Mahkeme salonunda sınıf mücadelesi

Politik greve katıldıkları gerekçesiyle Gorillas teslimat şirketi tarafından geçtiğimiz yıl çıkışları verilen üç işçi, şirkete karşı açtıkları davayı kaybettiler. Ancak işçiler umutlular, çünkü davanın özünü oluşturan “politik grev hakkı” için şimdi davayı Avrupa Adalet Divanı’na taşımaya hazırlanıyorlar.

Geçtiğimiz hafta Berlin İş Mahkemesi’nde Gorillas teslimat şirketi tarafından çıkışları verilen üç işçinin davası görüldü. Almanya’nın 22 büyük kentinde şubeleri bulunan Gorillas şirketi, geçtiğimiz yıl ekim ayında Almanya genelinde yankı getiren eylemleri ve politik grevi organize ettikleri veya katıldıkları gerekçesiyle 350 çalışanına çıkış vermiş, bazı çıkışları sonradan tekrar geri almıştı. Mahkeme, işten çıkarmaların yasal olmadığı gerekçesiyle şirkete karşı dava açan üç işçinin lehine sonuçlandı. İşçiler açısından kazanımla sonuçlanmayacağı başından belli olan ve 90 dakika süren duruşma, Gorilas işçilerinin aylardır verdikleri mücadele gibi adeta bir sınıf mücadelesine sahne oldu. İki işçinin çıkış kararları mahkeme tarafından onaylanırken, bir işçinin çıkışı, zaten kiralık işçi olduğu ve iki hafta süreyle de her an çıkış verilebileceği için geçersiz sayıldı.

Çoğu göç kökenli olan Gorillas teslimat sürücüleri kendi aralarında daha çok İngilizce iletişim kurabiliyorlar. Bu yüzden Almanca anlayan bir arkadaşlarının arka sırada işçilere çeviri yapmasından rahatsız olan hakim Kühn’ün, işçilere tercüman bulundurmak yerine onları salonu boşaltmakla tehdit ederek cezalandırmak istemesi ırkçı bir yaklaşım olarak değerlendirildi. Mahkeme öncesi 50 kişiyi bulan izleyici sayısından ötürü duruşma daha büyük bir salona taşınmak zorunda kaldı. Bunun üzerine hakim Kühn, duruşma esnasında işçilerin avukatı olan Benedikt Hopmann’ı da, “işçilerin sırtından para kazanmakla” suçladı. Hopmann ise katılımın, bir çok işçinin Almanya’daki mevcut gerici grev yasasının değişmesini istemesinden dolayı yüksek olduğunu söyledi.

İşçiler, işverenleri Gorillas’a karşı açtıkları davayı kaybederek işyerlerine dönemediler ama umutlular. Çünkü, çıkışları verilen işçiler bu mahkemenin Avrupa Adelet Divanı’na giden yolda sadece bir aşama, başvuru yapabilmek için bir önkoşul olduğunun bilincindeler. Avukat Hopmann, Avrupa Adalet Divanı’nın, Berlin İş Mahkemesi’nin, basın açıklamasında da belirttiği “politik greve” dayalı gerekçeli kararını kaldırabileceğini söylüyor ve Almanya’daki yasal uygulamaya karşı bilhassa sendikalar olmaksızın grev hakkını ve politik grevleri de savunan Avrupa Şartı’na işaret ediyor. Berlin İş Mahkemesi yaptığı basın açıklamasında karara yönelik, “mahkeme verilen çıkışların ikisini haklı bulmuştur. Mahkeme, neden olarak ise, sadece sendikalar tarafından çağrısı yapılan bir greve katılımın yasal olduğunu ayrıntılı olarak açıklamıştır”, dedi.

ALMANYA’DA POLİTİK GREV YASAĞININ KARA TARİHİ

Almanya’da grev yasası 1934’te faşist NSDAP üyesi olan hukukçu Hans-Carl Nipperday tarafından ‚ulusal çalışma düzeni yasası‘ olarak yürürlüğe girdi ve hala geçerliliğini koruyor. Adenauer Almanyasında önde gelen çalışma hukuku avukatlarından olan Nipperday, 1933’ten sonra çalışma yasalarının nazilerin ideolojisine göre uyarlanması için çalışmış, 1945’ten sonra ise, Federal Çalışma Mahkemesi başkanı olarak çalışma hukukunun faşistleşmesinde etkili olmaya devam etmişti.

Hangi renkten olursa olsun, Alman hükümetlerinin Avrupa Şartı’nı (Europäische Sozialcharta) engellediğini birçok çalışma hukuku avukatı ve sendikalar eleştiriyor. Ancak, Gorillas tekelinin avukatlarının Avrupa Şartı’nı yorumlamalarından da anlaşılacağı gibi AB yasasının Alman grev yasasını liberalleştireceğine dair aşırı umut beslemek için daha erken görünüyor. Bu mahkemenin, yasal düzeyde bir sınıf mücadelesi olduğu ortada. Ancak, AB yasaları birçok azınlığa dair konularda daha liberal kararların alınmasına öncülük etmiş olsa da sendikalara pek de yakın durmuyor. Almanya, Avrupa Şartı’nı 1964 yılında onaylamış ancak politik grev gib bazı maddelerine çekinceler koymuştu. Politik grev, tüm AB ülkelerinde yasal bir hakken, Avusturya, İngiltere’de kısmen ve Almanya’da eski yasal uygulamalara dayandırıldığı için yasak. Alman yasalarının hiç bir yerinde yasal olarak tanımlanmamış bu yasak aynı zamanda Avrupa Şartı, İLO ve Alman Anayasası nezdinde de bir insan hakkı ihlali olma niteliği de taşıyor.

ALMANYA’DA EMEK MÜCADELELERİNİN YENİ YÜZÜ

Önceleri örgütlenmesi zor olarak bakılan ancak, şirket işyeri temsilciliklerini ve sendikayı engellediği için değişik teslimat şirketlerinde çalışan işçiler tarafından örgütlenen iş mücadeleleri dalgası devam ediyor.

Gorillas’ta şimdilerde mücadeleye değişik uluslardan yeni emekçiler katılıyor. Bu işçilerin mücadelelerinin gündeminde daha fazla ücret, daha iyi çalışma koşulları ve üstü kapalı mola odaları da var ve verdikleri mücadeleleri ile ayrıca Almanya’nın gerici grev yasasını da tartıştırıyorlar.

Geçtiğimiz yıl ekim ayında çıkışı verilenlerden biri de Duygu Kaya. Kaya Türkiye’den akademisyen olarak gelmiş Almanya’ya. Mahkemede okumak üzere hazırladığı sunuma hakim Kühn tarafından, “aşağılamalara müsaade edilemeyeceği” gerekçesiyle izin verilmeyince sunumunu mahkemenin önünde gerçekleştirilen mitingde okudu. Kaya, sunumunda göçmen işçi olarak Gorillas gibi güvencesiz işyerlerinde çalışmaktan başka alternatifinin olmadığını, neden mücadele ettiklerini ve tüm yıldırmalara rağmen neden hala devam ettiklerini anlatıyor. Bir de grev yasasının Nazi geçmişini. Mahkemenin önünde, Arbeitgeberunrecht inisiyatifi tarafından gerçekleştirilen dayanışma mitingine verdi sendikasından AG- Taxi ve değişik gruplar da katıldı. Ağırlıklı olarak göç kökenli olan Gorillas sürücüleri ve haklı talepleri ile herkes dayanışma göstermiyor, aksine onların semte uymadıklarını, onlardan rahatsız olduklarını iddia eden çevreler de var. Mitingde yapılan konuşmalarda bu kesimlere yönelik mesajlarda verildi. Rote Antiquariat’da çalışan bir işçi konuşmasında “göç kökenli emekçilerin maruz bırakıldıkları çalışma koşullarını eleştirmek yerine onları günah keçisi ilan ediyorlar. Sürücülerin aşırı hız yaptıklarından, eylemlerinde sokakları işgal ettiklerinden şikayet ediliyor ama onların nasıl yaşamlarını tehlikeye atarak aşırı baskı altında çalıştıkları, taşıdıkları gıda maddelerini kendilerinin tüketemedikleri görülmüyor. Mantık şu: insanlar, siparişlerinin teslim edilmesini ama ne trafiğin engellenmesini ne de sürücülerin rahatsızlık vermesini istiyorlar. Oysa teslimat sürücüleri çağımızın modern hizmetçileri” dedi. İşletmelerin dışında oluşan bu dayanışma, kuşkusuz teslimat işçilerinin mücadelelerinin başarısı. Şayet işçiler Avrupa Divanı üzerinden, gerici ve Nazi döneminden kalma grev yasasını iptal ettirebilirlerse, bu daha da özel bir başarı olacaktır. (Derleyen: Sevinç Sönmez)