Emperyalist paylaşımda stratejik hesaplar

Foto: Pixabay

Rusya’nın Ukrayna işgali pek çok açıdan Pandora’nın Kutusu’nu açtı. Kartlar yeniden karılıyor ve her emperyalist kendi çıkarlarını önceleyen “stratejik hesaplar” yapıyor. Almanya ise AB adına militarist temelde “tehlikeli hamlelere” hazırlanıyor. Bu hamleler, askeri gücünü büyüterek, emperyalist pazar paylaşım mücadelesine güçlü bir şekilde dahil olma isteğini ifade ediyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik 24 Şubat’ta başlattığı işgal harekatı birinci ayını doldurdu. Tam birinci aya denk getirilen 24 Mart’taki NATO, AB, G7 zirvelerinde “Batı cephesi” bir kez daha Rusya’yı hedef alarak birlik gösterisinde bulundu. Yaptırımlar sertleştirilirken, NATO’nun üzerinde çalıştığı “Güvenlik Stratejisi”nin önümüzdeki haziran ayında Madrid Zirvesi’nde kararlaştırılacağı ilan edildi.

Her üç zirvede verilen mesajlara kabaca bakıldığında 21. yüzyılın ilk çeyreğinin tamamlanmasına üç yıl kala, dünya eski “Batı Bloku” ile yeni Rusya-Çin eksenli “Doğu Bloku” olarak ikiye bölünmenin arifesinde görünüyor.

Bu genel görünüşten bir adım ileriye attığımızda ise aynı blok içinde yer alan emperyalist devletler arasındaki çelişkiler, Soğuk Savaş yıllarındaki çelişkilerden daha derin ve belirgin. Soğuk Savaş yıllarında kapitalizm-sosyalizm temelindeki ideolojik saflaşma nedeniyle aynı blokta yer alanlar aralarındaki çelişkilerin üzerini kolayca örtebiliyordu. Zira, her fırsatta çelişkilerin ortaya saçılmasının “karşı blok”un işine yarayacağı açıktı. Bugün ise kabaca görünen iki blok arasında ideoloji farkı olmadığı için bölünmeler beklenenden daha erken açığa çıkacak gibi. Göreve geldiği ocak 2021’den bu yana üçüncü kez Avrupa turuna çıkan ABD Başkanı Joe Biden, katıldığı zirvelerde “İttifakın eskisine göre daha sağlam olduğunu” söylese de bunun kalıcı olmadığı gerçeğini elbette kendisi de biliyor.

Rusya’nın Ukrayna işgali, NATO, G7 ve AB şemsiyesi altında bir araya gelen ülkeleri eskisine göre birbirine yakınlaştırdı. Ancak bunun hep böyle kalacağının hiçbir garantisi yok. Keza, ABD’nin son birkaç haftadır her fırsatta Çin’i, Rusya’ya yardım ettiğini ileri sürerek eleştirmesi, hatta tehdit etmesi, sadece “Rusya düşmanlığı”nın Batı cephesini bir arada tutmaya yetmeyeceğini de gösteriyor. Biden’den sonra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de zirve öncesinde ilk kez açıktan Çin’i hedef alarak “yalancılıkla” suçladı. Çin de bu açıklamaya hemen sert tepki göstererek Stoltenberg’i “dezenformasyon yapmakla” eleştirdi.

SIRADA AB-ÇİN İLİŞKİLERİNİ SINIRLANDIRMA VAR

Bu kaotik süreçte, AB ile Çin arasındaki mesafeyi de ayırmak ABD’nin öncelikleri arasında yer alıyor. Asya-Pasifik’te de Ukrayna’dakine benzer bir savaş, ABD’nin çok da reddetmediği bir seçenek olarak duruyor. Böylece potansiyel iki önemli rakibi güçten düşürmek, ABD’nin en azından bu yüzyılın ilk yarısında, emperyalist paylaşım hiyerarşisinin en tepesinde kalmasını sağlayabilir. En azından istenen, hedeflenen bu.

ABD’nin bütün gayretinin NATO, AB ve G7 şemsiyesi altında toplanan ülkeler ile onların eksenindeki bölgesel güç durumundaki (Avustralya, Güney Kore, Singapur, Türkiye, Mısır…) ülkeleri tıpkı Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi etrafında kenetlemek olduğu artık net olarak görülüyor. Bu ise ancak Rusya ve Çin ile aralarına kalın duvarlar çizmekle mümkün. Son “zirveler serisi” aynı zamanda bunun bir ön hazırlığı olarak da okunabilir.

Ne var ki, Soğuk Savaş denklemi ya da doktrinin altından çok sular aktı ve dünya artık 30-40 yıl önceki dünya değil. Her ne kadar saflaşmalar yenilense de ittifaklar eskisi gibi az pürüzlü olmayacak. Daha karmaşık ve güvensiz ittifaklar döneminden geçiyoruz.

ALMANYA’NIN ASKERİ GÜÇ OLMA PLANI

Bunu en iyi AB-ABD cephesinde yaşananlarda görmek mümkün. AB dışişleri ve savunma bakanları tarafından karar altına alınan ve 25 Mart’ta AB zirvesinde onaylanan “Stratejik Pusula” (Strategische Kompass) doktrini de bunu gösteriyor. İki yıldır üzerinde çalışılan “Stratejik Pusula” Ukrayna savaşı nedeniyle hızlı bir şekilde raftan indirilerek devreye konuldu.

AB Dışişleri Yüksek Komiseri Josep Borrell’in “tarihi” olarak nitelediği “Pusula” asıl olarak AB’nin küresel askeri güç olarak emperyalist paylaşım sahnesine çıkmasını hedefliyor. En geç 2025 yılına kadar kurulması öngörülen 5 bin kişilik “Acil Müdahale Gücü”nün “kalbine” ise Almanya talip oldu.

27 Şubat’ta askeri harcamalar için tarihinde görülmemiş düzeyde 100 milyar euroluk “özel fon” ilan eden Almanya’nın şimdi de, Federal Savunma Bakanı Christina Lambert’in ifadesiyle, Acil Müdahale Gücü’nün “kalbi”ne talip olması, açıkça geçmişsin karanlık tarihsel yüklerini bir yana bırakarak bir kez daha paylaşım savaşına hazırlandığını gösteriyor.


ALMANYA’NIN HESABI

AB’nin ilan ettiği 47 sayfalık “Stratejik Pusula” asıl olarak Almanya’nın, NATO ve ABD’den bağımsız paylaşım mücadelesine askeri olarak dahil olma hesabından başka bir şey değil. Zira, bu belgeye paralel olarak Federal Dışişleri Bakanlığı tarafından “Ulusal Güvenlik Stratejisi” başlığı altında bir çalışmanın başlatıldığı açıklanması tesadüf değil. Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, “Hayatımızın özgürlüğünün güvenliği” başlığıyla 18 Mart’ta yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Avrupa güvenliği üzerinde geniş kapsamlı etkileri olan jeopolitik dönüm noktası anlamına geliyor. AB ilk kez, her zamankinden daha ayrıntılı bir güvenlik politikası stratejisi oluşturuyor. Almanya olarak bir süre önce inisiyatif aldık. Bu Stratejik Pusula, kıtamızdaki yeni gerçekleri hesaba katmalı ve katacaktır.”1

Özetle Rusya’nın Ukrayna işgali pek çok açıdan Pandora’nın Kutusu’nu açtı. Kartlar yeniden karılıyor ve her emperyalist kendi çıkarlarını önceleyen “stratejik hesaplar” yapıyor. Almanya ise AB adına militarist temelde “tehlikeli hamlelere” hazırlanıyor. Bu hamleler, askeri gücünü büyüterek, emperyalist paylaşım mücadelesine güçlü bir şekilde dahil olma isteğini ifade ediyor. Geçtiğimiz yüzyılda iki büyük savaşın tetikleyicisi olan Alman sermayesi, bir kez daha aynı emellerin peşinde.

Halkların çektiği acılar, yıkım, yoksulluk, pahalılık… ise umurlarında değil. Canavarları durduracak, başını ezecek tek güç ise işçi sınıfının, ezilen halkların savaşa ve yoksulluğa karşı ortak mücadelesi.