AB -Afrika Zirvesi: Bir sömürge modeli

Avrupa Birliği-Afrika Zirvesi Brüksel’de başladı. Zirve, Afrika ülkelerinin Kovid-19 aşısının patentinin serbest bırakılmamasına duyduğu öfke ve AB’nin hala Afrika’yı hammadde ihracına dayalı bir sömürge gibi görmesi nedeniyle pek de uyumlu değil.

Bugün Brüksel’de başlayan AB-Afrika zirvesi, Avrupa’nın Afrika kıtasındaki etkisinin azalması ve Afrika’da eski sömürgeci güçlere karşı artan kızgınlığın arka planında gerçekleşiyor. Başlangıçta 2020 için planlanan toplantı korona ve Afrika tarafındaki kızgınlık nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Geçen haftanın sonunda, Afrika’dan hangi devlet ve hükümet başkanlarının yer alacağı henüz belli değildi. Bu, Afrika tarafındaki memnuniyetsizliğin göstergesi. Şu anda Afrika kıtasında, esas olarak Avrupa’daki güçlü ülkelerin Kovid-19 aşılarının patentlerini en azından geçici olarak askıya almayı reddetmesi nedeniyle bir kızgınlık var. Ancak ilişkilerin hep tek taraflı olması nedeniyle de öfke söz konusu. Eski bir üst düzey BM yetkilisi ve şu anda Cape Town Üniversitesi Mandela Kamu Yönetimi Okulu’nda profesör olan Carlos Lopes, „Afrika’nın sadece hammadde ihracatçısı olduğu bir sömürge modelinde yaşıyoruz“ diye düşünüyor.

AB’nin bu türden zirve gibi toplantılara yaklaşımı Afrika ülkelerinde de kızgınlığa neden oluyor. Alman Kalkınma Enstitüsü’nden (DIE) Niels Keijzer, AB’nin, Ekonomik Ortaklık Anlaşmaları (EPA) gibi, genellikle „tartışmalı konular hakkında görüşmekten kaçınmaya“ çalıştığını aktarıyor. Bunun yerine Lopes, Brüksel’in önceden Afrika devletlerine, onlara yeterince „danışmadan“ düzenli olarak kavram ve stratejiler sunduğuna dikkat çekiyor. Avrupa’nın uygun gördüklerinin uygulanması ise „çoğu zaman beklentilerin çok gerisinde kalıyor“. Avrupa’ya yönelik „Afrika’yı kıtanın sanayileşmesine katkıda bulunacak Çin, Rusya, Türkiye gibi ülkelerle yeni ortaklıklar aramaya iten çok fazla hayal kırıklığı var“.

Aslında, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik ilişkiler yıllardır durgunluk içindeyken, Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkiler patlama yaşıyor ve Çin uzun zamandan beri kıtanın en önemli ekonomik ortağı haline geldi. Özellikle AB ile ilişkilerde Kovid-19 aşıları konusunda geçtiğimiz günlerde şiddetli tartışmalar ortaya çıktı. AB’de nüfusun yüzde 71’i şu anda tam olarak aşılanmış ve birçoğu da destekleyici aşı almışken, Afrika kıtasında tam aşılı kişilerin oranı yüzde on ikiden az. Afrika devletleri uzun zamandır Kovid-19 aşıları üzerindeki patentlerin en azından geçici olarak kaldırılması için çağrıda bulunuyor; bu, birkaç Avrupa ülkesinde, özellikle Almanya’da başarısız oluyor. BioNTech (Almanya) ve Pfizer (ABD), Güney Afrika, Ruanda ve Senegal’deki şirketlerle aşı üretiminde pay sağlayan anlaşmalar imzaladı. Ancak bu, aşının bağımsız bir üretimi değil, yalnızca Avrupa’dan teslim edilen serumun doldurulması ve paketlenmesi („doldur ve bitir“) şeklinde. Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa geçtiğimiz günlerde zengin batılı devletlerin eylemlerini „aşı apartheiti“ olarak kınadı: „Aşı stokladılar, nüfuslarının ihtiyaç duyduğundan daha fazla aşı sipariş ettiler. Özellikle ortaklarımız olduklarını iddia ettikleri için gösterdikleri açgözlülük hayal kırıklığı yarattı.” dedi. Zirve sürecinde de AB’nin konumundan ayrıldığına dair bir işaret yok.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) salgınla mücadele için Ağustos 2021’de yayınladığı 650 milyar ABD doları değerindeki sözde Özel Para Çekme Hakları (SDR) konusunda da anlaşmazlıklar var. Uzmanların açıkladığı gibi, SDR’ler bir tür „ülkelerin acil mali yardıma ihtiyaç duyduklarında diğer ülkelerle nakit alışverişinde bulunabilecekleri kuponlardır“. IMF bunları hissesi oranında dağıtır; sonuç olarak, zengin ülkeler fakir ülkelerden çok daha fazlasını alır. 650 milyar dolarlık SDR’nin yüzde 27’si AB ülkelerine, sadece yüzde 5’i Afrika ülkelerine gitti. Zengin devletlerin onlara pek ihtiyacı olmadığı için – ekonomilerini canlandırmak için muazzam miktarda parayı harekete geçirebildiler – kalkınma örgütleri AB’nin SDR’lerini Afrika ülkelerine devretmesini talep ediyor. Şimdiye kadar, beş AB üyesi bunu yapmayı kabul etti: Fransa, İtalya ve İspanya’nın her biri SDR’lerinin yüzde 20’sini, Hollanda ve Belçika ise yüzde dördünü Afrika’ya aktarmak istiyor.

Almanya ise hiçbir şey vaat etmedi. Gözlemciler, çoğu AB ülkesinin SDR konusunda Afrika’ya yardım etmeyi reddetmesini „son derece hayal kırıklığı“ olarak nitelendiriyor.
AB ülkeleri aşı patentlerini serbest bırakmayı reddetmeye ve sınırlı miktarlarda SDR’yi Afrika ülkelerine aktarmaya devam ederken, Afrika’yı Avrupa’nın enerji geçişine yardımcı olmak için “yeşil” hidrojen üretmek için kullanmak istiyorlar. Bu amaçla, Afrika kıtasında güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinin inşası teşvik edilecek; AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, „Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen ucuz elektrikle rekabetçi fiyatlarla üretilebilir“ diye açıklıyor Timmermans planı ilginç bir mantıkla destekliyor: „Biz kardeş kıtalarız ve geleceklerimiz birbirine bağlı“. Kuşkusuz, bu tür süslü laflar, gözlemcilerin Afrika’yı “yeşil” hidrojen tedarikçisi olarak kullanmanın sonuçlarına dikkat çekmesini engellemez. En iyi ihtimalle, bunun “yeşil” çelik veya gübre üretimi gibi hidrojen üretimi etrafında gelişen birkaç endüstriyel sektöre yol açacağı söyleniyor; Öyle olsa bile, Afrika AB için az gelişmiş bir tedarikçi olarak kalacaktır. Gelişme olumsuz bir seyir alırsa, AB için ayrılan „yeşil“ hidrojen, oranın halkı için feci sonuçlarla Afrika’nın elektrik kapasitelerini tamamen yutabilir ve elektrik fiyatlarını yükseltebilir.

(German Foreign Policy’ten çeviren: Semra Çelik)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: