Sendikacı Hasan’ın hayatı

Foto: Ali Çarman

Sendikacı Hasan kitabı bir yanıyla otobiyografik diğer yanıyla yoksulluğun girdabında umutlu olmanın örneği sayılabilecek hayattan bir kesit.

Ali ÇARMAN / Stuttgart

İnsanlık tarihi kadar kökleri derinliklerden gelse de göç ve göçmenlik günümüzün dünyasında politik-ekonomik nedenlerden ötürü uluslararası bir sorun olarak farklı boyutlarda devam ediyor. Geride bıraktığımız yıl Türkiyeli işçilerin Almanya’ya gelişlerinin 60. yılı olarak tarihsel yerini aldı. Almanya’da bu konuda sayısızca etkinlik gerçekleştirilirken bir o kadar da kitap ve makaleler yayımlandı.

Obernhausen Alevi Kültür Merkezindeki söyleşide tanıştığım Hasan Özen de kendi alanında cesaretli bir adım atarak ‘Sendikacı Hasan’ ismiyle kitabını yayımlamış. Sendikacı Hasan kitabı bir yanıyla otobiyografik diğer yanıyla yoksulluğun girdabında umutlu olmanın örneği sayılabilecek hayattan bir kesit.

Ülkemizin tanınmış şairlerinden Hasan Hüseyin Korkmazgil’in deyimiyle Hasan Özen; “Allah’ın bol yoksulluğun kol gezdiği” Gürünlüdür. 1950’li yıllar Türkiye’nin bütün kırsal yörelerinde birbirine benzer bir hayat devam etmekte. Okumak desen zor, hayat kavgası desen daha zor. Kelimenin tam anlamıyla ekmek aslanın ağzında. Yoksul ve yetim çocuklar karın tokluğuna ağaların yanına verilir. Çocuklar sadece yaşamak için kendilerine her söyleneni kelimesi kelimesine yerine getirmekte.

1960 DARBESİNDE ASKER OLMAK

60 yıllık göç sürecinde ülkemizde birçok darbe yaşandı. Hasan Özen, 27 Mayıs 1960 darbesinde askerdir. O dönemin Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdalhun ile TBMM Başkanı Refik Koraltan’ın gözaltına alınmalarına asker olarak bizzat tanıklık eder. Ankara sokakları tank ve postal sesleriyle inlemektedir. Sendikacı Hasan kitabı; Maraş, Çorum, Solingen ve Sivas Katliamlarına yer verilmiş, sadece bununla kalınmamış ülkemizin durumunu kendince yorumlayan 60 yıllık bir almanak durumunda.

Yoksulluğun insanın omuzuna yüklediği katlanılmaz zorluklar, köy yerinde sevdalanmalar, amca kızına aşık olma halleri derken hayat yolu onu İstanbul’a çıkarır. Zaman, kişide derin izler bırakarak ilerliyor. Ve kişi özellikle gençlik yıllarında bu gerçekliğin ayırdında değil. Tam aksine heyecan ve arayışlar içindedir. İstanbul’daki kısa dönem çok şeyler öğretir. Sevdiceğine kavuşma ve güzel bir hayat sürdürme amacıyla sabahın köründe kalkıp amele pazarında çalışmak için seçilmeyi bekler. “Bunun böyle devam etmeyeceğini anladım ve Almanya için irtibat bürosuna başvurdum” der Hasan Özen.

ALMANYA YOLCULUĞU

Cevap gecikince yeniden köyüne Kavak’a döner. Bir gün gelen bir telgraf ile yeniden İstanbul’a oradan da Almanya’ya gelir. O yıllar, dağı taşı olan İstanbul’da başını koyacak bir mekanı dahi zor bulur. Eş-dost yardımıyla nihayet 7.11.1963 de Sirkeci’den kalkan Münih trenine biner. Üç günlük yolculuk sonrası Münih tren istasyonunda Türkçe yapılan “Elinde 4100 numara olanlar 11 nolu perona gidip Duisburg trenine binsinler” çağrısıyla başlayan Almanya içi yolculuğu Duisburg da sonlanır.

İki günlük dinlenme sonrası, yeniden doktor kontrolü olur ve hemen işbaşı yapılır. İşçi barakalarında devam eden zorlu bir hayat başlar. “Almancayı kendi çabalarımla öğrendim. Çok kısa bir süre sonra sendikaya üye oldum” der Hasan Özen. Sendika temsilciliği aktivisti olarak eğitim toplantılarına katılır.

SENDİKACI OLARAK İŞÇİLERİ ÖRGÜTLEME

Yabancı işçiler sendikalarda tam eşit haklara sahip değiller. İşçilerin birlikte hareket etmesinden söz edenler ancak bütün işçilerin işyeri işçi temsilcisi olabileceğini 1972’de kabul ettiler. Burada kitaptan kısa bir alıntı yapalım; “Kendimi sendikadaki işçi hakları mücadelesine hazırlarken, yıl 1972, Türkiye Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği zamanları yaşıyor. Büyük bir haksızlık, bu gençler hiçbir zaman insana zarar verecek bir iş yapmadılar. İşçi sınıfının düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırmak için verilmiş bir karardı bu karar. Bu gençler bencil çıkarları için değil, ezilen sınıfın hakları için mücadele veriyorlardı. Onlara idam kararı verenleri sınıf düşmanları olarak eleştireceğim. Üç fidan ezilen sınıf için kendilerini feda ettiler.”

İşyeri işçi temsilcisi, Duisburg göçmen işçiler bölümü başkanlığı, eğitim toplantılarında eylemlere, işçi grevlerine katılma ve zaman zaman 1 Mayıslarda mitinglerde yaptığı konuşmalar ile o artık yaşadığı şehrin Sendikacı Hasan abisi olmuştur. Ümit Köseoğlu, Yılmaz Karahasan, Nihat Öztürk.. Sendika yöneticilerinin eğitim toplantılarına düzenli katılması, işçi mücadelesi içinde kendini geliştirmesi ile Hasan Özen’de seminer verir duruma gelir.

İŞÇİ KALEMİNDEN DÖKÜLEN SÖZCÜKLER

Okuyucu bilmelidir ki Hasan Özen bir yazar veya edebiyatçı değil. İlkokulu zar zor bitirmiş ve yıllarca çalışıp emekliye ayrılan bir Mannesman işçisi. Alman komşularıyla devam ettirdikleri dostane ilişkilerde, memleketteki kardeşlerini yanına getirmesine, demokratik derneklerin çalışmalarına duyduğu ilgi, bir parçası olduğu toplumun demokratik ögelerini benimseme ile işçi sınıfının nasıl bir uyum sağladığının güzel belgesini sunmuş. Bir işçinin, bir sendikacının kaleminden kağıda dökülen sözcükler dizini‚ Sendikacı Hasan kitabı göçmen işçiler çalışmasına ilgi duyan herkesin çok rahat okuyabileceği bir kitap.