Arif Ünal: 100 milyar bardağı taşıran son damla oldu

Son bir kaçı yıldır yükseliş içinde olan Yeşiller Partisi, 15 Mayıs’ta Almanya’nın en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya’da yüzde 18,2 gibi yüksek bir oy alarak, yeni kuurlacak hükümetin muhtemel ortağı haline geldi. Ülke genelinde savaş ve militarizm sözcülüğüne soyunan Yeşiller’in durumunu, yaklaşım 25 yıl bu parti içinde siyaset yapan ve kısa bir süre izlenen politikalara tepki göstererek istifa eden NRW eski milletvekili Arif Ünal ile konuştuk.

YÜCEL ÖZDEMİR

Sizin daha önce iki dönem eyalet milletvekilliğini yaptığınız Kuzey Ren Vestfalya’da parlamento seçimleri yapıldı. Öncelikle seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçimler, bir-iki sürpriz dışında beklenildiği gibi sonuçlandı. Seçim öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında SPD ve CDU’nun başa baş oy alacağı görünüyordu. Yeşiller’in yüzde 16-18 arasında oy alacağı tahmin ediliyordu. Birinci sürpriz CDU’nın SPD’ye fark atması, ikinci sürpriz Yeşiller’in tahmin edilen oyu almasıydı. Bugüne kadar genellikle Yeşiller kamuoyu yoklamalarındakinden 2-3 puan daha düşük oy alıyordu. Bu kez yapılan tahmin tuttu. Tahmin edilenin üst noktasında yüzde 18,2 ile meclise girdi. Bu iki sürpriz dışında beklediğim gibi bir seçim oldu benim için.

Yeşiller’in bu denli yüksek oy almasıda eyalet mi yoksa federal politika mı etkili oldu?

Ne yazık ki seçimlerde eyaletin sorunları ön plana çıkmadı. Federal düzeydeki politika seçimlerde kamuoyunu çok daha yakından ilgilendiren hal aldı. Bunun sebebi ise Ukrayna’daki savaş ve ona bağlı olarak enerji ve gıda fiyatlarındaki artışlar, ağır silahların verilmesi üzerinden yapılan tartışmalar oldu. Yeşiller’in bu denli başarı elde etmesinin arkasında Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in öne çıkması bulunuyor. Her iki siyasetçin yaptıkları kamuoyunda destek gördü.

Federal düzeyle Yeşiller’in ortağı olan SPD ve FDP ise seçimlerde kaybetti. Yeşiler’in genel politikaya tepkiden etkilenmediği anlaşılıyor…

Ülkede en çok sevilen siyasetçiler listesine bakıldığında Habeck yüzde 67 ile birinci, Baerbock yüzde 64 ikinci sırada. İkisinden sonra Başbakan Olaf Scholz geliyor. Dış politika ve yenilenebilir enerji alanında Yeşiller söz sahibi. FDP’nin yaptığı ise otobanlarda hız sınırlamasına karşı çıkma ve korona kısıtlamalarını kaldırmayı savunmak oldu. SPD, bana göre doğru olan Scholz’un savaşa karşı tutumu, kararsızlığı, Almanya’yı yönetecek kapasitede olmadığı şeklinde yayınların yapılmasına neden oldu.

Bu yayınlarda toplumsal yaşam büyük bir militarizm felsefesiyle yoğruluyor. Dolayısıyla Scholz şu anki konjonktürde profili düşük bir başbakan.

Militarist politikanın sözcülüğünü Baerbock şahsında Yeşiller üstlenmiş durumda. Siz yıllardır Yeşiller içinde siyaset yapan birisi olarak bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeşiller’in kuruluşu 80’li yıllarda halk içinden gelen toplumsal grupların birleşmesiyle gerçekleşmişti. Bu gruplar birincisi kadın haklarını savunan feminist hareket, ikincisi silahsızlanma için mücadeleden barış hareketi, üçüncüsü de çevre hareketiydi. Zamanla bu üç öğede değişimler oldu. Çevreyi korumada Yeşiller bugün halen söz sahibi. Ancak barış hareketi bu 40 yıl içinde çok büyük değişimler yaşadı. Kosova savaşı sırasında dışişleri bakanı olan Joschka Fischer’in asker göndermeden yana tutum alması geniş tartışmalara ve tepkilere yol açmıştı. O zaman var olan tepkinin bir benzeri Ukrayna’ya ağır silahların gönderilmesine karşı yok. Hele hele savaşla hiçbir ilgisi olmayan, halk arasında bunca ekonomik sorunun yaşandığı bir dönemde silahlanma için ayrılan 100 milyar euroluk özel fona destek vermesi ne yazık ki Yeşiller içerisinde büyük bir tepkiyle karşılanmadı. Bu da şu demektir ki; Yeşiller yavaş yavaş o bizim bildiğimiz SPD, CDU ve FDP gibi partiye dönüşüyor. Gerek üye bileşimi gerekse “Fonksiyon taşıyıcı“ dediğimiz parti yöneticilerin de bu notaya geldiğini ortaya koyuyor.

Bir de şöyle bir durum var: Şu anda tüm yayınlar resmen savaş çığırtkanlığı yapar hale geldi. Basının bu şekilde yayın yapması halkın düşünce sistemini de etkiliyor. Halk arasında da savaş çığırtkanlığı konusunda bir atmosfer oluşturuldu. Yeşiller’in yöneticileri de bu atmosferde silah göndermeye, askeri harcamalar için ek 100 milyar euronun ayrılmasına karşı çıkmanın çok da akıllıca olmayacağını bilecek kadar akıllı.

O zaman, Yeşiller’in toplumun sermaye medyası tarafından yönlendirildiği tarafın en önünde yer aldığı sonucu çıkıyor diyebilir miyiz?

Bence de öyle. Popüler olmayan konularla ilgilenmiyorlar ve toplumun yönlendirildiği yöne karşı çıkmıyorlar. Bu da seçimlerde, yüzde 18,2’lik oyla ödüllendiriliyor. Yeşiller’e kimlerin oy verdiğine baktığınızda bunu çok açık bir şekilde görebiliyorsunuz. Yeşiller’in kendi seçmelerinin hepsini mobilize edemediği gibi neredeyse 100 bine yakın seçmeni seçimlere katılmadı. Tabanın bir kısmı seçimlere gitmeyerek tepkisini ortaya koyuyor. Düşük katılım oranı da Yeşiller’in yüksek oy almasında rol oynadı.

Yeşiller’e kendi seçmeni oy vermez iken CDU’dan 140 bin, SPD’den 100 bin gibi oy kaymaları yaşandı. Bu da savaş politikasını destekleyen tutucu, muhafazakar bir kesimin de bu sefer Yeşiller’i tercih ettiğini gösteriyor. Toplumsal realite şu anda bu.

Siz sanırım partinin geldiği bu durumdan mutlu olmadığınız için istifa etme kararı aldınız?

Ben, 1998’de Yeşiller’e üye oldum. 10 sene Köln belediyesi meclis üyeliği, iki dönem de eyalet milletvekilliği yaptım. Son yapılanlar beni çok rahatsız etti. Çünkü ben barış hareketinden geliyorum. Bizim 1980’li yıllarda silahlanma konusunda söylediklerimizin halen geçerli olduğunu düşünüyorum. Birincisi fazla silahlanmak güvenliği arttırmıyor. Üretilen fazla silahların bir yerde tüketilmesi gerekiyor. İkincisi, bugün başta Almanya ve ABD’de olmak üzere, silah şirketleri muazzam bir lobi yapıyor. Bu lobinin çalışması sonucunda kısa sürede askeri harcamaları artırdılar. Ben aynı zamanda sağlık alanında politika yapıyorum. 10 yıldır, Almanya çapında hastanelerin tamir edilebilmesi için 6 milyar euroya ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Hatta bunun 3 milyarının federal, 3 milyarının da eyaletler tarafından karşılanmasını önerdik. Ama 10 yılda bu yapılmadı. Yine yaşlı bakımı ve sağlık çalışanlarının ücretlerinin arttırılması, dar gelirlilerin desteklenmesi konusunda bir milyar bile bulunamazken akseri harcamalara 100 milyar euronun verilmesi bende bardağı taşıran son damla oldu. Ve “Artık bu benim partim değil” diyerek ayrılmak zorunda kaldım. Şunu gerçekten sormak gerekiyor: Şu anda ağır silahlar gönderenler gerçekten Ukrayna’nın savaşı silahla kazanabileceğini mi düşünüyorlar? Ben kazanamayacağını düşünüyorum. Çünkü savaşın kazananı olmuyor. Savaş milyonlarca insan için ölüm ve acı getiriyor.

Ancak bu dönemde başta Rheinmetall olmak üzere silah tekelleri ise kazanıyor. Keza enerji tekelleri de bu süreçte karlarını arttırmaya başladılar….

FDP ve Yeşiller, savaş lobisiyle birlikte resmen başbakanı baskı alına aldılar. Evet FDP başkan yardımcısının hayat hikayesine baktığınızda 6-7 silah lobisinin kurumlarında görevli. Ama Yeşiller’in bunu yapması kabul etmez. Merkel bile bunların yaptığını yapmadı. Donald Trump önceki yıllarda Almanya’ya askeri harcamaları yüzde 2’ye çıkarma baskısı yaptı. Bunu şimdi Yeşiller ve SPD’nin içinde olduğu bir hükümet yapıyor. Yarın bunun cezasını çekecekler.

Orta vadede Yeşiller’in nasıl bir değişim geçireceğini öngörüyorsunuz? Halen hem eyalet hem de federal çapta gençlerden en fazla oy alan parti durumunda. Görüntüyle uygulanan politika arasındaki fark özellikle gençlik tarafından fark edilebilecek mi?

Yeşiller’in halen çevre ve doğayı koruma konusunda en iyi öneriler yapan parti olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle 35 yaş altı gençlerden en fazla oy alan parti. Ancak sadece bu yetmeyecek. Çünkü başka konularda da farklı önerilerde bulunması gerekiyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: