Tobias Pflüger: Batı, Ukrayna’yı müzakere değil savaş için teşvik ediyor

Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Tobias Pflüger Evrensel’e konuştu. Batılı ülkelerin Ukrayna’yı müzakereye kazanmak için değil, savaşı devam ettirmesini sağlama yönünde teşvik ettiğini vurguladı.

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Almanya’da yıllardır savaşa ve militarizme karşı verdiği mücadeleyle tanınan Eski Milletvekili ve Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Tobias Pflüger, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgal hareketinin geldiği durumu ve muhtemel gelişmeleri gazetemizde değerlendirdi.

Gelinen süreçte Batılı ülkelerin Ukrayna’yı müzakere değil kazanmak için savaşı devam ettirme yönünde teşvik ettiğini vurgulayan Pflüger, “NATO cephesinde olanlara baktığımızda savaşı bitirmeye dair küçük bir işaret yok, tersine gelecekte yeni savaşlara hazırlanması söz konusu” dedi.

Sol Partinin sosyal sorunlar ve barış gibi iki ana sütün üzerinden kurulduğunu hatırlatan Pflüger, parti içinde NATO’yu destekleyenlerin egemen olması durumunda partinin varlık nedenini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını ifade etti.

Bir antimilitarist olarak Ukrayna’da devam etmekte olan savaşın geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce çok açık bir şekilde uluslararası hukuka aykırı bir savaştır. Çok sayıda katledilen sivil, yok edilen kent ve köyler, yerinden edilen insanlar var. Sadece Polonya’ya 2.5 milyon insan kaçmak zorunda kaldı. Almanya’ya gelenlerin sayısı yaklaşık 800 bine ulaştı. Savaşın daha korkunç sonuçlarının olabileceği yönünde endişelerim var. Ukrayna’nın göstermiş olduğu direniş kanımca Rusya tarafından hesaplanamadı. Batılı ülkeler şimdi savaşı kazanmak için adım adım Ukrayna’yı silah ve askeri açıdan donatıyorlar. Taraflar arasında sonuç alıcı görüşmelerin başlaması ve bir anlaşmanın sağlanması için politik baskı yapılmalı. Ancak şu anki izlenimim, Batılı ülkelerin bunu yapma yerine Ukrayna yönetimini savaşı kazanması için teşvik ettiği yönünde.

NATO yıllardır Rusya ile gerilimde çok önemli bir rol oynuyor. Sizce bu savaşla amaçlarına ulaştı mı?
Bu savaşın temel etkilerinden birisi NATO’nun güçlenişidir. Rusya’nın saldırısı NATO’yu birleştirdi ve inanılmaz derecede birçok üye ülkenin, özellikle de Almanya’nın silahlanmasına yol açtı. Doğu Avrupa’da NATO ordularının bir dizi girişimi söz konusu. Slovakya ve Bulgaristan da bu sürece yeni dahil edildi. NATO cephesinde olanlara baktığımızda savaşı bitirmeye dair küçük bir işaret yok, tersine gelecekte yeni savaşlara hazırlanması söz konusu. NATO’nun hedefinin tam olarak ne olduğunu şu anda kestirmek pek mümkün değil. Eğer bu savaşın amacı, savaşı uzun bir sürece yayma ve bunun üzerinden silahlandırmayı artırmak ise bu hedefine ulaşmış görünüyor.

NATO’nun hedefleri arasında tarafsız ülkeler olarak görünen İsveç ve Finlandiya’yı da üye yapmak olduğu da anlaşılıyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg kısa bir süre önce bunu açık olarak ifade etti.

Sözünü ettiğiniz ülkelerde savaşla birlikte dengeler değişti ve NATO üyeliğinden yana olanların oranı attı… Almanya, savaşın başlamasıyla izlediği politikayı hızlı bir şekilde değiştirdi. Özellikle de Alman-Rus ilişkilerinde bir değişimin olduğunu görüyoruz. Federal hükümet bu değişimle neyi hedefliyor sizce? Almanya gelecekte Avrupa’da nasıl bir role soyunuyor?
Açık olan şu ki: Almanya bu adımla Avrupa’nın temel askeri gücü olmak istiyor. Silahlanmaya ayrılmak istenen devasa bütçe askeri kapasitenin önemli bir şekilde artırılmak istendiği anlamına geliyor. Almanya’da askeri harcamalar için ilan edilen 100 milyar avroluk pakete karşı çıkmamız gerekiyor. Bu konuda ilk kararlar meclisten geçti. Yine, pahalı ve tehlikeli olan nükleer silahlar taşıma kapasitesine sahip savaş uçaklarının (F-35) alınmasına karar verildi. Keza, insansız hava araçlarının silahlandırılmasına da mecliste onay verildi. Bütün bunlar bu savaşın silahlanma konusunda yangını körüklediğini açık olarak gösteriyor.

SOL PARTİNİN NATO POLİTİKASI VARLIK NEDENLERİNDEN BİRİDİR

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı Almanya’da sol kesimler arasında birçok tartışmaya yol açtı. Tartışmalara baktığımızda, Rusya’ya yönelik tutum sol parti ve örgütler için bir yol ayrımı olabilir mi?
Benim endişem de bu yönde. Sol Parti içinde bir kesim, partinin mevcut barış programını olduğu gibi korumak istiyor. Bir kesim ise bunu değiştirmekten yana. Bu büyük bir sorun. Ben Rusya hükümetinin emperyalist söylemlerinin açık olarak ifade edilmesini savunuyorum. NATO’ya yönelik eleştirilerimizin ve antimilitarist tutumumuzun değiştirilmesini yanlış buluyorum ve buna karşı mücadele ediyorum. Bugüne kadar savunduklarımı bundan sonra da savunmaya devam edeceğim.

Bu durumda Sol Partinin, NATO’nun dağıtılması ve silahsızlanma politikasının doğru talepler olduğunu mu savunuyorsunuz?
Tam da öyle. Bunlar olduğu gibi kalmalı ve Sol Parti de savunmalı. Eğer Sol Parti bu konulardaki politikasından vazgeçerse o zaman temel varlık nedenlerinden birisinden de vazgeçmiş olur.

Bugün Sol Partideki tartışmaları Yeşillerin 1998’de koalisyon ortağı olmasıyla birlikte geçirdiği süreçle kıyaslayabilir miyiz? Koalisyon ortaklığı merakı Sol Parti için bir tehlike değil mi?
Tehlike ortada. Adım adım bu yöne doğru gidiliyor. Eğer partinin bu konudaki politikaları temelden değiştirilecekse, bu aynı zamanda varlık nedeniyle oynamak anlamına da geliyor. Benim değerlendirmem, partinin iki ana ve gerekli sütun üzerinde var olduğu yönünde. Biri sosyal konular diğeri de savaş ve barış. Diğer partilerden farklılığı ortaya koyan bu temel politikalardan birisi değiştiğinde o zaman parti de başka bir parti olur. Temel sütunlardan birisi yıkıldığında bütünü devrilir.

Diğer sol parti ve örgütlerde nasıl bir tablo söz konusu? Bu kesimlerden Sol Partiye tutumunu değiştirmemesi yönünde bir basınç var mı?
Şu anda asıl olarak Sol Parti üzerinde basınç yapabilecek başka ilgili ve büyük aktörler yok. Barış hareketi içinde bir dizi önemli aktör var. Bunların partiye politikasını değiştirmemesi yönünde basınç uygulama şansları olabilir. Böyle bir basıncın olması iyi ve bu sürekli hissettirilmeli.

SİLAHLANMAYA KARŞI MÜCADELE EDİLMELİ

Siz de yıllardır barış hareketi içerisindesiniz. Orada da çok farklı görüşler söz konusu. Savaş konusunda temel yaklaşımlar orada nasıl?
Temel olarak barış hareketi içinde savaş konusundaki yaklaşımlar doğru. Ancak iki noktada sorunların olduğunu da görmemiz gerekiyor. Birincisi hangi ittifaklarla hareket edileceği. 2014’te bir dizi barış hareketi temsilcisinin “Querfront” adlı (sağcı) grupla uyarı nöbetleri tutması barış hareketini aşırı derecede zayıflattı. İkicisi ise barış hareketi içinde bazı kesimler “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket etti. Bu kesimler Rusya’nın emperyalist politikalarına ya çok az değindi ya da görmemeyi tercih etti. Asıl olarak NATO, ABD ve Almanya’nın emperyalist politikalarıyla meşgul oldular. Elbette asıl olarak kendi hükümetimizin politikalarına karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu konuda barış hareketinin tutumu benim açımdan her zaman doğru oldu.

Almanya’da gelecekte asıl çatışmanın askeri harcamaların artırılması üzerinde olacağına inanıyorum. Bu konuda elbette barış hareketi aktif olmalı ve askeri harcamalara karşı güçlü bir mücadele yürütmeli.

Toplumun geniş kesimlerinin silahlanmaya karşı birleşebileceğine inanıyorum. Bu konuda barış hareketi ve sol güçler tarafından üzerinde çalışılması gereken geniş bir alan var.