Sıcak sonbahar mücadeleyle mümkün

Foto: Kamer Arslan / Berlin

ZEYNEP SEFARİYE EKŞİ*

Almanya’da yaz ortasında sonbahar ve kışın nasıl olacağı tartışılıyor. Kimisi ‘sonbaharın sıcak’ olacağından söz ediyor, kimisi ‘kışın soğuk’ olacağından. Söz konusu olan, meteorolojik hava durumu değil elbette. Son yıllarda artan pahalılık ve rekor düzeydeki enflasyonun yanısıra, ambargo nedeniyle kış aylarında daha da artacak olan enerji fiyatlarına karşı emekçilerin tepkisinin ne olacağı, büyüyen öfkenin neye yol açabileceği tartışılıyor. Hükümet ve sermaye, kendileri için sonuçlar çıkararak, sonbaharın halkın mücadelesiyle ısınmaması için ellerinden geleni yapıyorlar.

HÜKÜMETİN HALKI YEDEKLEME VE BEKLENTİ YARATMA POLİTİKASI!

Ukrayna savaşı başladığından beri hükümet emekçileri kendi politikalarına yedeklemeye özel önem verdi. Ve bugüne kadar önemli oranda da başardı denebilir. Hatırlarsak; savaşın ilk ayında, bir milyondan fazla insan savaşa karşı sokaklara çıkmıştı. Hükümet halkın savaşa karşı tutumunu, Almanya’nın savaşa daha fazla dahil olma politikasına alet etti. Aynı politikayı şimdi de enerji alanında sürdürüyor. Ekonomi Bakanı R. Habeck ‘Rusya’dan bağımsızlık mı, üşümek mi’ diyerek, enerji kullanımını kısıtlama uygulamalarını açıkladı. Sözde Rusya’dan bağımsız oldular ama ABD tekellerine daha fazla yanaştılar. Karlarının azalmasını bir kenara bırakalım, rekor düzeyde kar eden gaz firmalarının ‘iflaslarını engellemek’ adına, halka gaz vergisi (Gasumlage) getirerek Rusya’ya ambargonun yükünü emekçilere yüklediler.

Medyanın da desteğiyle emekçilerin tepkilerinin önünü kesmek için bir yandan yedekleme politikası izleyen koalisyon hükümeti, diğer yandan beklentileri canlı tutmanın çabası içinde. Hep belli zaman dilimlerinde, ‘bekleyin, zayıfın yanındayız, sizi ezdirmeyiz, sessiz kalamayız’ tarzında açıklamalar eşliğinde üç yardım (Entlastungspaket) paketi hazırlandı. İlk iki paketteki bir kerelik ödemeler henüz tümüyle yapılmamışken, koalisyon hükümeti sabaha kadar yaptığı toplantıdan çıkan 3. paketi de hafta başında açıkladı. Ama ‘dağ fare doğurdu’.

Bir kerelik olan bu çok ‘cüzi’ yardımlar, ne enflasyonun ve pahalılığın yarattığı açıkları kapatmaya yetecek düzeyde, ne de milyonların yoksulluğuna bir çözüm.

Yaratılan bu beklentilerle emekçilerin hükümet politikasından kopmaması sağlanmaya çalışılıyor. Özellikle sözde ‘sol’ sayılan Yeşiller ve SPD tepkinin sokağa yansımaması için ellerinden geleni yapıyor. Bugünkü hükümet, seçim öncesinden bu yana halkta kendilerinden beklenti ve ‘çözümün kendilerinde olduğu’ imajını yaratmayı başardı. Elbette bunun farklı etkenleri var. Ama yaşanan dönem ve tecrübelerle birlikte, sıkça sözü edildiği gibi ‘sokak ısınıyor’. Zira, aktüel istatistikler de halkın öfkesinin sokağa yansıyabileceğini gösteriyor. Insa Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre her iki kişiden biri artan ‘enerji fiyatlarına karşı sokağa çıkmaya hazır olduğunu’ ifade ediyor.

MUHALEFETİ KİMİN YAPACAĞI ÖNEMLİ!

Emekçilerin arayışı artıyor ve hükümetin korkusu da bu. Ama bu arayışın, gerçekten sorunları çözücü taleplerle ve doğru adreslere yönelerek mücadeleye dönüşeceği biçiminde mutlak bir doğru da yok.

Parlamentoda olup da hükümette olmayan CDU ve AfD de artan hoşnutsuzluğu kendilerine akıtmanın hazırlıklarını yapıyorlar. Onun için sağın, hatta ırkçıların, emekçilerin bölünmüşlüğünü kullanarak sözde muhalefet olmasının koşulları da söz konusu. Ki, bunların asıl amacının sokağı da kullanarak ve keskin lafızlarla, sorunların kaynağının sermaye ve zenginler olduğunun üstünü örterek, hedef şaşırtmak, tepkiyi yanlış yerlere kanalize etmek olduğunu biliyoruz. Hükümet ve hatta Anayasayı Koruma Teşkilatı, şimdiden sokağa çıkacakların Afd’li olacağını ‘öngördü’. Bununla amaçladıkları; halkta ‘sokağa çıkarsanız, Nazilerle birleşirsiniz’ mesajıyla çekince yaratarak, havayı bulandırmak.

Bunları boşa çıkarmak için, sokakları ırkçılara ve sağ partilere bırakmamak için ilerici partilere, sendikalara, sosyal hareket oluşumlarına, inisiyatiflere, hepimize ertelenemez görevler düşüyor.

EMEKÇİLERİN BİRLEŞİK MÜCADELESİ İÇİN AZAMİ ÇABA!

Objektif olarak mücadeleyi örgütlemenin olanakları bugün dünden daha fazla. Çünkü emekçiler gidişattan hoşnutsuz ve artık geniş kesimler için ödenemez duruma gelen pahalılık, enflasyon ve artan enerji fiyatlarına karşı ‘birşeyler yapılması gerektiği’ fikri olgunlaşıyor. Öyle ki, günlük hayatımızda, işyerlerinde, mahallelerimizde, sendikalarda, hepimiz bunu yaşıyoruz, gözleyebiliyoruz.

Olanaklar olmasına rağmen, muhalefet odağı olması gereken ‘sol’ partilerin, ilerici ve örgütlü güçlerin zayıflığı biliniyor. Yüzbinleri harekete geçirebilecek güçlü merkezi yapılar yok. Zaman zaman oluşmuş olsalar bile sürekliliği ve kalıcılığı sağlanabilmiş değil. En büyük kitle örgütleri olan sendika yönetimlerinin mücadeleci bir tutumu olmadığı gibi, hükümet ve sermayeyle uzlaşıcı tutumları devam ediyor.

Hepimiz çağrısı yapılan eylemlere katılımın ne olacağını heyecanla bekliyoruz. Ama artık bugün, sadece durumun eleştirisiyle yetinip bekleme, izleme tutumu da doğru değil. Aksine, bulunduğumuz her alanda semtlerde, işyerinde, sendikalarımızda, okul ve üniversitelerde acil ortak talepler için mücadeleyi birleştirme çabasına girmek zorundayız. Yerellerde hangi aktif inisiyatif-oluşum varsa, konut-sağlık-sendikalar-barış inisiyatifleriyle görüşüp, pahalılık ve enflasyona karşı özel oluşumlarla mücadeleyi örgütleme çabasında olmalıyız. Toplumda tartışılan gündemi, aynı sorunlarla belki daha fazlasıyla boğuşan Türkiyeli emekçilere taşımak, aydınlatmak, gelişecek toplumsal mücadeleye hazırlamak için gençler, kadınlar, işçiler olarak planlı, yoğunlaşan bir çalışmayı örgütlemeliyiz.

Bir başka olanağımız, sonbahar aylarında başta 3,8 milyon metal işçisinin olmak üzere 7 milyona yakın işçinin toplu sözleşme döneminde olması. TİS dönemlerinde işçiler sorunlarına daha duyarlı. Tespit edilen ücret artış talebi enflasyon ve pahalılık nedeniyle yeterli olmasa bile, elde etmenin garantisi işçilerin sendika yönetimlerini zorlayacak mücadelesidir. İşçiysek daha aktif bir işçi olmak veya dayanışma içinde olmak bu dönem daha önemli. Sendikaların uzlaşma tutumuna karşı, tabanda örgütlü işçilerin kararlı davranması ve mücadelesi TİS’ler sürecinde toplumsal gelişmeyi de etkileyebilir.

Gaz ve diğer enerji fiyatlarının-kiraların dondurulması, enerji tekellerinin kamulaştırılması, insanca yaşayacak temel geçim parasının sağlanması, ücretlerin yükseltilmesi ve zenginlere servet vergisi için sıcak sonbaharı yerli ve göçmen emekçiler olarak birlikte yaratabiliriz.

Zayıflıkların ve olanakların bilincinde olarak, barış hareketi, sosyal hareketler, sendikal alanın yerel ve merkezi olarak ortak talepler etrafında birleştirilebilmesine katkımızı örgütlemeliyiz. DİDF olarak da yerellerde ve merkezi olarak bu sürecin aktif parçasıyız.

* DİDF Genel Başkanı