Bergen-Belsen toplama kampı

ALİ ÇARMAN

Birinci Dünya Savaşı’nın bitimini izleyen yıllarda Almanya’da işçi ve emekçiler için yaşam çok zorlaşmış, buna bağlı olarak sınıf mücadelesi de boyutlanarak devam etmişti.

1929 dünya ekonomik krizi ile birlikte zorluklar katlanarak hayat artık çekilmez hale geldi. Üzerinde 3 milyon, 10 milyon, 50 milyon yazılı banknotlar ile paranın değeri anlamsızlaştı. Kadınlar, ellerindeki sepet dolusu banknotlarla pazara çıktıklarında alabildikleri çok az şey vardı.

Enflasyon, dur durak tanımadan yükseliyordu. Kısacası Almanya’da faşizm böylesi bir ortamda, mali sermayenin en saldırgan, en ırkçı ve en gerici unsurlarının doğrudan desteklediği kanlı-açık bir diktatörlük olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Böylece, insanlık için ortaçağ karanlığından daha kanlı daha vahşi bir dönem başladı.

FAŞİZM VE TOPLAMA KAMPLARI

Hitler, iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra toplama kamplarını; kendilerinden (faşizmden) yana olmayanları birden bire değil ama sistemli bir şekilde, en ağır işlerde çalıştırarak iliklerine kadar sömürerek, yok edildikleri ölüm fabrikalarını açmaya başladı.

Transit kamplar, savaş esiri kampları, zorla çalıştırma ve imha kamplarının sayısı belli bir zaman sonra binlerle ifade edildi.

Bizler de geçtiğimiz günlerde Hannover DİDF’ten bir grup arkadaş ile birlikte yaklaşık 65 km uzaklıktaki şimdi anıt müze olan Bergen-Belsen Toplama Kampı’na ziyarette bulunduk.

Bergen-Belsen Toplama Kampı, Aşağı Saksonya eyaleti şehirlerinden Celle’ye 18 km uzaklıktaki Bergen kasabasına yakın bir alanda Haziran 1940’da kuruldu.

SAVAŞ ESİRLERİ KAMPI

Başlangıçta inşaat işçileri için ormanlık bir alanda kurulmuş (1935) olan kamp yeri Nazilerce, Haziran 1940’da Belçika/Fransa savaş esirleri için kullanılmaya başlandı. 1941’in ortalarından itibaren Sovyet askerleri getirildi. Neredeyse hiç barınma yeri olmayan bir alana 21 binden fazla Sovyet tutsak getirildiğinde, esirler mağaralarda, açık alanlarda ve kulübelerde yaşama tutunmaya çalıştılar.

Her türden yiyecek içecekten mahrumiyete, sağlık konularında en basit bir revirin dahi olmayışına Nazilerin akla hayale gelmeyecek işkenceleri eklenince 1942 baharında 14 bin tutsak açlık-soğuk ve hastalıktan öldü.

Kamp alanı içinde gezerken, ‘burada 800, 2 bin, burada 2 bin 500, 5 bin kişi yatıyor’ şeklinde yazıtları ve toplu mezarları görünce insanın aklı duruyor. Ne diyeceğini, neye yorumlayacağını anlamakta zorlanıyor. Kamp yerine bir km kadar uzaklıkta ise Sovyet savaş esirlerinin toplu mezarlığı bulunmakta. Buraya doğru yürüdüğümüzde birkaç yerde “burası askeri bölgedir girilmez/tehlikeli” levhaları görülmekte.

Dikdörtgen biçimindeki mezarlıkta, “Burada Alman faşistlerince katledilen 5 000 Sovyet askeri yatmaktadır” yazılı anıtın önüne bırakılan çiçekler, mumlar, çakıl taşları ve yazılar eşik ediyor ziyaretçilere.

YAHUDİ TUTSAKLARIN TAKASI

Bugün gelinen yerde dahi toplama kampları hakkında kesin bir rakam mümkün görülmüyor. 1943/1944 arası 14 bin 700 Yahudinin Bergen-Belsen kampına getirildiği tesbit edilmiş olsa da gerçek rakamın bunun çok üzerinde olduğu tarihçi ve araştırmacılarca teyit edilmekte.

19 Nisan 1943’de başlayıp 16 Mayıs 1943’de kanla bastırılan Varşova Gettosu ayaklanmasına katılan Yahudilerin bir bölümü, özellikle kadınların buraya getirilişi kamp içinde kurulan bir sergide belgelerle gösterilmekte.

1941-45 yılları arasında 12 bin 500 kadın Bergen-Belsen üzerinden farklı yerlere gönderildi. Daha doğrusu en sağlıklı en genç en dayanıklı olanlar zorunlu çalışmaya götürüldü.

Bergen-Belsen kampının bir özelliği esir askerler için yapılmış olsa da bir başka özelliği Nazilerin ellerindeki çok ‘değerli’ Yahudileri müzakere aracı olarak kullanıp taleplerde bulunmaları oldu.

Hınca hınç vagonlarla üst üste istif edilmiş halde kampa getirilen Yahudilerin çok az bir kesimi ( 650) takas yoluyla özgürlüklerine kavuştu. Nazilerin elinde büyük bir ganimet olarak görülen 7 bin kişi takas için üç trenle yola çıkarıldı. Bunların büyük çoğunluğu yolda Nazilerce katledildi. Ancak, 550 yolcu Kızıl Ordu birliklerince kurtarılabildi.

 

KAMPTA KATLEDİLEN ANNE FRANK

Hitler ve işbirlikçileri iktidarda oldukları dönemde 1 milyondan fazla Yahudi ve onbinlerce Roman, ailenin Nazilerce katledilerek yetim bırakılmış çocuğu, zihinsel ve engelli çocuk katledildi.

Naziler, büyüklere uyguladıkları korkunç koşulları bire bir çocuklara uygulayacak kadar insanlıktan çıkmışlardı.

Faşizm döneminde rejimin yanında olmayan çocukları bekleyen belli başlı tehlikeler şunlardı: Kamplara getirildiğinde hemen öldürülen çocuklar. Doğumdan hemen sonra katledilen çocuklar. Kamplarda ve gettolarda doğan çocukların saklanması. Zorunlu çalıştırılan biraz büyükçe çocuklar. Tıbbi deneylerde kullanılan çocuklar.

İşte bunlardan birisi de 12 Haziran 1929’da Frankfurt kentinde doğan ve daha sonraları tutmuş olduğu günlükle bütün dünyada tanınan Anne Frank’tı. İki yıl boyunca çatı katında gizlenmek zorunda kalan 13 yaşındaki kız çocuğu herkesi şaşırtırcasına bir günlük tuttu.

Bir ihbar sonucu ailenin saklandığı yer Nazilerce bulundu. Burada yaşamak zorunda kalanlar hemen tutuklanarak 4 kişi Auschwitz, Anne Frank ve ablası ise 1944 Ekim sonlarına doğru çalıştırılmak üzere Bergen-Belsen kampına gönderildi.

İki kız kardeş kampa getirildiklerinde, aslında faşizmin yenilgi haberleri gün be gün artmakta idi. Ancak, Naziler bu durumda dahi katliam ve işkencelerinden vazgeçmediler. Gayri insani koşullarda yaşam mücadelesi veren Anne Frank, bir deri bir kemik kalmış halde iken bitlenmiş elbiseleri giymek yerine adına battaniye denilen büyükçe bir paçavraya sarılmaktaydı. Anne ve ablası, kampın özgürlüğüne kavuşturulmasına çok az bir zaman kala hastalıktan öldüler. Ölüm günleri kesin olarak bugün dahi bilinmiyor. Tahminen Şubat sonları veya Mart 1944 ortaları tahmin ediliyor.

Kampta müze haline getirilen bölümde Anne Frank hakkında yeterince bilgiye ulaşmak mümkün. Bergen-Belsen kampı dünyada Anne Frank’ın katledildiği kamp olarak da bilinir.

KAMPIN ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞMASI

Hitler ve faşistler peş peşe darbeler almaya, kaçınılmaz sonlarına doğru hızla yol alıyorlardı. Ve nihayet, 15 Nisan 1945’de İngiltere birliklerine bağlı bir tümen tarafından Bergen-Belsen özgürlüğe kavuşturuldu.

Askerler içeri girdiklerinde bir deri bir kemik kalmış, yaşayan iskeletler görünümünde 60 bin kişi vardı. Kamptaki görüntüler kısa bir süre sonra bütün dünyaya yayıldı

Naziler tarafından Bergen-Belsen’e getirilen tutsak sayısı 120 bin. Toplamda ölen/öldürülen esir sayısı ise 50 bin olarak kayıtlara geçmiş. Buna kurtuluştan sonra hastalıktan ölen 13 bin kişi dahil değil.

Kampta kaldığımız 4 saat boyunca gördüklerimizi, okuduklarımızı ve bunların yüreğimize dokunmasını kelimelere dökmek, Nazilerin korkunçluklarını yazmak kolay olmasa gerek. Yazımızı, Amerikalı bir şairin dizeleriyle tamamlayalım:

“Bunun hesabı sorulmadı,

Gözyaşlarının hesabı sorulmadı ama sorulacak.

Bu kanın hesabı sorulmadı. Gözyaşları yüzlerde kurumuş, kum üstünde kurumuş kan.

Gözyaşlarının hesabı sorulmadı, kanın hesabı sorulmadı. Sorulacak bunların hesabı.

Yanılmayın dökülen kanın hesabı sorulmamışsa, yalanın hesabı sorulmayacak sanmayın,

Yanılmayın bunun hesabı sorulacak, Sorulacak ama vakit var.” Archibald Macleish

(Foto Ali Çarman)