Fransa: Aşırı sağ iktidarın kapısına hiç bu kadar yaklaşmamıştı

Jean-Luc Mélenchon, Emmanuel Macron ve Marine Le Pen | Fotoğraflar: Wikipedia ve European Communities (CC BY 4.0)

Diyar ÇOMAK / Paris

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 10 Nisan, yani bu pazar günü gerçekleştirilecek. Bu birinci oylama sonunda, mevcut on iki aday arasından 24 Nisan’da yapılacak ikinci tura iki aday kalacak. Seçilen kişi, dünyanın 7. ekonomik ve askeri gücünü yeni bir dönem yönetecek.

Elbette ülkenin en geniş kitlelerinin yaşadığı sorunlar son beş yılla sınırlı değil ve işçi sınıfının tarihsel mücadelelerinden sonra elde edilen hakların ve başarıların adım adım, parça parça egemen sınıfın yararına olacak şekilde tahrip etmekten başka hiçbir şey yapmayan bir dizi liberal hükümete dayanıyor. Ve elbette, bu bağlamda Fransız oligarşisi için bu seçimler kendi çıkarlarını savunacak politikayı yürütmekten ve izlemekten sorumlu olacak kişiye “demokratik meşruiyet” kazandırması anlamına geliyor.

MACRON HÜKÜMETİNİN İCRAATLARI

Ancak, Emmanuel Macron hükümeti tarafından sürdürülen son beş yılın gerici ve yıpratıcı politikaları ve sosyal hakların dağıtılması da, geçim mücadelesi veren geniş kitlelerin yaşam standartlarını ciddi boyutta kötüleştirdi. Yoksulları, işsizleri, eğitim sistemini ve bütün kamu servisini kriminalleştirdi. Sosyal adaletsizliğin fiziksel ve sembolik şiddeti, beş yıllık dönemin başlangıcından itibaren görünür hale geldi, aşırı sağın temalarını kullanarak yabancılara yönelik saldırgan bir tutum sergilendi, diğer yandan en zenginlere önemli avantajlar sağlandı.

Fransa’da 9 milyon yoksul var. 8 milyon kişi gıda yardımı alıyor. 4 milyon insan kötü barınıyor. 12 milyon insan bu kış kendini ısıtamadığı için üşüdü. Macron’un görev süresi boyunca toplam 17 bin hastane yatağı ve hatta pandeminin tam ortasında 5 bin 700 hastane yatağı kapatıldı.

2022’nin ilk çeyreğinde satın alma gücünde son 10 yıla göre rekor bir düşüş yaşandı. Enflasyon, fiyatlardaki genel artış yoluyla, sosyal alanda kalıcı bir yer edinme sürecinde ve bütçeler ve dolayısıyla her şeyden önce işçilerin ve emekçilerin yaşam standardı üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor.

Beş yıllık dönemde en yoksulların yaşamı bu kadar kötüleşirken, en zenginlerin yaşamı fazlasıyla iyileşti. Ve bugün beş Fransız’ın elinde olan servet, yirmi yedi milyon Fransız’ınkiyle eş. Bunlar sadece birkaç örnek.

Fakat, bu kadar insan için daha iyi bir gelecek -ya da sadece bir gelecek- acil duruma gelmişken, yaşam koşullarını iyileştirmek için cumhurbaşkanlığı seçimi de dahil olmak üzere her fırsatı değerlendirmek gerekiyor.

SİYASİ PARTİLER ÇÖZÜLÜYOR

Ancak Fransız siyasi yaşamını yapılandıran büyük partiler, Sosyalist Parti ve Cumhuriyetçiler (eski UMP), temelli çöküşe uğradılar ve kimse bundan pişman olmayacak.

Birbirinden esinlenen iki aday Marine Le Pen ve Eric Zemmour tarafından temsil edilen ırkçı ve aşırı sağ blok yüzde 30’un üzerinde oy potansiyeli ile zirvede.

Diğer yandan, en ufak bir tartışma olmaksızın yeniden seçilmek isteyen otokratik cumhurbaşkanı Macron ve etrafında örgütlenen burjuva bloku yüzde 30’un az altında görünüyor. Sosyalist Partiden geriye kalanlar “Macronizm” tarafından emildi ve Macron ülkeyi gerici bir çizgide yönetmesine rağmen onun canlı güçlerinin bir kısmını oluşturdu. Mevcut Cumhurbaşkanı ve yeniden aday (ve aynı zamanda ocak ayından beri AB dönem başkanı) olan Emmanuel Macron, oligarşinin çıkarlarını daha iyi savunmak için kendisini sağ/sol ayrımının üzerinde tutuyor ve bir cumhurbaşkanı olarak partilerden üstün olduğunu iddia ediyor. Hatta birkaç kez “Siyaset yapmadığını” vurguladı.

Şüphesiz aşırı sağın arkasına saklanarak ve tekrar ikinci turda Le Pen’le karşı karşıya kalacağını hesaplayarak ve bu durumda her ihtimalde şansın kendisinden yana olduğunu düşünerek, politikalarını daha yüksek bir seviyede devam ettirmenin peşinde.

Ama mevcut durum, aşırı sağın iktidarın kapısına hiçbir zaman bu kadar yakın olmadığını, bu sefer Macron’a karşı ikinci bir tur olasılığında ve nüfusun büyük bir bölümünün cumhurbaşkanına karşı meşru nefreti göz önüne alındığında, gerçekten kazanabileceğini gösteriyor.

MELENCHON’UN ALTERNATİFİ

Son olarak, geniş anlamda “sol”, dağınık bir şekilde anketlerde yüzde 30’un biraz altında.

Tamamen bölünmüş bu blokta en iyi pozisyonda görülen Fransa Boyun Eğmeyenler Hareketi (France Insoumise) Lideri Jean-Luc Mélenchon, Yeşiller Partisinin Temsilcisi Yannick Jadot, Fransız Komünist Partisinin Adayı Fabien Roussel, Sosyalist Partinin öne koymak zorunda kaldığı Paris Büyükşehir Belediye Başkanı Anne Hidalgo ve son olarak Troçkizmin sol mirasçısı Philippe Poutou (NPA) ve Nathalie Arthaud (Lutte Ouvrière) yer alıyor.

Aslında sadece bir aday gerçekten kampanya yürüttü ve içerik olarak sayısallaştırılmış, geniş kesimler içerisinde tartışılmış, uygulanması halinde milyonlarca insanın yaşam koşullarını önemli ölçüde iyileştireceği için özel ilgiyi hak eden bir program öne sürdü ve bununla birlikte gerçek bir coşku uyandırdı: Jean-Luc Mélenchon ve temsil ettiği Union Populaire (Halk Birliği) programı.

Yapılan anketlerde sürekli yükselen ve artık Emmanuel Macron’un (yüzde 27) ve Marine Le Pen’in (yüzde 20) arkasında 3. pozisyonda yer alan Jean-Luc Mélenchon (yüzde18), alım gücü, asgari ücret, maaşlar, emeklilik, sosyal haklar, kadın, iklim vb. konularını kampanyasının merkezine getirdi ve bu konuları özellikle aşırı sağ tarafından öne sürülen ve aynı zamanda tüm siyasi zemine yayılan göç, yabancılar, İslam, güvenlik vb. gibi gerici temaların siyası alanı çürüttüğü bir ortamda verimli bir şekilde savundu.

Siyasi yelpazenin son dönem bu kadar aşırı sağa kaymasıyla birlikte, bu kampanya sürecinde klasik “sol” partiler de atmosferin tuzağına düşerek belirli konularda gerici bir duruş sergilediler. Stratejik alanda farklılık yaratmak isteyerek, Fransız Komünist Partisi Adayı Fabien Roussel (Oy oranı olarak ortalama yüzde 3’ü temsil ediyor) de dahil olmak üzere, aşırı sağın temalarına tehlikeli adımlar attılar. Örneğin, Fransa’da polis şiddetinin bu kadar yoğun olduğu ve görünür hale geldiği bir süreçte Sosyalist Parti, Fransiz Komunist Parti ve Yeşiller Partisi temsilcileri polis sendikalarının gösterilerine katıldılar ve desteklerini gösterdiler.

Diğer yandan, son yıllarda çıkışları nedeniyle polis sendikaları tarafından tehdit edilen aday Mélenchon, diğer adayların aksine tutum sergiledi, ırkçılığa ve Müslüman karşıtı propagandaya karşı da çizgisini olumlu şekilde korudu.

Uluslararası meselelerde de ilerici bir duruş sergilemeyi başardı. NATO, IMF, Dünya Bankası gibi emperyalizmin saldırgan askeri ve politik kurumlarından çıkma taleplerini kararlı bir şekilde savunmayı bırakmadı.

Son olarak şunu belirtmekte fayda var, Melenchon, ikinci tura kalırsa herkesi ilgilendiren önemli konuları kamuoyunda tartışmaya açabilecektir. Bu da sosyal politikaların yeniden tartışılacağı bir merkezileşmeye geri dönmeye olanak sağlayabilir. Jean-Luc Melenchon’un karşısında Emmanuel Macron da kendi sosyal raporunu kabullenerek aşırı sağın arkasına saklanamayacaktır. Aksi takdirde ücretler, emeklilik, özgürlükler, eğitim, uluslararası gelişmeler vb. tartışmaları yerine iki hafta daha açıktan ırkçı propagandaya maruz kalacağız.

Melenchon’un Keynesyen bir ekonomik toparlanma programı sunduğu biliniyor, buna rağmen toplumsal aciliyet ve tüm konuların aşırı sağın çizgisinde kayarak tartışılması sürecinde, bu boğucu dönemde Le Pen veya Macron’un ikinci turdan elenmesinin herkese oksijen vereceği inkar edilemez. Mélenchon ve Union Populaire (Halk Birliği) bir alternatifi temsil ediyor ve bir sürpriz yaratabilir.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: