Daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için 8 Mart’ta alanlardayız

PELİN ŞENER

Almanya’da kadınlar savaşa, yoksulluğa, düşük ücrete, ayrımcılığa, ırkçılık , savaş ve cinsiyetçiliğe karşı talepleriyle 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanıyor.

Geçtiğimiz dönemde sermayenin çalışma yaşamını ihtiyaçları doğrultusunda esnekleşme, taşeronlaşma, güvencesizleştirme, dijitalleştirme vb. yeniden düzenlemesi girişimleri, kadın emekçileri bu sürecin doğrudan mağduru haline getiriyor. Özellikle pandemi döneminde kadınların yaşam ve çalışma koşulları daha da zorlaştı ve ortaya çıkan ek yükleri de üstlenmek zorunda kaldılar.

Her 8 Mart öncesi Almanya’da değişik kurumlar kadınlarla ilgili istatistikler yayınlıyor. Bu istatistikler vesilesiyle de bir kez daha görüyoruz ki yoksulluktan, çalışma koşullarının berbatlığından, düşük ve güvencesiz işlerden en çok kadınlar etkileniyor. Hala evdeki bakım işlerinin çoğunu kadınlar yapıyor ve bu nedenle yarı zamanlı işlerde daha fazla sayıda kadın çalışıyor.

Hans Böckler Vakfı’na bağlı Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün açıkladığı yeni araştırma cinsiyet eşitliğindeki kimi ilerlemelere karşın kadınların halen dezavantajlı durumda olduklarını ve korona pandemisinin kadınları nasıl etkilediğinin sonuçlarının henüz öngörülebilir olmadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre 2020’nin sonunda, kadınların işgücüne katılımı hala yedi puan daha düşüktü. Kadınlar için ortalama saat ücreti, erkeklerinkinin yüzde 18,3 veya 4,16 Euro altındaydı. Bunun bir nedeni, kadınların genellikle iş ve aileyi daha iyi dengelemek için erkeklere göre dört kat daha fazla yarı zamanlı çalışmak zorunda kalmaları. Bakım ve sağlık sektöründe veya perakende sektöründe giderek daha fazla kadın çalışan var. Her iki kadından biri (yüzde 46) hala yarı zamanlı çalışıyor, Örneğin perakende iş gücünün yüzde 45’i yarı zamanlı çalışıyor. Bunların yüzde 84’ü kadın. Bu alanlara genellikle erkeklerin hakim olduğu teknik işlerden daha az ücret ödeniyor

WSI’ye göre, konu yaşlılık güvencesi olduğunda da büyük bir boşluk var ve „kadınlar, erkeklere göre ortalama yüzde 49 daha düşük emekli maaşı alıyor“ Enstitüye göre, pandemi başlamadan önce, yalnız annelerin yüzde 62’si ve babaların yüzde beşi bakımın çoğunluğunu üstleniyordu. Ancak bu iş bölümü pandemi döneminde kötüleşti. Bu dönem ailelerin yüzde 71’inde çocukların bakımından birinci derecede anneler, yüzde 7’sinde babalar sorumluydu. Hal böyle olunca elimize geçen ücretin düşük olması ve emeklilikte yoksulluk bizleri bekliyor. Vergi sistemi de aleyhimize: Eve daha az gelir getiren kişi -ki çoğunluğu kadınlar- daha fazla vergi ödüyor. 

Artan enflasyon karşısında işçi ve emekçilerin daha da yoksullaştığı, ağırlıklı düşük ücretli işlerde çalıştıkları için kadınların yoksullaşmadan daha fazla etkilendikleri, 12 Euro’ya çıkacak asgari ücretin artan giderleri karşılamaya bile yetmeyeceği ortada. Bu nedenle Ver.di sendikasının başlattığı ve diğer sendikaların, tek tek kişi ve değişik örgütlerin de destek verdiği mini işlere hayır kampanyası önem taşıyor.

8 MART VE GREV

Son yıllarda Almanya’da 8 Mart birlikleri, ağları “Feminist Grev” ya da “Kadın Grevi” adları ile buluşuyor ve kadınlara grev çağrısı yapıyor. Almanya’da politik grev yasak olduğundan ve sendikaların “politik grev yasak yapamayız” yaklaşımı nedeniyle, mücadeleci sendika ve işyeri temsilcileri ve işçilerin bulunduğu işyerlerinde toplu kahvaltılar, mücadeleci molalar ya da işyeri işçi toplantıları gibi eylem biçimleriyle fabrika ve işyerlerinde 8 Mart kutlanıyor. Politik grev tartışması da değişik çevrelerde devam ediyor. Grev sözcüğünün Almanca kullanımındaki geniş anlamından yola çıkılırsa 8 Mart’ta yapılan eylem ve etkinliklerin bu çerçevede de değerlendirilebileceği düşünülebilir. Ancak gerçekten işi bırakmadan, işçi ve emekçilerin üretimden gelen güçlerini kullanmadan grev yapıyoruz demenin maddi temellerinin oluşmadığını göz önünde bulundurmak da gerekir.

Tam da bu noktada Ver.di sendikası, sosyal ve eğitim hizmetleri alanında çalışan ve ağırlığını zaten kadınların oluşturduğu bu sektörlerde, TİS görüşmelerinin de istenildiği gibi yürümemesinden kaynaklı grev çağrıları yapıyor. Ve bazı şehirlerde bu grev çağrılarına farklı sendikaların şubeleri dayanışma çağrısı yaparak destek veriyor.

1,8 milyon kişinin çalıştığı bu alanda çalışanların 1,4 milyonu kadın. Bu nedenle Ver.di sendikası 8 Mart’ı eylem günü ilan etti ve “Kendini göster! Dışarı çık! Yüksek sesli ol! Renkli ol! Yaratıcı ol!” (“Zeig Dich! Geh raus! Sei laut! Sei bunt! Sei kreativ!”) sloganıyla bir çağrı yayınladı.

Mesele Ekmek ve Gül’dür” denilen açıklamada, kadınların 100 yıl önce olduğu gibi bugünde daha fazla saygı, daha fazla eşitlik ve eşit ücret için mücadele ettikleri belirtilerek greve katılma çağrısı yapıldı.

Bir başka çağrı da kadın sığınma evlerinde çalışan kadınlardan geldi. Otonom sığınma evlerinde çalışanlar, hem sığınma evlerinin koşullarını hem de çalışma koşullarını protesto etmek için grev çağrısı yaptılar. Ayrıca özellikle yine kadınların ağırlıklı olarak istihdam edildiği temizlik sektöründe kimi işletmelerde, işyerlerinde 8 Mart kutlaması yapılacağı haberleri geliyor. Bir çok ağ örneğin “Bündnis für Sexuelle Selbstbestimmung” da 8 Mart’ı eylem günü ilan ediyor. İrili ufaklı yerel örgütler, meslek örgütleri sokağa çıkma çağrısı yapıyor. Göçmen Kadınlar Birliği de bir çağrı yaparak grev yapılan ya da mücadeleci kutlamaların yapıldığı işkollarında çalışan üyelerine, grev ve eylemlere katılma, örgütleme ve eylemlerle dayanışma çağrısı yaptı. GKB dernekleri bulundukları şehirlerde farklı ağların düzenlediği eylemlerde de yer alacaklar.

Bu 8 Mart pandemi koşullarında ama tam da bu nedenle pandeminin kadın işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını kötüleştirmesine, şiddete, ırkçılığa, ayrımcılığa karşı eşitlik talepleriyle kutlanacak.

GKB ve DİDF’TEN 8 MART ÇAĞRISI:

Göçmen Kadınlar Birliği 8 Mart dolayısıyla yaptığı açıklamada, işçi ve emekçi kadınların yaşam koşullarına değinerek daha iyi çalışma ve yaşam koşulları talep etti ve 8 Mart’ta alanlara çıkma çağrısı yaptı. Kadınların aktüel sorunlarına değinilen açıklamada 1 Euro’dan itibaren sosyal güvence, eşit işe eşit ücret gibi taleplerin yanı sıra ırkçılığa, ayrımcılığa karşı talepler de dile getirildi. Enflasyon karşısında güvencesiz düşük ücretli işlerde çalışan kadınların giderek yoksullaştığına da dikkat çekilen açıklamada, hükümetin ceza kanununda kürtajı düzenleyen 219 a maddesini kaldırmasının yetmeyeceğinin 218. Maddenin de kaldırılması ve kadınların yaşamları ve bedenleri hakkında karar verebilme hakkının savunuldu. Açıklamanın tamamı www.migrantinnen.net adresinden okunabilir.

‚8 MARTTA TALEPLERİMİZ İÇİN BİRLEŞELİM‘

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) 8 Mart öncesi yayınladığı bildiriyle, Türkiye kökenli kadınları 8 Mart eylemlerine katılmaya, sendika kadın komisyonlarının TİS dönemindeki mücadelesine, sosyal hizmetlerde bakım işleri ve anaokullarda yapılacak grevlere destek vermeye ve 8 Mart’ı anlamına uygun olarak birlik dayanışma ve mücadele gününe çevirmeye çağırdı.

DIDF Başkanı Sefariye Ekşi ve YK üyesi sendikacı Sidar Çarman 8 Mart için online yapılan hazırlık toplantısında şunları dile getirdiler: „90 bine yakın işyerinde, kreşlerde ve bakım alanında çalışan bir milyona yakın Ver.di sendikası üyesi toplu sözleşme sürecinde. Çalışanların büyük çoğunluğu kadın olduğu için, sendika eğer işverenler taleplerini kabul etmezse 8 Mart günü için grev hazırlığı yapıyor. Talepleri, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve ve ücretlerin yükseltilmesi, verdikleri emeğin değerinin artırılması. Kreşlerde, bakım işlerinde, sağlık alanında taleplerin elde edilmesi hepimiz için bir kazanım olacaktır. Bunun için yaşadığımız şehirlerde işçi-emekçi kadınlar olarak greve çıkan kreş çalışanlarıyla dayanışmayı örgütleyelim, aktif dayanışma gösterelim!“.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: