Savaşın gölgesinde DGB kongresi

UMUT YAŞAR

Birkaç ay önce “başkanlık krizi”, “sanayi sendikalarının hizmet sendikalarına karşı tutumu” vb. ‘skandallarla’ sarsılan Alman sendikalarının çatı örgütü DGB’de savaşın gölgesinde ‘güllük gülistanlık’ bir kongre yapmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve parti başkanlarının konuşmak için sıraya girdiği kongrede korporatizm tavan yaptı. ‘Dış düşmanlara’ karşı birliği sağlama için hiçbir çabadan kaçınılmadı.

Emeğin Parlamentosu (“Parlament der Arbeit”) 22. Dönem Oturumu” 7-12 Mayıs günleri arasında Berlin’de gerçekleşti. DGB kongresinin böyle tanımlanması bazı burjuva gazetelerde “çok havalı” olarak değerlendiriliyor. “Emeğin Parlamentosu” aslında fena bir fikir değil; Almanya’nın bütün işkollarından emekçilerin delegelerini seçip değişik konuları tartışmak, örgütün önümüzdeki dönem ileri süreceği acil taleplerin kararlaştırmaları ve uzun vadeli programını gözden geçirmeleri için Berlin’e göndermeleri iyi olurdu.

Ama ne yazık ki durum öyle değil. Kongreyi parlamentoya benzetecek olursak o zaman; farklı çıkarları savunan irili, ufaklı sekiz fraksiyonunun olduğu, neredeyse her türlü ayak oyununun mübah görüldüğü, genel olarak sınıf işbirlikçiliğinin hakim olduğu parlamentoyla karşı karşıyayız.

YENİ DÖNEMİN YENİ PERSONELİ

Almanya’nın nükleer silahlarda pay sahibi olması gerektiğini” 2020 yılından bugüne kadar kararlıca savunan Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Alman sermayesinin revanşist politikalarını, “Dışişlerinde bir kadın bakışı”, “feminist dış politikası” gibi saçmalıklarla süslüyor.

Benzer bir durum şimdi DGB’de gündemde: Kimya sendikasında 14 yıl yöneticilik yapan, SPD genel sekreterliği, Federal Çalışma Bakanlığında müsteşarlık ve son genel seçimlerde SPD’den Federal Milletvekili seçilen Yasmin Fahimi, 9 Mayıs günü yüzde 93 ile DGB Genel Başkanı olarak seçildi.

Burjuva basında DGB’nin başkanlığına ilk kez bir kadının seçilmesi, “artık kadınlar önemli karar mercilerinin başındalar” diye neredeyse ayakta alkışlandı. SZ, FAZ gibi “ciddi” gazeteler DGB’ye övgüler düzerken, sermaye örgütlerine, “bakın sizin yapamadığınızı işçi kesimi yapıyor” demekten geri durmadılar. Bu kadar “övgü” son 30 yılda 6 milyon sendika üyesini kaybeden sendika bürokrasisinin yaralanmış ruhuna merhem oldu adeta. Düne kadar sendikaları “taş çağında kalmış”, “zamanı geçmiş dinozorlar” vb. aşağılayan bir kesimden övgü alınması şüphe yaratması gerekirken, DGB Kongresinde hazır bulunan sendika bürokrasisi içinde “doğru yoldayız” kanısı hakim.

DGB’nin yeni başkanının sermaye basınında neden bu kadar sevinç yarattığının anlaşılması için Fahimi’nin çalışma bakanlığında müsteşar olarak çalıştığı dönemki icraatlarına bakmak gerekiyor. “Dijitalleşme” ve “dönüşüm” başlıkları altında alınan kararlar, ‘sosyal partnerlere’; “çalışma sürelerini belirleyen yasayı bir süreliğine yürürlükten kaldıralım, bakalım ne olacak” gibi yapılan tavsiyeler bu icraatlardan birkaçı…

ÇOK BAŞARILI BİR KONGRE’

Fahimi’nin başkan seçilmesinin ardından başkanvekili ve iki yürütme kurulu üyesi de delegelerin yüzde 90’ını aşan oylarıyla seçildiler. Ardından emekliye ayrılanlara övgü konuşmalar… Öncesinde Cumhurbaşkanı, Berlin Büyükşehir Belediye Başkanı ve sonrasında Başbakanın konuşmaları… Divan başkanının ikide bir “arkadaşlar çok başarılı bir kongre yapıyoruz” sözleri.

Sahnede “her şey yolunda, her şey güllük gülistanlık” tablosu çizilirken kulislerde ise genel merkezin savaş politikalarına ve silahlanmaya destek veren önergesine karşı çıkanların sayısını azaltmak için çalışmalar sürüyordu. Bunun için kongreye getirilen Ukraynalı 96 yaşındaki Anastasia Gulej isimli bir kadın, gün boyu kongre salonunda dolaştırıldıktan sonra sahneye çıkarıldı. İkinci dünya savaşı döneminde Polonya ve Almanya’ya esir işçi olarak getirilen, faşist rejimin değişik toplama kamplarından geçen bir emekçi olan Gulej, uzun uzun yaşadığı savaşları, çektiği acıları anlattı. Cepheden askerlerin vatanlarını savunmak için her şeyi göze aldıkları ama yetirince silahları ve mermileri olmadığı için mevzileri kaybettiklerini vs. vs. delegelere aktardı ve Almanya’nın silah ve cephanelik göndermesinin ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Dakikalarca alkışlanarak uğurlanan Gulej’den sonra, 27 Şubat günü Federal Meclisin olağanüstü oturumunda “Almanya’da yeni bir dönemin” başladığını ilan eden Başbakan Olaf Scholz sahneye çıktı. Gulej’e büyük saygı duyduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Scholz, “Dün 8 Mayıs’tı, savaş bir daha asla bizim hep ilkemizdi. Ama Putin bu ilkeyi kendi revanşist politikaları için rafa kaldırdı – Putin’in savaşı durdurulmalı” dedi.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını gerekçe göstererek ilan ettiği “milatla” birlikte “GSMH’nin en azından yüzde ikisi savunma bütçesine ayrılmasını” ve “Ordunun gereksinimleri için 100 milyar Euro’luk özel fon oluşturulması” nedenlerini anlatırken, “güvenlik politikalarıyla sosyal politikanın karşı karşıya getirilmesine izin vermeyeceğim. Dışarıya karşı dayanışma içinde olmak için ülke içinde birliğin sağlanması gerekiyor. Birlik olursak dışarıya karşı daha başarılı bir dayanışma politikası sergileyebiliriz” diyerek “cephe gerisini sağlama almaya” çalıştı.

Kongre yüzde 65’e karşı yüzde 35 ile aldığı ilk kararda “savunma bütçesinin yüzde ikiye çıkarılmasının abartılı olduğu, ordunun teçhizat gereksiniminin aşırı harcamalara (“100 milyarlık fon”) neden olmaması gerektiğini” içermesine karşın silahlanmaya gerçekten karşı çıkılmıyor.

Önümüzdeki haftalarda kongre üzerine daha çok şey yazılıp, çizilecek. Gazetemiz sayfalarından da bu konuyu takip edeceğiz.

 

Sanayi politikasından anlayan…

Gazetemizin ocak sayısında gazetemizde “DGB’de başkanlık krizi” (Bkz.: yenihayat.de/2022/01/22/dgbde-baskanlik-krizi/) başlıklı yazıda çatı örgütüne başkan arayışında yaşananları aktarmıştık. DGB Başkanlığı için “sanayi politikasından anlayan bir kadın” bulunamayınca(!) IG BCE Başkanı Michael Vassiliadis aday gösterilmek istendi. Fakat Ver.di bu adayı reddetti. Bunun üzerine Fahimi aday gösterildi.

Kongreden bir gün önce bütün işkolu sendikaları delegelerini bir araya toplayarak, “adaylık krizi” üzerine delegelerle konuştular ve “kamuoyunda güçlü bir sendika görünümünü tehlikeye atmama” adına “Fahimi’ye şans tanımayı” önerdiler. Vassiliadis’in adaylığını reddedenler arasında olan Ver.di Genel Başkanı Frank Werneke, “Adaylığına karşı çıktım, çünkü bu durumda DGB ciddi olarak sağa kayacaktı. Aşırı sağ demiyorum, bunun altına çiziyorum, ama DGB’ye sanayiyi ciddi olarak gözeten korporatif bir çizgi hakim olacaktı, bugün olduğunda çok daha fazla. Sanırım şimdi önerilen aday bizi için daha kabul edilebilir bir aday” dedi. GEW, NGG gibi bazı sendikaların delege toplantılarında benzeri konuşmalar yapılırken IG BCE, IG Metall ve GdP içinde ise, “Fahimi’nin adaylığının, her şeye çomak sokan, içinde aşırıların da olduğu Ver.di sendikasını gemide tutacağı” ileri sürüldü.

Eski müsteşar Fahimi’nin sınıf işbirlikçiliği konusunda kimya sendikası başkanı Vassiliadis’den çok farkı olmayacak. Vassiliadis aday olsaydı, kongrede karşı aday çıkma opsiyonu dahil çok farklı bir tartışma yaşanacaktı. Kongredeki “sol” kesimden gelen delegeler, “Vassiliadis’i engelledik” duygusuyla hareket ederken, Fahimi’ye en azından birkaç ‘eleştirel soru’ sorma şansını da kullanmadılar.