Alman sermayesinin Rusya hesabı

ABD ile Rusya arasında Ukrayna üzerinde yükselen tansiyon ve savaş tehlikesi konusunda Almanya, Fransa ile birlikte temkinli bir yaklaşım içinde. Sürekli istikrar ve diyalog çağrısı yapan bu iki ülkenin Rusya ile başta enerji olmak üzere değişik alanlarda çıkarları bulunuyor. Almanya eski başbakanı Gerhard Schröder’in açıktan Rusya yanlısı tutumu Alman sermayesinin bir bölümünün çıkarını temsil ediyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD ile Rusya arasında Ukrayna üzerinde başlayan çekişme ve gerilim büyümeye devam ediyor. ABD, İngiltere ve bir çok Doğu Avrupa ülkesi, Rusya’ya askeri olarak bir yanıt verilmesini savunuyor. Bu nedenle Rusya’nın bir hata yapıp Ukrayna’ya saldıran taraf olması için adeta avuçlarını ovup, gün sayıyorlar.

Avrupa Birliği’nin motor ülkeleri olarak bilinen Almanya-Fransa ekseni ise ABD-İngiltere ekseninden farklı olarak Rusya ile diyalog yoluyla çatışmazlığın korunmasını savunuyorlar. Bu temelde 7 Şubat’ta Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Washinton’a, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Moskova’ya yaptığı ziyaretler önem arz ediyor. Her iki lider benzer tutum alarak, Rusya ile diyalog kanallarının açık tutulmasını ve müzakerelerin yapılmasını savundu. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in, Almanya, Fransa, Ukrayna ve Rusya’nın katılımıyla imzalanan Minsk 2 anlaşmasının yeniden canlandırılması için verdiği mesaj da önemli bir hamle olarak değerlendirildi.

Yani Almanya-Fransa ekseni bir taraftan Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması durumunda en sert yanıtın verileceği tehdidini savururken, diğer taraftan sorunun Rusya ile müzakere yoluyla giderilmesini savunuyorlar.

Özellikle Almanya’nın uzun yıllardır Rusya ile ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirdiği gözönünde bulundurulduğunda, ABD ve İngilere’den farklı bir tutum içerisine girmesinin arkasında önemli çıkar hesapları bulunuyor. Bu ilişkilerin önemli merkezlerinden birisinin eski Başbakan Gerhard Schröder olduğunu söylemek ise yanlış olmayacaktır.

9 BAŞBAKANDAN FARKLI BİR PROFİL OLARAK SCHRÖDER

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde, bugüne kadar başbakanlık yapan dokuz siyasetçi arasında Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Gerhard Schröder’in farklı bir özelliği var. 1998-2005 yılları arasında SPD ile Yeşiller arasında kurulan koalisyon hükümetinin başbakanı Gerhard Schröder, kendisinden önceki ve sonrakilerden farklı olarak halen sahnede boy göstermeye devam ediyor.

Görevde bulunduğu yıllar arasında ‚Ajanda 2010‘ adı altında, işçi sınıfının pek çok temel kazanımlarını yok etmede Kohl’ü de geride bırakarak adeta tabuları kıran Schröder, 2005’teki erken seçimleri kaybedip başbakanlığı Merkel’e teslim ettikten sonra soluğu Rus tekeli Gazprom’un büyük ortağı olduğu Kuzey Akımı (NEGP) konsorsiyumunda aldı. Hem de denetleme kurulu başkanı olarak.

Başbakan olarak altına imza attığı Kuzey Akımı projesinin sonradan menajer olarak başına geçmek ancak fütursuz bir siyasetçinin yapabileceği bir işti. Ve Schröder bütün eleştirilere kulak tıkayarak, kendisine bu görevi veren Alman ve Rus enerji tekellerinin hizmetinde çalışmayı kabul etti. Şimdi de enerji tekellerinin çıkarları temelinde Putin’in ‚kankası‘ olarak üyesi olduğu partinin Rusya’ya dair siyasetini dizayn etmeye çalışıyor.

Bugünlerde çokça tartışılan Baltık Denizi altından, Ukrayna’yı devredışı bırakarak Rus doğal gazını Avrupa pazarına güvenli yollardan ulaştırma planlarının geçmişi 1995’e kadar uzanıyor. Bir çok kaynak bunun aslında bir Rus planı olduğunu yazıyor. İlk adım Finlandiya ile atılmak istenmiş, ancak sonuç alınamamış. Bugünkü gelişmelere bakıldığında, Rusya’nın yakın gelecekte Ukrayna’yla ilişkilerinin bozulması durumuda doğal gazı Avrupa’ya hangi yollarla ulaştıracağının seçenekleri üzerinden çok çalıştığını gösteriyor. Ukrayna’daki batı destekli Truncu Devrim de bu süreci hızlandıran bir başka etken oldu.

ÖNCE BAŞBAKAN OLARAK TÖRENE KATILDI, SONRA ŞEF OLDU

Uzun bir süre ciddi sonuç alınmayan Kuzey Akımı konusunda ilk önemli adım, Schröder’in başbakanlığı döneminde, 2004’te Alman enerji tekelleri E.ON ve Wintershal ile Gazprom arasında imzalanan anlaşmayla atıldı. 11 Nisan 2005’te ise proje Schröder ve Putin’in katıldığı bir törenle dünyaya ilan edildi. Aynı yılın eylül ayında yapılan seçimleri Merkel’e karşı kaybeden Schröder, projenin başına geçerek bu kez enerji tekellerinin temsilcisi olarak siyaset ve ticaret sahnesinde yerini korumaya devam etti. Bunda, Putin ile olan “özel ilişkisi”nin de rolü büyük.

Başta ABD ve NATO olmak üzere batılı emperyalist ülkelerin Ukrayna üzerinden Rusya’ı açıktan hedef aldığı şu günlerde, Schröder 2017’den bu yana denetleme kurulu başkanlığı yaptığı Rus enerji tekeli Rosneft’teki görevine de devam etme karar aldı. Rusya’nın en büyük petrol üreticisi durumundaki devlet tekeli Rosneft, Ukrayna’daki gelişmeler nedeniyle AB’nin yaptırım listesinde bulunuyor. Bu nedenle tekel yurtdışından özel teknik aletleri ve hizmetleri alamıyor.

“ÖZEL MESELE” DEĞİL, TEKELLERİN ÇIKARI SÖZ KONUSU

Her ne kadar Schröder, gelen eleştirileri “özel mesele” olarak açıklayıp savunmaya geçse de, gerçekte başta enerji tekelleri olmak üzere Rusya ile ticari ilişkiler sürdüren Alman sermayesinin temsilciliğini yapıyor. Bu nedenle, en tehlikeli dönemde bile bu sermaye grupları için risk alıp, Rusya ve lideri Putin ile iyi ilişkiler sürdürmeye devam ediyor.

Bu nedenle durumu tek başına siyasetten emekli olan bir başbakanın daha fazla para kazanma arzusu olarak görmemek gerekiyor. Zira, Alman hükümetinin ABD’nin istediği yönde ve hızda Rusya’ya karşı adımların atılmasına karşı çıkması ve ayak sürümesinin önemli maddi nedenleri bulunuyor. Schröder, bu maddi nedenlerin enerji boyutunu temsil ediyor.

Ki, enerji hamleleri yakın gelecekte uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirecek bir öneme sahip. Kuzey Akım 1’in temeli atılıp, faaliyete geçtiğinde bunun Almanya ile Rusya arasında doğal gaz taşıyan boru hatı olmaktan çok daha stratejik bir hamle olduğu değerlendirmesinde bulunanlar haklı çıktı. Kuzey Akım 2, bunu perçinledi. Kuzey Akım 2’de payı buluna Alman ve Fransız sermayesinin önemli bir bölümü şimdi doğal gaz üzerinde somutlaşan bu stratejik ekonomik-siyasi işbirliğininin ABD’nin çıkarlarına feda edilmemesi için direniyor. ABD ise, özellikle Almanya’nın elde ettiği bu stratejik hamle üstünlüğünü bitirerek, Almanya ve Fransa’nın bağımsızlaşma çabalarını baskılamayı hedefliyor. Ve bunu yapamadığı takdirde çok şeyi kaybetmekle karşı karşıya olduğunun farkında.

Gelişmeler, Ukrayna üzerindeki emperyalist paylaşım mücadelesinin pek çok boyutunun olduğunu ve süreç ilerledikçe Batı ittifakında ve ülkeler içinde buna göre tartışma ve saflaşmanın daha belirgin bir hal kazanacağını gösteriyor. Şu günlerde Schröder üzerinden SPD içinde başlayan tartışmalar da bunun bir yansıması. (YH)


KUZEY AKIMI

SSCB dönemindeki adıyla Leningrad, bugünü adıyla Sankt Petersburg’un kuzeyinde bulunan Wyborg ile Almanya’nın Greifswald kendi yakınında bulunan Lubmin arasında Baltık Denizi altında doğal gaz nakli sağlayan Kuzey Akım 1 ve 2 hatları, son yıllarda sıkça kamuoyunda tartışılıyor. Her biri yılda 55 milyar metreküp doğal gaz taşıma kapasitesine sahip bu hatların en önemli özelliği Ukrayna ve Polonya’yı “enerji koridoru” olmaktan çıkarıyor. Her iki ülke Rus doğal gazı transit olarak geçtiği için hem gazı daha ucuza alabiliyorlardı hem de ek gelir elde ediyorlardı. Bu nedenle Rusya, doğal gaz ve petrolü Avrupa’ya satmak için bir şekilde bu ülkelere bağımlı idi. Ancak Kuzey Akım hatlarının devreye girmesiyle bu bağımlılık ortadan kaldı. Almanya’yı ise Rus gazını Avrupa pazarına sunan ülke haline getirdi. 2011’de devreye giren Kuzey Akım 1, 7,4 milyar euroya, yapımı biten ancak henüz devreye konulmayan Kuzey Akımı 2 ise 9,5 milyar euroya mal oldu.

Kuzey Akım 1’in ortakları: Gazprom (yüzde 51), Uniper (eski adı E.ON – Almanya), Wintershall dea (Almanya), Gasunie (Hollanda) ve Engie (Fransa)

Kuzey Akım 2’nin ortakları: Gazprom (yüzde 52), Uniper (Almanya), Wintershall (Almanya), Royal Dutch Shell (Hollanda-İngiltere), OMV (Avusturya) ve Engie (Fransa)


Almanya-Rusya ticari ilişkileri

Almanya’nın Ukrayna üzerinden Rusya ile gerilim ve çatışma yerinde diyaloga vurgu yapması, bu temelde girişimlerde bulunmasının başlıca nedeni ekonomik ilişkiler. Kırım’ın ilhakından önceki dönemde Almanya-Rusya ticari ilişkileri adeta baharını yaşıyordu. 2012’de yıllık ticaret hacmi rekor düzeye ulaşarak, 80,8 milyar euroya ulaştı. 2013’te ise 76,5 milyar euro seviyesinde kaldı.

2014’te Kırım’ın işgali, Ukrayna’da yaşanan darbe ve sonrasında batı tarafından uygulanmaya başlanan yaptırımlar her iki ülke arasındaki ticari ilişkilere önemli darbeler vurmaya başladı. Bu gelişmelerden önce Almanya’nın Rusya’ya ihracatı yıllık ortalama 36, Rusya’nın Almanya’ya ihracatı ise 40 milyar euro civarında idi. Yaptırımlar özellikle Almanya’nın Rusya’ya mal satmasını önemli oranda etkiledi. 2021 verilerine göre her iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık olarak 45 milyar euro seviyeside düştü.

Almanya Rusya’ya asıl olarak makine, otomobil ve kimyasal ürünler satarken, en fazla doğal gaz satın alıyor. Almanya ihtiyaç duyduğu doğal gazın yüzde 56’sını Rusya’dan, yüzde 30’unu ise Norveç’ten karşılıyor.

2013’te 6 bin 200 Alman firması Rusya’ya faaliyet sürdürürken bu sayı 2021’de 4 bin 900’e kadar düştü. Alman tekellerinin Rusya’da birçok önemli projeyi hayata geçirdiği biliniyor. Kuzey Akımı’nın yanı sıra Moskova-Kazan hızlı tren yolunu Siemens tekeli yapıyor. Yine 2014’teki Soçi kış oyunları ve 2018’deki dünya kupası öncesinde bir çok spor tesisi Alman firmaları tarafından inşa edildi. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: