Putin neden bu kadar rahat hamle yapabiliyor?

Foto: Vladimir Putin (solda) ve Almanya'nın eski başbakanların Schröder | Fotoğraf: Kremlin.ru/Wikimedia Commons (CC BY 4.0)

Açıkça görmek gerekiyor ki Rusya ve lideri Putin’in, komşu ülkelerin topraklarını bir hamleyle koparıp ilhak etmesi sıradan bir durum değildir. Üstelik bunu yaparken aynı yol ve yöntemleri kullandığı bilindiği halde karşısındakiler Rusya’yı ciddi anlamda sıkıştıracak karşı hamle yapamıyor.

Güney Osetya ve Kırım’da sonra şimdi de Luganks ve Donetsk’te aynı adımlar atılıyor. Bu sabah başlatılan askeri saldırıyla iki “devletçiğin” koparılarak Rusya’ya dahil edilmesi hedefleniyor.

Günümüz uluslararası ilişkilerinde hiçbir emperyalist devletin atamadığı ya da atmayı düşünmediği topraklarına yeni topraklar katma hamlelerinin Rusya tarafından adeta sıradan bir durum haline getirilmesinin elbette maddi dayanakları var.

Birincisi, Rusya’nın bu işgalci politikalarıyla karşı karşıya olan ülkelerin (Gürcistan ve Ukrayna) askeri ve ekonomik gücü Rusya’ya yetmiyor. Pençeyi vurup işaretlediği parçaları aldıktan bir süre sonra zamanla kabulleniyorlar.

İkinci olarak ise bu ülkeleri Rusya’nın karşısında diken NATO ve Batılı emperyalist devletlerin Rusya’nın ilhak politikalarına karşı attığı adımlar, aralarındaki çelişki ve çıkar farklılıklarından ötürü caydırıcı değil. Bu noktada Batı’nın da gücü Rusya’ya yetmiyor. Çünkü karşı hamlelerin etkili ve caydırıcı olması durumunda bir bumerang gibi kendilerine döndüğü için onlar da sonunda eldeki parçayı korumanın telaşına düşüp, bir süre sonra Rusya ile kapalı kapılar arkasında ekonomik ve siyasi ilişkileri normalleştirmenin yollarını arıyorlar ve buluyorlar.

Sonunda olan kendisini Batı’ya kullandıran iş birlikçi ülkelere oluyor.

Denilebilir ki; bugüne kadar Rusya’ya karşı en sert yaptırım ve tepkiler Kırım’in ilhakından sonra verildi. Rusya G8’den çıkarıldı, belli düzeylerde ekonomik ilişkiler sınırlandırıldı, ama hiç birisi Putin ve Rusya’ya geri adım atmaya yetmedi.

YAPTIRIMLAR RUSYA’YI ETKİLEYECEK DÜZEYDE DEĞİL

Luganks ve Donetsk’in bağımsız devlet olarak tanınmasından bugüne kadar AB, ABD ve diğer iş birlikçi ülkeler tarafından Rusya’ya karşı ardı ardına yaptırım kararları ilan ediliyor.

Hepsini toplasanız Rusya’ya diş ağrısı verecek düzeyde bile değil.

Normal koşullarda bu denli silahlandırılan, esip gürleyen Ukrayna’nın aynı gece savaş ilan edip ordusunu Donbass bölgesinde göndermesi gerekiyordu. Ama koşullar normal olmadığı için gözü büyük savaşı kesmedi. 22 Şubat’a kadar her türlü destek açıklamasında bulunan Batılı “patronlarının” savaş durumunda savaşa katılmayacağını, kendisini yarı yolda bırakacağını fark eden Ukrayna yönetimi şimdi “Durumu diplomatik yollarla çözmek istiyoruz” diyor.

ABD’NİN ‘AL PETROLÜ VER GAZI’ SİYASETİ

AB, ABD ve İngiltere’nin açıkladığı yaptırım listelerinin Rusya’yı caydıracak düzeyde olmadığı ortada. Üstelik yaptırımların çoğu mizah konusu. Örneğin, ABD Başkanı Biden’ın ilk yaptırım çağrısı Lugansk ve Donetsk ile ticari ilişkileri ve yatırımları kesmek oldu.

Sonradan ilan ettiği mali yaptırımların da bir etkisi yok. Birkaç banka ve birkaç oligarkın mali işlemlerini durdurmak, bağımsızlık kararını onaylayan milletvekillerine seyahat yasağı koymak… ile bir sonucunu gelmeyeceği açık.

Ukrayna’yı kışkırtarak Rusya’nın karşısına diken ABD, Rusya’dan petrol ithalatını durdurmayı ise gündeme alma gereği bile duymuyor.

Der Standard’dan André Ballin’in Moskova’dan bildirdiğine göre, “Kırım krizine” rağmen Rusya, ABD’ye en fazla petrol satan üçüncü ülke durumuna geldi. “2020’de Rusya, ABD’ye yaklaşık 27 milyon ton ham petrol ve türevleri ihraç etti. Bugün de 538 bin varile karşılık geliyor ve 2014’e göre yüzde 63 arttı.” (04.04.2021)

Bunun tercümesi 2014’ten sonra bir taraftan Kırım nedeniyle yaptırımları dayatan ABD’nin, Rusya’yı Kanada ve Meksika’dan sonra en fazla petrol aldığı üçüncü ülke haline getirdiği. Suudi Arabistan’ı da geçti. Avrupalı müttefiklerinin boğazını sıkarak Rusya’dan gaz almamalarını dayatan Washington, Rus petrolü almak için kesenin ağzını sonuna kadar açmış. Balli’nin yazdığına 2021’de ABD’nin Rusya’dan aldığı petrol 20,1 milyon varil ile Meksika’dan sonra ikinci sıraya yerleşmiş. Veriler ABD Enerji Bakanlığı tarafından da doğrulanıyor. (globalenenergyprize.org)

Meksika’nın sattığı toplam 23,2 milyon varil.

Bu gidişle Rusya’nın ABD’ye en fazla petrol satan ülke olması şaşırtıcı olmayacaktır. Petrolü alan tekeller ise ExxonMobil ve Valero. ABD’li tekeller ve onların sözcüsü siyasiler kaliteli Rus petrolünü çekip zenginleştikçe, Rusya’ya daha bağımlı hale gelecekler.

İNGİLTERE. RUS SERMAYESİ HER YERDE

Ukrayna üzerinden Rusya karşı en kışkırtıcı tavır takınan İngiltere’nin ilan ettiği yaptırımlar ise evlere şenlik. Üç oligark ve beş özel bankanın adının sıralandığı yaptırımlar listesi Dışişleri Bakanı Liz Truss’a göre “En sert yaptırım kararı”.

Durum doğal olarak ülkede alay konusu oldu. Zira son yıllarda Rus oligarkların İngiltere’deki yatırımları, Londra borsasındaki hisseleri özel araştırma konusu haline bile gelmiş. Rusya’dan kaçırılan kara paranın girmediği alan yok. Sadece Primer Lig’in önemli takımı Chelsea’nin Rus petrol milyarderi Roman Abromoviç’e ait olduğunu söyleyip geçelim…

Denilebilir ki; bu süreçte en sert yaptırım kararını Kuzey Akımı 2’nin açılışını erteleyerek Almanya aldı. Böylece ABD gerilimden istediği sonucu elde etti.

Rusya’dan petrol alıp Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz satmak üzerinde kurulan hesaba Lugansk ve Donetks yem olarak feda edildi. Bu aynı zamanda Biden’in saatinin ABD enerji tekellerinin çıkarlarına göre kurulduğu anlamına geliyor. Her iki durumda da kazanan enerji tekelleri.

Geniş çerçevede baktığımızda Rusya’daki enerji kaynakları ABD sermayesinin  iştahını kabartmaya devam ediyor. Bu nedenle Rusya’yı çevreleme, daha uyumlu ve işbirlikçi bir rejim inşa etme hedefi hep devam edecek.

BATI’NIN BAĞIMLIĞINDAN GÜÇ ALAN PUTİN HER YOLA BAŞVURABİLİR

Geçmişin imparatorluk hayalleri peşinde olan Rusya ve Putin ise, karşısındakilerin kendisine olan enerji bağımlılığını, aralarındaki çelişkileri ve diğer zaaf ve zayıflıklarını kullanarak kolay hamleler yapmaya devam edecek.

ABD emperyalizminin en önemli teorisyenlerinden ve Jimmy Carter’in Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzenzkis’in “Tek Dünya Gücü-Amerika’nın Üstünlük Stratejisi” kitabında dediği gibi, “Ukrayna olmadan Rusya bir Avrasya imparatorluğu olamaz.”

Bunu her ilhaktan sonra biraz daha “çarlaşan” Putin de biliyor. Bu nedenle, özel olarak Ukrayna, genel olarak Almanya’dan Rusya’ya, Baltık Denizi’nden Karadeniz’e uzanan sahada emperyalist paylaşım geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da şiddetli bir şekilde devam edecek.

Geçmişte çok kanın aktığı bu coğrafyada en barışçıl evrenin SSCB döneminde olduğunu açıktır. Bu nedenle yeniden barış için halkların bir arada yaşamasını güvence altına alan sosyalizmden başka bir seçenek yok.

Rus milliyetçilerinin ve sermayesinin temsilcisi Putin barışı istemediği için Ukrayna üzerinden Lenin’e saldırıyor.