Schröder, Alman sermayesi ve Rusya

Foto: Vladimir Putin (solda) ve Almanya'nın eski başbakanların Schröder | Fotoğraf: Kremlin.ru/Wikimedia Commons (CC BY 4.0)

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da genel siyasi teamüle göre, eski başbakanlar görevi bıraktıktan sonra aktif siyaseti bırakır, anılarını yazar ve zaman zaman televizyon ekranlarından fikirlerini söylerler. Bunu en çok 1974-82 yılları arasında başbakanlık koltuğuna oturan SPD Üyesi Helmut Schmidt yapardı.

Ondan sonra başbakanlık koltuğuna oturan Helmut Kohl ise en uzun süre başbakanlık koltuğunda oturan siyasetçi unvanını elinde tutmaya devam ederken, Schröder tarafından devrildiği 1998’den öldüğü 2017’ye kadar kameralar karşısına pek çıkmadı, siyaset ve ticaretle uğraşmadı.

Kohl’den sonra en uzun süre başbakanlık koltuğuna oturan Angela Merkel ise geçen yıl yapılan genel seçimlerin ardından 8 Aralık’ta görevi şimdiki Başbakan Olaf Scholz’a devrettikten sonra adeta sırra kadem bastı. En son ocak ortasında kendisiyle ilgili çıkan haberlerde Birleşmiş Milletler tarafından yapılan iş teklifini kabul etmediği yazıldı.

Ne var ki; 1998-2005 yılları arasında SPD ile Yeşiller arasında kurulan Koalisyon Hükümetinin Başbakanı Gerhard Schröder, kendisinden önceki ve sonraki sekiz başbakandan farklı olarak halen siyaset ve ticaret sahnesinde boy göstermeye devam ediyor.

Görevde bulunduğu yıllar arasında ajanda 2010 adı altında işçi sınıfının pek çok kazanımını yok etmede Kohl’ü de geride bırakarak adeta tabuları yıkan Schröder, büyük kitle gösterilerinin ardından 2005’teki erken seçimleri kaybedip başbakanlığı Merkel’e teslim ettikten sonra soluğu Rus tekeli Gazprom’un büyük ortağı olduğu Kuzey Akımı (NEGP) konsorsiyumunda aldı. Hem de denetleme kurulu başkanı olarak.

Başbakan olarak altına imza attığı projenin, sonradan menajer olarak başına geçmek ancak fütursuz bir siyasetçinin yapabileceği bir işti. Ve Schröder bütün eleştirilere kulak tıkayarak, kendisine bu görevi veren Alman ve Rus enerji tekellerinin hizmetinde çalışmayı kabul etti. Şimdi de enerji tekellerinin çıkarları temelinde Putin’in kankası olarak üyesi olduğu partinin Rusya’ya dair siyasetini dizayn etmeye çalışıyor.

Bugünlerde çokça tartışılan, Ukrayna’yı devre dışı bırakarak Rus doğal gazını Baltık Denizi altından Avrupa pazarına güvenli yollardan ulaştıran Kuzey Akımı’nın geçmişi 1995’e kadar uzanıyor. Birçok kaynak bunun bir Rus planı olduğunu yazıyor. İlk adım Finlandiya ile atılmak istenmiş, ancak sonuç alınamamıştı. Bugünkü gelişmeler, Rusya’nın Ukrayna ve Polonya’yı saf dışında bırakarak doğal gazı Avrupa’ya ulaştırma seçenekleri üzerinde çok çalıştığını gösteriyor.

Denilebilir ki; Ukrayna’daki Batı destekli Turuncu Devrim bu süreci hızlandırdı.

Kuzey Akımı konusunda ilk önemli adım Schröder’in başbakanlığı döneminde, 2004’te Alman enerji tekelleri E.ON ve Wintershal ile Gazprom arasında imzalanan anlaşmayla atıldı. 11 Nisan 2005’te ise proje, Schröder ve Putin’in katıldığı bir törenle dünyaya ilan edildi. Aynı yılın eylül ayında erken seçimleri Merkel’e karşı kaybeden Schröder, projenin başına geçerek bu kez enerji tekellerinin temsilcisi olarak siyaset ve ticaret sahnesinde yerini korumaya devam etti. Bunda, Putin ile olan “özel ilişkisi”nin de rolü büyük.

Başta ABD ve NATO olmak üzere Batılı emperyalist ülkelerin Ukrayna üzerinden Rusya’ı açıktan hedef aldığı şu günlerde Schröder, 2017’den bu yana denetleme kurulu başkanlığı yaptığı Rus enerji tekeli Rosneft’teki görevine de devam etme karar aldı. Süddeutsche’de yer alan habere göre iki tekelden yılda bir milyon avronun üzerinde para alıyor. Rusya’nın en büyük petrol üreticisi durumundaki devlet tekeli Rosneft, Ukrayna’daki gelişmeler nedeniyle AB’nin yaptım listesinde bulunuyor.

Her ne kadar Schröder, gelen eleştiriler karşısında “kişisel mesele” diyerek savunma yapsa da, gerçekte başta enerji tekelleri olmak üzere Rusya ile ticari ilişkiler sürdüren Alman sermayesinin temsilciliğini yapıyor. Bu nedenle, en tehlikeli dönemde bile bu sermaye grupları için risk alıp, Rusya ve Lideri Putin ile iyi ilişkiler sürdürmeye devam ediyor.

Bu nedenle durumu tek başına siyasetten emekli olan bir başbakanın para kazanma hırsı olarak görmemek gerekiyor. Zira, Alman hükümetinin ABD’nin istediği yönde ve hızda Rusya’ya karşı adımlar atılmasına karşı çıkması, ayak sürmesinin önemli maddi nedenleri bulunuyor. Schröder, bu maddi nedenlerin enerji boyutunu temsil ediyor. Ki, enerji hamleleri yakın gelecekte uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirecek bir öneme sahip. Kuzey Akımı 1’in temeli atılıp, faaliyete geçtiğinde bunun Almanya ile Rusya arasında doğal gaz taşıyan boru hattı olmaktan çok stratejik ortaklığa dair bir hamle olduğu değerlendirmesinde bulunanlar haklı çıktı. Kuzey Akımı 2, bunu perçinledi. Kuzey Akımı’nda payı buluna Alman ve Fransız sermayesinin önemli bir bölümü şimdi doğal gaz üzerinde somutlaşan bu stratejik ekonomik-siyasi iş birliğinin ABD’nin çıkarlarına feda edilmemesi için direniyor. ABD ise, özellikle Almanya’nın elde ettiği bu hamle üstünlüğünü bitirerek, kendi hanesine yazmak istiyor. Bunu yapamadığı takdirde çok şeyi kaybedeceğinin farkında.

Gelişmeler, Ukrayna üzerindeki emperyalist paylaşım mücadelesinin pek çok boyutunun olduğunu gösteriyor. Süreç ilerledikçe Batı ittifakında ve ülkeler içinde tartışma ve saflaşma daha belirgin bir hal kazanacak. Şu günlerde Schröder üzerinden SPD içinde başlayan tartışmalar da bunun bir yansıması.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: