Hesaplaşma büyük

llüstrasyon: Mailtoanton/Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)

Ahmet Yaşaroğlu

Ukrayna merkezli kriz, emperyalist ve gerici güçler tarafından adeta fitili ateşlendi, ateşlenecek bir barut fıçısının üzerinde oturulmakta olunduğunu dünya halklarına bir kez daha hissettirdi. Vücudunun bir yerinde şiddetli ağrı hisseden insanların, tüm hassas duyuların harekete geçmesi ile bağlantılı olarak “Canlarının orada olduğu” hissine kapılması gibi, bugünün emperyalist dünyasında bir kriz bölgesindeki yoğunlaşma, tüm çıkar çelişkilerinin gelip düğümlendiği yer işlevini görüyor. Bu nedenle kriz bölgeleri sadece karşı karşıya gelen güçlerin arasındaki çelişkileri değil, görünüşte aynı safta olanlar arasındaki çelişki ve hesaplaşmayı da açığa vuruyor.

Bugün öne çıkan kriz bölgesi Ukrayna ve güçler karşılıklı olarak pozisyon almış durumdalar. Sorun görünüşte Ukrayna’nın NATO üyeliği tartışmalarından, özerkliğini ilan etmiş, sonra da Rusya tarafından bağımsızlığı tanınmış iki bölgenin statüsüne kadar uzanıyor. Ama çok iyi hatırlanacağı gibi ABD Rusya’yı uluslararası politikadaki hedeflerini gerçekleştirme adımları bağlamında güncel düşman olarak ilan etmişti. Bu saldırgan stratejiye göre diğer emperyalist güç Rusya dört bir yönden kuşatılmalı, ambargolarla yıpratılmalı, güçten düşürülmeliydi. ABD bunu yaparken başta NATO müttefikleri olmak üzere belli başlı emperyalist ülkeleri kendi arkasına almayı, onların kendi stratejik çıkarlarının itirazsız takipçisi olmalarını istiyordu.

Özellikle ABD ve İngiltere tarafından sürekli tırmandırılan Ukrayna krizi, ABD emperyalizmine yukarıda işaret edilen gerici amacı gerçekleştirme konusunda aradığı fırsatı vermiş görünüyor. Sürekli köşeye sıkıştırılmak istenen, tahrik edilen emperyalist Rusya Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanıyarak kendini komşu bir ülkenin iç işlerine müdahale eden bir konuma iterken, arkasında da Kırım’ın ilhakı gibi kötü bir sabıka taşıyordu. Bu durum, Almanya ve Fransa gibi Rusya konusunda farklı politikalar izleyen ülkeleri görünüşte itirazlarını geri çekmeye zorladı. Ukrayna’ya ağır silah satmama konusunda direten Almanya, Kuzey Akımı 2 konusunda şimdilik iptal kararı aldı. Avusturalya’ya denizaltı satışı konusunda ABD’den darbe yiyen ve satışı iptal edilen Fransa’da etkisiz bir konuma savruldu. ABD yeniden NATO’nun tartışmasız lideri, Batı’nın önderi pozisyonuna oturmuş görünüyor. Bu oturuş biraz eğreti ve diken üzerinde bir oturuş olsa da şimdilik durum bu.

Durum Türkiye açısından da tam bir çıkmaza işaret ediyor. Erdoğan iktidarı Ukrayna’ya silahlı, silahsız insansız hava araçları satarak, Ukrayna ile özel anlaşmalar yaparak kışkırtıcı bir rol oynuyor. ABD önderliğindeki NATO’nun Ukrayna politikasının bölgede kendisine yeniden önem kazandıracağını, “Stratejik vazgeçilmezliğini” hatırlatacağını umuyor, asker gönderilmesini ima ederek “NATO ne yapacaksa yapmalıdır” çağrısında bulunuyor. Ama öte yandan Türkiye, Rusya ile bir kalemde silinip atılamayacak ilişkilere sahip ve bu durum kendisine yüklü bir fatura çıkarma potansiyeline sahip. Ama Batılı “müttefikler” de ellerinde ekonomik krizin reçetesini içeren ağır bir fatura taşıyorlar. Yani tam bir aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hikayesi.

Bütün bunların işaret ettiği büyük resim ise emperyalist paylaşım ve egemenlik mücadelelerinin sadece Ukrayna sorununda değil, hemen hemen dünyanın her bölgesinde sertleştiği, bloklaşma eğilimlerinin şimdiden bazı çizgilerinin netleşmekte olduğudur. ABD Batı emperyalizminin liderliğini kaybetmemek için hamle üzerine hamle yaparken Almanya ve Fransa’yı güçsüzleştirmek, Rusya ve Çin’e karşı stratejik bir üstünlük kurma hesabı ile hareket ediyor. Ama köprülerin altından çok sular aktı ve akıyor. Ne ABD eski gücünde ne karşısındaki rakipleri eski pozisyondalar. Rusya modern silahlara, büyük doğal kaynaklara, eğitimli bir askeri güce, bunları sürdürebilecek bir sanayiye sahip emperyalist bir güç. Çin ise hızla tüm alanlarda ABD ile arayı kapatıyor ve bazı alanlarda da onu geçiyor.

Halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesini tanımayan, hemen her bölgede krizleri ve anlaşmazlıkları kışkırtan, dünya halklarının geleceğini karartan, işçi sınıfını aşırı sömürüye ve sefalete mahkum eden emperyalist dünya yeni ve büyük hesaplaşmalara doğru yol alırken, uluslararası işçi sınıfının dünyanın bağımlı halklarının bu gerici gidişata karşı sesini yükseltmesinin önemi her geçen gün daha fazla artıyor. Dünya halklarının önünde, emperyalizmin krizlerini, savaşlarını, gerici hesaplaşmalarını sürekli üreten sermaye egemenliği üzerinde yükselen eski dünyayı yıkma, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu yeni bir dünya kurma mücadelesi bulunuyor ve bu yönde sürdürülen çabaların ivme kazanması gereken bir dönemin içine giriliyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: