Fransa’da aşırı sağ iktidar olur mu?

Ayşen Uysal

Bu yazı sizlerle buluştuktan dört gün sonra, Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu yapılmış olacak. Siyasal sistem özellikleri gereği cumhurbaşkanlığı seçimi Fransa’nın en önemli seçimi. Fransızların da en fazla katılım sağladıkları seçim (Yüzde 85 civarı bir katılım), zira diğer seçimlerde katılmayanların oranı yüzde kırklara kadar çıkabiliyor.

Hatırlayacaksınız, geçen hafta Fransız solunun çok parçalı yapısı ve neden ortak aday çıkarma başarısı gösteremedikleri konusunda yazmıştım. Doğrusu geçtiğimiz haftadan beri o konuda kafamda farklı düşünceler de oluştu. Daha doğrusu geniş temsil ve çok seslilik ile seçim kazanma ikilemi/çelişkisi zihnimde daha da derinleşti. Ancak bu hafta daha çok Fransız sağı ile ilgili değerlendirmeler yapmak istiyorum. İlk turun ardından nasıl olsa yeniden bazı açmazlar ve çetrefil meseleler üzerine düşünme olanağımız olur.

Fransız sağı konusunda bir dizi tespit yapacağım. Bunlardan ilki, siyasal yelpazede merkez sağın giderek ve hatta hızla aşırı sağa kayıyor oluşu. Bu seçimde aday gösteren partiler arasında kendisini merkezde konumlandıran iki parti ve aday var: Cumhuriyetçiler (Les Républicains, LR) ve Adayı Valérie Pécresse ile Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi (La République en Marche, LREM) ve Adayı Mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron. Fransa’nın geleneksel merkez sağ partisi Cumhuriyetçiler’in adayı Pécresse, aşırı sağda konumlanan iki adayı (partiyi) da aratmayacak söylemlerle ve vaatlerle siyaset sahnesindeki yerini almış durumda. Göçmenler, vatandaşlık, güvenlik, suç ve ceza konularında söylediklerinin aşırı sağ partilerin söylediklerinden hemen hiç farkı yok. Eril konuşma tarzı ve hareketleri, kadın hakları konusunda ancak kırk, elli yıl önce anlam ifade edebilecek eskimiş söylemleri ile, seçmenin neden yeni arayışlara girdiğini anlamamızı sağlıyor.

Emmanuel Macron, güvenlik meselesi hariç, diğer meselelerde Pécresse’ten çok daha fazla liberal. Mesele güvenlik olunca o da merkezden uzaklaşıp radikalleşiyor. Seçim kampanyasının ana temasının güvenlik olacağını aylar öncesinden açıklamıştı. Gerçi Ukrayna’daki savaş, kampanyasının odağını farklılaştırdı ama, o da sağın “güvenlik sevdasından” azade olmadığını ortaya koydu.” Güvenlik, illa da daha fazla güvenlik” diyor sağ. Burada aslında bir kısır döngü de oluşmuş durumda ve bu kısır döngü Fransa’ya özgü değil. Sağ siyaset, daha fazla güvenlik diyerek sürekli polis sayısını artırıyor ve buradan seçmenlere iş imkanı sağlıyor. Ama diğer yandan da söz konusu artış sonucunda, mesleki çıkarlarını gözetmeleri gereken çok önemli bir seçmen kitlesi ile karşı karşıya kalıyorlar. O nedenle ne Macron’un ne Pécresse’in ne de Le Pen’in emniyet ziyaretleri eksik oluyor. Neoliberal kapitalizmin bir gereği olarak(!), Türkiye’de de seçim dönemlerinde partilerin ve adaylarının polis ve bekçilere özel bir ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Zira orada önemli bir oy potansiyeli var.

Kısacası Fransa’da sağ, aşırı sağda buluşarak en fazla oyu alma yarışına giriyor. En son anketler de aşırı sağcı Marine Le Pen’in (Rassemblement National, Ulusal Birlik) Emmanuel Macron ile arayı giderek kapattığını gösteriyor. Bu sonuçların, faşistliği tartışma götürmez Eric Zemmour’un (Reconquete!)  aleyhine işleyeceğini söyleyebiliriz. Zira, Zemmour’un destekçilerinin büyük bölümünün daha önceki dönemlerde Le Pen’e oy verdiği biliniyor. Bu durumda en azından oyların bir kısmının güçlü olandan yana kayacağını düşünmek zor değil.

Sağ ile ilgili bir diğer tespit de “Amerikan modeline olan sevdaları” konusunda yapılabilir. Macron Fransız siyasetini zaten epeyce Amerikanvari hale getirdi. Bu yetmezmiş gibi, Pecresse, Le Pen ve Zemmour önerdikleri ekonomi, göçmen ve güvenlik politikalarına meşruiyet temeli oluşturmak için sürekli “Bu Amerika’da yapılıyor” diyor. Düşünün artık, siyaset nasıl bir çıkmaza girmiş ve sadece “tek yön Amerika” okunu takip ediyor!

Son bir tespit de Zemmour’un siyaset sahnesindeki işlevine dair. Siyasetin bu “yeni” ismi, seçmenin bir kısmının seçilme olasılığından dahi korktuğu Marine Le Pen’i siyaset sahnesinde olağanlaştırıyor, “öcü” olmaktan çıkarıyor. Bir kısım seçmenin Le Pen’i daha merkezde görmeye başladığını ya da en azından daha aklıselim olarak algıladığını söylemek mümkün.

Fransız solunda farklı düşüncelerin temsil edildiği bir parçalılık hali olmasına karşılık, Fransa sağı aynı düşünceleri dillendiren bir parçalılık içinde. Seçmen tabanları birtakım farklılıklar gösterse de partiler yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı konusunda yarışıyor. Pastadan göçmenlere pay vermeme, elde ettiği hakları da gaspetme yarışı bu. Merkezi sağa çeken bir yarış. Ekonomik krizin kızıştırdığı bir yarış.

Bu yarışta, her ne kadar ciddi bir karşıt damar olsa da “Fırtınada yön değiştirilmez” anlayışı Emmanuel Macron’un yeniden seçilmesini sağlamaya yetecek gibi görünüyor. Seçim sonuçlarında bu açıdan bir sürpriz beklenmiyor. Fransa’da bugün asıl mesele, Zemmour tipi siyasetçilere bile prim veren, toplumunda zaten mevcut ve sert bir çekirdeğe sahip milliyetçiliğin ve yabancı düşmanlığının aldığı boyut. Büyük tehlike işte tam burada.

(Evrensel.net)