Bir karıncanın ardından…

Gazetemizin uzun soluklu muhabirlerinden Abbas Doğan temmuz ayı başında üzücü bir şekilde aramızdan ayrıldı. Onun yarım asrı geçen devrimci hayatı içinde belki de en severek, tüm enerjisini ve yüreğini koyarak yaptığı işlerden biri de kalemiyle, kamerasıyla güç katmaya çalıştığı işçi basını muhabirliğiydi.

TONGUÇ KARAHAN

O sadece en yaşlı muhabirimiz değil, en çalışkan, en inatçı, yaptığı işten en çok keyif alan ve önüne hep yeni hedefler koyan arkadaşlarımızdan biriydi. Profesyonel gazeteci değildi, ama yaptığı işin, harcadığı enerjinin, hayatını adadığı işçi sınıfı davası için bir katkı sunacağını bilerek dişiyle tırnağıyla gazetecilik yapan ender muhabirlerimizden biriydi.

Emek basınıyla sermaye basını ve piyasa gazeteciliği arasındaki temel ayrımlardan biri de, emek basınını ayakta tutan asıl gücün işçilerin ve halkın hayatının içinde olan, bu hayatın her alanını gören, hisseden ve bizzat soluyan gönüllü-doğal muhabirler ağına sahip oluşudur. Bu muhabirler ağı sayesinde emekçi halkın yaşam koşullarını, özlemlerini, düşüncelerini, mücadelelerini bizzat birinci ağızdan ortaya koymak ve kolektif tecrübe, bilinç ve hareketin oluşumunu adım adım örmek mümkün olabilir.

Abbas Hoca 70’li yılların başından itibaren ömrünü adadığı işçi sınıfı davası içinde birçok alanda görevler üstlendi. Bir öğretmen olarak çalıştığı yıllarda da, 12 Eylül darbesinden sonra atıldığı hapishane yıllarında ve göç edip geldiği Almanya’daki hayatında da bu davası için hep elinden gelenin fazlasını veren kararlı, inatçı tutumunu sürdürdü. Onun bu çabasını kıymetli kılan şeylerden biri sadece bu davaya tüm ömrü boyunca katılan uzun soluklu duruşu değildi; işçi sınıfı hareketinin büyüyüp güçlenmesinin en önemli araçlarından birinin işçi basını olduğunu fark eden ve gazetesi, dergisi, televizyonu vd. ile emek basınının daha etkili, işlevli hale gelmesi için üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirme gayretinde olmasıydı…

Evrensel gazetesi, Hayat TV ve Yeni Hayat’ın yayın hayatına başlaması bu yüzden onu çok heyecanlandırmış ve ilk günden itibaren gönüllü muhabirler ağının karınca misali çalışan bir üyesi olarak bu heyecanını ömrünün sonuna kadar devam ettirmişti. Ve sadece haber veya röportaj yapmaktan ibaret değildi onun gazeteciliği; gazete ve televizyonun daha fazla emekçiye ulaşması, abone sayısının arttırılması, maddi imkanlarının güçlendirilmesi vb. için de kapı kapı gezen, emekçilerle ilişkiler kuran devrimci gazeteciliğin örneklerinden biri oldu.

YAPTIĞI İŞTEN HAZ ALAN BİR MUHABİRDİ

Abbas Hoca’nın emek basını için harcadığı çabayı farklı kılan özelliklerinden biri de, onun ister gazete satarken ister elinde kamerasıyla sokak röportajı yaparken veya bir belgesel film hazırlarken hep heyecanla, şevkle ve yaptığı işten haz duyarak çalışmış olmasıydı. Uğraştığı haberin, hazırladığı bildirinin veya çektiği belgeselin sağlayacağı etkiyi düşündükçe de heyecanı ve çalışma azmi artıyor, yaptığı işin daha başarılı olması için daha titizleniyor ve gece gündüz demeden işine odaklanabiliyordu.

Redaksiyon olarak bazen ‚Hocam bu iş zor, enerjimizi başka yere harcayalım‘ uyarılarımıza rağmen bizi de şaşırtan başarılı işlere imza atabilmesi de bu sayede olmuştu. Dortmund’ta emekçilerin ve yoksulların yaşadığı konut sorununu, Romen ve Bulgar göçmenlerin sorunlarını veya Türkiye’den Almanya’ya göçün tarihini konu alan belgeseller böyle olmuştu örneğin. Bilmediğini öğrenerek, yetemediğinde etrafındaki yoldaşlarını ısrarla harekete geçirerek ve belki bir profesyonelin iki günde yapacağını iki hafta, bir ay uğraşarak önüne aldığı işi tamamlama gayreti sayesinde ‚olmaz‘ denilen birçok şeyi başarabilmişti. ‚Stimme der Nordstadt‘ (Nordstadt’ın Sesi) adıyla 14. sayısına ulaşan yerel gazetenin arka planında da bu heyecan ve kararlılık vardı.

BİLMEDİĞİNİ ÖĞRENİR, GEREKÇELERE SIĞINMAZDI…

Uğraştığı işin, önüne koyduğu hedeflerin, sınıf davasına yapacağı katkıyı düşünmesiydi elbette onu heyecanlandıran ve dört elle çaba sarfettiği bu işlerden haz almasının. Bu yüzden muhabirlik hayatı boyunca hiç bir zaman, ‚olmaz, yapamam, bilmiyorum, zamanım yok, yardım edecek kimse yok vb‘ lafını duymadık Abbas Hoca’dan. Hayat Televizyonu’nun kurulmasıyla birlikte, bölgesinin imkanlarını seferber ederek ilk kamerayı alan, kamera kullanmayı yeterince öğrenmeden dahi ilk sokak röportajlarını yapan en heyecanlı ve çalışkan muhabirlerimizden biri olması da bu yüzdendi.

Bilmediğini öğrenmek, eksik olduğu yanlarını tamamlamak da mücadelenin bir parçasıydı onun için. Ve bu sayede en kısa zamanda öğrendi televizyon muhabirliğini, kameramanlığı ve çektiği filmleri kesip biçmeyi.

Ve ne zaman zorda kalsak, bir görüntüye, bir röportaja ihtiyaç duysak ‚Abbas Hoca’dan mutlaka bir katkı gelir‘ güveni kazandırabildi bize. Ve ilerleyen yaşına rağmen, Dortmund’un yoksul emekçi semtlerinde neredeyse röportaj yapmadık insan bırakmadı yine o karınca çalışkanlığı sayesinde. Azla yetinmeyen, gerekçelere sığınmayan, hep daha iyisini üretmeye odaklanan bu çalışkanlığı ve kendi sınıf davasına daha ileriden katkı yapabilmek için kendini geliştirme isteği sayesinde gazeteciliğiyle, televizyonculuğuyla, belgeselciliğiyle emek basının üretken ve örnek bir muhabiri olabildi.

Emek basını için çaba harcayan, işçi sınıfı davasını dert edinen herkes için onun bu örnek tutumundan öğrenmek ve üstüne koyarak sürdürmek büyük önem taşıyor; çünkü ancak bu sayede emekçilerin gözü, kulağı ve sesi olmayı başarabilir ve sınıfsız sömürüsüz bir dünya davasını ilerletebiliriz.