tag”) ve tabii ki bütün bu fikirlerin toparlandığı “esnek çalışmanın daha planlı yaygınlaşması” yönünde adımların atılmasına önayak olmuştu. Özellikle, geçici olarak kısmi çalışanların yeniden eski işlerine dönmeleriyle ilgili hazırladığı yasa tasarısı CDU tarafından değişik gerekçelerle engellenmişti.

Bu durumu 2017 başında, “Federal hükümette bu konuda anlaşamadık ama konuyu takip etmeye devam edeceğim” diye yorumlayan Nahles, BA başkanı olarak SPD/FDP/Yeşiller hükümetine bu konuda öneriler getirme, yürürlükteki yasalara rağmen “pilot projelere” izin verme gibi yetkilerini sonuna kadar kullanabilecek.

GÖÇ KÖKENLİ KADIN BAŞKAN…

DGB’nin 22. kongresinde başkanlığa seçilmesi kuvvetle muhtemel görünen Fahimi’nin, sendikal çatı örgütünün ilk kadın ve göçmen kökenli başkanı olarak tarihe geçeceği söylenebilir. Fahimi’nin ayrıca çatı örgütünde yaşanan “başkanlık krizinin” çözülmesindeki rolü de küçümsenmeyecektir elbette.

Bizim için asıl önemli olan önümüzdeki yıllarda DGB’nin çatı örgütü olarak izleyeceği yol olacaktır. Her ne kadar “DGB değil, asıl işi işkolu sendikaları belirliyor” denilse de çatı örgütünün özellikle “işçilerin lobi örgütü” olarak üstlendiği bir yığın önemli iş var. Bunların başında ise yasal düzenlemeler geliyor. Çalışma yaşamını ve emekçileri ilgilendiren her tür yasa değişikliği veya yeni bir yasa gündeme geldiğinde DGB’nin uzmanları da devreye giriyor. Dolayısıyla DGB’nin yürütmesindeki her türlü değişiklik işçi ve emekçileri de yakından ilgilendiriyor.

DGB içinde sağ kanadın “baştemsilcisi” rolünü hiçbir sendikaya kaptırmamakta kararlı olan IG BCE içinde sendikal kariyerine başlayan Fahimi, SPD genel sekreteri ve daha sonra çalışma bakanlığında müsteşar olduğu dönemlerde Nahles’in bütün çalışmalarında yer aldı. Sendikal örgütlenmeye ve grev hakkına saldırı olarak tarihe geçecek olan “TİS Birliği Yasası” Nahles tarafından 2014’de hazırlanırken Fahimi bunu SPD Genel Sekreteri olarak kamuoyunda savundu. Özellikle makinistlerin grevlerine, “Bazı meslek sendikalarının kendi çıkarları için ülkemizin hayati fonksiyonlarını felç etmeleri doğru değildir” diye sözlü saldırıda bulunarak işçi düşmanı tutum içinde olmuştu.

Hartz IV yasası kapsamında gündemde olan yaptırımların ağırlığı gündeme geldiğinde, bu yardımla geçinenlerin “toplumsal dayanışmadan faydalandıklarını” söyleyen Fahimi, “yasa gereklerini yerine getirmeyenler sonuçlarına katlanmalı” diye yoksul düşmanı tutumunu ortaya koymuştu.

Fahimi’nin bir diğer özelliği de Sol Parti’yi yedekleme, SPD’ye yakınlaştırma konusunda attığı adımlar. Eski SPD Başkanı Sigmar Gabriel’in de içinde yer aldığı, “SPD, Yeşiller ve Sol Parti – Soldan toplumsal çoğunluk mümkün mü” tartışmalarına genel sekreter olarak katılan ve sonrasında da sürdüren Fahimi, bu açıdan da izlenmesi gereken bir politikacı ve sendikacı.

TESADÜF VE PLANLAR

Nahles ve Fahimi’nin birer gün arayla önemli görevler için tercih edilmeleri “tesadüf” gibi görünebilir. Ama Almanya gibi bir ülkede bazı işlerin kesinlikle tesadüflere bırakılmadığı, en küçük bir tereddüttün veya boşluğun doğmasıyla alternatif planların hayata geçirildiği de defalarca yaşandı.

Hükümetin önümüzdeki dönem uygulayacağı sermaye yanlısı politikaları açısından BA ve DGB koltukları çok önemli. Nahles’i aday göstermek için uygun bir zaman arayan Scholz ve ekibi, DGB’de gündeme gelen başkanlık krizinde bu olanağı yakaladı ve hiç zaman kaybetmeden bunu değerlendirdi.

Nahles’in BA’nın başkanlığına getirilmesiyle ilgili olumlu veya olumsuz tepkiler bile gelmeden Fahimi’nin DGB başkanlığına aday gösterilmesi, sermaye politikaları açısından “iyi” bir hamleydi. Bu hamlenin işçi ve emekçiler açısından pek iç açıcı olmayacağı da açık.