ABD-Çin geriliminin ortasındaki Avrupa ne yapacak?

Yücel ÖZDEMİR / Köln

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a yaptığı tartışmalı ziyaretin üzerinden bir hafta geçti. Bu süre içinde atılan adımlar ve yapılan açıklamalara bakılırsa, Der Spiegel dergisinin de bu hafta başyazısında ifade ettiği gibi, “Bir devrin sonu” geldi. Bugüne kadar kimi zaman birbirinin gücünü yoklama, kimi zaman ayağına basmama şeklinde sürüp gelen dünyanın iki büyük emperyalist gücü ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, bundan çok daha sert ve çatışmalı virajlardan geçecek. Denilebilir ki, Pelosi’nin ziyareti ABD cephesinde Çin’e dair hazırlanan planların hızlandırılarak devreye konulacağına dair net bir mesajdı.

ABD Başkanı Joe Biden ve yönetimi, Çin’in karşı çıktığı Pelosi ziyaretiyle Tayvan’ın Çin’in parçası olmadığını ilan ederken, aslında 1972’de dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’ın tarihi Pekin ziyaretiyle başlattığı “Tek Çin” politikasını da rafa kaldırmış bulunuyorlar. 1979’dan itibaren Çin ile diplomatik ilişkileri normalleştiren ABD, arka planda ise Tayvan’da işbaşında olan milliyetçilere destek vermeye devam etmişti.

23 milyonluk Tayvan’ı sadece politik açıdan değil aynı zamanda ekonomik ve askeri olarak bölgede Çin’e karşı ön cephe haline getirme üzerine kurulan bu yeni stratejinin ne kadar hayat bulacağını asıl olarak kurulacak ittifaklar, askeri kapasite ve ekonomik güç belirleyecek gibi görünüyor.

ABD İÇİN HER SEÇENEK MASADA

ABD emperyalizmi; Çin’in önünü kesmek, yükselişini durdurmak, bölgesinde ve dünyada kendisine güçlü bir rakip olarak sahneye çıkmasını engellemek için savaş dışındaki seçeneklerin birçoğunu kullandı, ancak istediğini alamadı. Bundan sonra ise egemenliğini sürdürmek için savaşın da aralarında olduğu bütün seçenekleri devreye koyacak. En azından bölgeye yaptığı askeri yığınak bunu gösteriyor. ABD, Çin’in yükselişi durdurulamadığı takdirde, kendisinin her bakımdan düşüşe geçeceğinin farkında.

Pelosi’nin ziyaretinden hemen sonra Çin’in yaptırımlar ve geniş kapsamlı bir askeri harekatla yanıt vermesi, Pekin’in de Tayvan’ı geri kazanmak için savaşın da içinde olduğu her türlü senaryoya hazır olduğunu gösteriyor. Özellikle Çin ile Tayvan arasındaki boğaz ve Çin Denizindeki trafiğin kontrolü Asya-Pasifik’ten başlayarak dünyanın yeniden paylaşımından kilit dönemeçlerden biri olma özelliği taşıyor.

Çin’in Tayvan Boğazında başlattığı askeri harekat her ne kadar Alman ve Türk basını tarafından “kedi-fare oyununa” benzetilse de, aslında ortada bir “aslan-fare oyunu” söz konusu. Çünkü, Çin’in askeri ve ekonomik gücü Tayvan’ı, aslanın fareyi pençesiyle ezmesine benziyor. Güçler her bakımdan kıyaslanmayacak düzeyde.

Çin’in müdahale etmesi durumunda ABD’nin askeri olarak ne kadar savaşa dahil olacağına dair henüz ortada somut bir bilgi bulunmuyor. Keza, Asya-Pasifik’teki ABD’nin en sadık müttefikleri Japonya, Güney Kora, Avustralya… gibi ülkelerin de nasıl ve ne zaman sürecin parçası olacakları kestirilemiyor.

Bölgede temaslarda bulunan, muhtemelen Çin’in askeri hamlelerine karşı zemin yoklayan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bölge ülkelerini Çin’in Tayvan’ı tamamen kontrol etmesi durumunda uyarıyor. Blinken’ın ifade ettiğine göre her yıl dünyadaki büyük yük gemilerinin yüzde 90’ı, 130 kilometre genişliğindeki Tayvan Boğazından geçiyor. Dolayısıyla boğazı elinde tutan dünya tedarik zincirlerine de yön vermiş olacak.

ÇİN’İ HAZIRLIKSIZ YAKALAMA HAMLESİ Mİ?

Çin’de Mao liderliğindeki devrimin gerçekleşmesinden sonra devrim karşıtı milliyetçilerin merkezi haline gelen, bugün de batı emperyalizmi iş birlikçilerinin yönettiği Tayvan’da durumun günün birinde bu aşamaya geleceği mevcut Pekin yönetimi tarafından elbette öngörülebiliyordu. Bu hafta Der Spiegel dergisinde yer alan “Geçmişin Şeytanları” başlıklı haber-analizde National Policy Foundation (Ulusal Politika Vakfı) yöneticisi Chieh Chung’in, Çin’in işgalin askeri ihtiyaçlarını karşılamak için 2027’ye dair planlar yaptığını ifade ediyor. Chung, askeri harcamalardaki devasa artışın ancak en erken 2027, en geç 2035’te kolay bir şekilde Tayvan’ı ele geçirmeye uygun olacağını ifade ederek ayrıntılar veriyor.

Askeri hazırlıkların ya da kapasitenin yetip yetmediğinden bağımsız olarak, gerilim ya da savaşın zamanlamasını ABD tarafından belirlenmek istendiği Pelosi’nin ziyareti gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna hamlesinden önce Doğu Avrupa’da sık boy gösteren ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman da şu günlerde Pasifik ülkelerini dolaşıyor ve “demokrasiyi savunma” çağrısında buluyor. Söylem yabancı değil. Rusya’ya karşı da benzer ifadeler kullanmıştı.

Anlaşılan o ki; ABD’nin savaş planlayıcıları bundan sonra mesailerini Asya-Pasifik’te yapacaklar.

AB NE YAPACAK?

Ukrayna üzerinden Avrupa’daki emperyalist devletler ile Rusya arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkileri sınırlamayı başaran ABD, anlaşılan o ki benzer bir hamleyi Çin üzerinde gerçekleştirmeyi hedefliyor.

24 Şubat’tan bu yana savaşan taraflardan Ukrayna’nın tahıl, Rusya’nın enerji bakımından Avrupa ve dünya için ne denli önemli olduğu görüldü. Benzer bir durum Tayvan ve Çin için de geçerli. Tayvan, sanayide kullanılan çiplerin en fazla üretildiği ülke iken, Çin pek çok alanda hammadde ve pazar bakımından kilit ülke. Muhtemel bir savaşta daralma ve yüksek enflasyon sürecine giren ekonominin çok daha büyük sarsılmalar yaşayacağı bugünden görülebiliyor.

Ukrayna’da ABD’nin belirlediği Rusya karşıtı politikayı benimseyen ve ona göre adımlar atan Avrupa’daki emperyalist ülkelerin, benzer bir politikayı Çin’e karşı izleyip izlemeyecekleri ise henüz net değil. Çin’in Tayvan’ı tanıyan AB üyesi Litvanya ile diplomatik ilişkileri kesmesi ve ekonomik yaptırım kararı alması, AB’deki ABD yanlıları tarafından saf belirlemede dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.

Buna rağmen temkinli yaklaşımlar ağırlıkta. Zira, Çin ile ilişkilerin gerilmesinin Avrupa ekonomisi için felaket olacağı öngörülebiliyor. Bu nedenle anti-komünizmi kendisine bayrak haline getiren savaş sever şahin Yeşilciler ve ABD’nin sadık muhafazakar müttefiklerini bir yana bırakırsak, henüz temkinli yaklaşım hakim görünüyor. Muhtemel bir savaş durumunda pek çok şeyin hızla değişebileceği ise Ukrayna’da görüldü.

Almanya’da şimdiden ihracat ve ithalatta Çin’den bağımsızlaşma adımlarının atılmasına dair açıklamalar yapılmaya başlandı. Ancak bunun faturasının alabildiğince ağır olacağını sermaye de biliyor. Ifo Enstitüsü, Çin ile ticaret savaşının Almanya’ya faturasının, İngiltere’nin AB’de ayrılmasından altı kat daha ağır olacağını açıkladı. En fazla Alman otomobil ve makine endüstrisi etkilenecek. Çin, özellikle Alman otomobil tekelleri için bulunmaz bir pazar. Keza Çin, Almanya’nın en fazla ihracat yaptığı ülke durumunda. Denilebilir ki muhtemel bir savaşın ekonomik etkisi, Ukrayna-Rusya savaşından kat be kat büyük olacak.

İki büyük savaşın külleri üzerinden yükselişe geçen ve sonunda liderliği eline alan ABD emperyalizmi, , bu kez bütün rakiplerinin savaşlara doğrudan ya dolaylı müdahil olmasıyla yukarıda kalmanın hesaplarını yapıyor.

Çelişkilerdeki derinlik ve dünya çapında hızla büyüyen enflasyon, daralma, yoksulluk ve sefalet bunun masa başında planlandığı gibi kolay olmayacağını gösteriyor.