DGB eski başkanı Dieter Schulte öldü

Foto: DGB.de

Alman Sendikalar Birliği’nin eski genel başkanı Dieter Schulte, 3 Eylül günü vefat etti. Schulte, DGB başkanları arasında sınıf işbirlikçiliği konusunda “fark yaratan” başkandı. Schulte, sermayenin “ücret yan giderleri” başlıklı neoliberal ideolojisini üstlenmiş ve sendikalarda hakim olmasında önemli rol oynamıştı. Schulte, Almanya işçi sınıfı tarihinde hak ettiği yeri -sınıf uzlaşmacıların yanında- alacak.

UMUT YAŞAR

Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) iki dönem başkanlığını yapan Dieter Schulte, 3 Eylül Cumartesi gecesi, 82 yaşında hayatını kaybetti. Schulte’nin vefat ettiği pazar günü Berlin’de bir DGB sözcüsü tarafından duyuruldu. Açıklamada, “Alman Sendikalar Birliği, dün gece 82 yaşında hayatını kaybeden uzun süreli Başkanı Dieter Schulte’nin yasını tutuyor. O, bir bütün olarak bedeni ve ruhuyla bir sendikacıydı. DGB ona çok şey borçlu. Ailesine başsağlığı diliyoruz” denildi.

GERÇEK BİR SENDİKACI MI?

DGB merkezini bilmesek, sözcüsünün, “O, bir bütün olarak bedeni ve ruhuyla bir sendikacıydı” (“Er war mit Leib und Seele Gewerkschafter”) veya “DGB ona çok şey borçlu” (“Der DGB hat ihm sehr viel zu verdanken”) sözlerini, “ölünün arkadaşından kötü konuşulmaz” denildiği için böyle açıklama yaptığını düşünebiliriz.

O ne “bedeni ve ruhuyla” (“gerçek bir sendikacı” demek isteniliyor) bir sendikacıydı ne de DGB -bir işçi örgütü olarak- ona herhangi bir şey borçlu! Olsa olsa Alman sermayesinin ona çok şey borçlu olduğu söylenebilir.

Ayrıca şunu da belirtelim ki mesele işçi sınıfının meselesi ve vefat eden kişi Schulte gibi bir döneme damgasını basmış birisi olduğunda üzerine söylenecek ne varsa söyleriz. “Kör öldü badem gözlü oldu, kel öldü sırma saçlı oldu” sözlerini neredeyse herkes bilir. Bu sözler Schulte için de söylenmiş gibidir. Ama biz böyle yapamayız.

KLASİK BİR KARİYER…

Asıl mesleği duvar ustası olan Schulte, 13 Ocak 1940’ta Duisburg’da bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Alman haber ajansı “dpa” abonelerine geçtiği haberde Schulte için, “Klasik bir sendikal kariyere sahipti” deniliyor. 1954-59 yılları arasında duvarcı meslek eğitimi yaparken, 17 yaşında, (1957) IG BAU sendikasına üye olan Schlute, meslek eğitiminden sonra, 1959 yılında demir çelik devi Thyssen’de çalışmaya başladıktan sonra IG Metall sendikasına üye oldu. Thyssen Grubu’nda 1970 yılında sendika temsilcisi (VL), sendika temsilciliği başkanı (VKL Leiter), şube ve bölge düzeyinde toplu sözleşme komisyonlarına seçildi.

Schulte’nin “klasik sendikal kariyeri” asıl olarak 1972 yılında SPD’ye üye olmasıyla başladı. Bu süreçten sonra hem sendika içinde hem de Thyssen tekeli içinde değişik yönetim kademelerine önerildi. 1975-1983 yılları arasında işyeri temsilcisi (BR), 1983’den itibaren işten muaf olan işyeri temsilcileri arasına alınan Schulte, 1987’de Duisburg Hamborn’daki fabrikada işyeri temsilciliği başkanı oldu ve 1990 yılında Thyssen Stahl AG’nin Birleşik İşyeri Temsilciliği (GBR) başkanı oldu.

1991 yılında ise IG Metall sendikasının yürütmesine seçilen Schulte, üç sene sonra 1994 yılında, IG Metall tarafından, o zamanki DGB başkanı Heinz-Werner Meyer’in kalp krizi nedeniyle ölümünün ardından onun halefi olarak önerildi. DGB’nin 15. Olağan Kongresi’nde delegelerin yüzde 75’inin oyu ile genel başkanlığa seçilen Schulte bu görevi 2002 yılına kadar sürdürdü.

NASIL BİR SENDİKACIYDI?

DGB’yi “toparlama” ve “merkezi gücünü yeniden elde etmesini sağlama” adına kolları sıvayan Schulte’nin bu konuda pek fazla adım attığı söylenemez. IG Metall ve IG BCE ikilisinin “kuklası” olarak DGB’yi yönlendirdiğini söylemek daha doğru olur. Bu tutumu özellikle çelik fabrikalarının tasfiyesi ve buna bağlı olarak madenlerin tasfiyesi döneminde çok net görüldü.

1987’den itibaren klasik çelik üretiminin yurtdışına kaydırılması ve kalan fabrikaların yüksek kalite çelik üretimine geçilmesi on binlerce çelik işçisinin işini kaybetmesine yol açmıştı. Küçülen çelik fabrikalarından giderek artan bir oranda kömür enerjisi yerine elektrik enerjisi kullanılması maden ocaklarının kapatılmasına neden oluyordu.

Sermayenin planları hükümet, metal ve maden sendikaları tarafından destekleniyordu. O güne kadar “Almanya’nın kalbi” olarak bilinen Ruhr Havzası’nın bir bütün olarak tasfiye edilmesine DGB, IG Metall ve IG BCE sendikaları, “Ruhr Havzası’nın yeniden yapılanması”, “Ruhr Havzası’nın dönüşümü” adı altında projeler hazırladılar. Fakat ne çelik işçileri ne de maden işçileri kolay boyun eğmediler. 1996 yılında madenciler arasında yaygınlaşan “Bonn’a yürüyelim, başbakanla konuşalım” eğilimi adı geçen sendikalar tarafından, “Ateşi Bonn’a taşıyalım” (“Feuer nach Bonn”) başlığı altında bir gösteri örgütlenmesine neden oldu.

Hükümetle pazarlık yapan DGB ve IG BCE, madenlerin kapatılmasını uzun bir sürece yaydı.

Sözde “işyerlerini koruma” adına hazırlanan kurtarma paketleriyle maden işletmelerinin yeniden örgütlenmesi sağlandı. “Her madenci için hükümet yılda 50 bin mark harcıyor” iddiası da işin cabasıydı. Zaten maden işçisinin normal koşullarda aldığı brüt ücret ancak bu düzeydeydi.

Fakat madenciler sendika bürokrasisinin istediği gibi Bonn’a gidip gelmediler. O dönem federal meclisin de bulunduğu ve gösteri yasağı olan bölgeye giren madencilerle polis çatıştı. Bunun üzerine, Schulte “aşırı güçler madencilerin gerçek sorunlarını kendi emellerine alet ediyorlar” tutumunu aldı.

İŞ İÇİN BİRLİK = ÜST DÜZEYDE İŞBİRLİKÇİLİK!

İki Almanya’nın birleştirilmesinden sonra Doğu Almanya sanayisinin tasfiye edilmesi 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren had safhaya çıkmıştı. Aynı süreçte Ruhr Havzası’nın tasfiyesi, tedarik zincirlerinin reorganizasyonu işsizliğin katlanarak yükselmesine neden oluyordu.

Tam da bu dönem, dönemin IG Metall genel başkanı Klaus Zwickel, “İş, meslek eğitimi ve rekabet için birlik” (“Bündnis für Arbeit, Ausbildung und Wettbewerbsfähigkeit”) önerisiyle sermaye ve hükümetini iş birliğine davet etti. Schulte ise bu önerinin hükümete karşı resmi temsilcisi olarak görev üstlendi.

Dönemin başbakanı Helmut Kohl, sendikaların bu önerisini neoliberal ideolojik saldırıları güçlendirmek için güçlendirdi. “Pragmatik bir reformcu” olarak ünlenen Schulte, süreli iş sözleşmeleri, kiralık işçilik, esnek çalışma, toplu sözleşmelerin esnekleştirilmesi, ücret politikasının toplu sözleşmelerden ayrıştırılarak işyeri temelinde ele alınmasını, işgücü maliyetini düşürme adına neoliberallerin ürettiği “ücret yan giderleri” (“Lohnnebenkosten”) tanımlamasını üstlendi ve bunun düşürülmesini savundu. Bu tutumuyla emeklilik ve sağlık sigortalarının “yeniden örgütlenmesi” adına hizmetlerinin aşağı çekilmesi, emeklilik yaşının kademeli olarak 67’e çıkarılması, Hartz yasalarının ilk adımlarının atılmasının yolunu da açtı.

DGB’yi hem CDU/CSU/FDP koalisyonu döneminde hem de SPD/Yeşil koalisyonu döneminde yönetti. Sekiz yılın ardından Schulte 2002’de bir dönem daha aday olmadı. Başkanlık görevini Michael Sommer’e devretti. Daha sonra SPD’ye yakın olan Friedrich Ebert Vakfı’nın başkan yardımcılarından biri oldu.

Schulte ile ilgili daha çok şey söylenebilir ama lafı daha fazla uzatmaya gerek yok. Schulte, Almanya işçi sınıfı tarihinde hak ettiği yerini -sınıf uzlaşmacıların yanında- alacak. Burası kesin.