Bir 12 Eylül romanı: Dar sokak 80

Foto: Privat

Yücel ÖZDEMİR
Köln

12 Eylül askeri faşist darbesi sonrası Avrupa’ya giden 2 gencin hikayesini anlatan „Dar sokak 80″in yazarı Osman Çutsay ile konuştuk.

12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden 42 yıl geçti. Bu ağır darbenin etkileri pek çok alanda hâlâ devam ediyor. Darbeden sonra yüz binlerce devrimci gözaltına alınıp hapse atılırken binlercesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Gazeteci Yazar Osman Çutsay’ın kaleme aldığı ve Ters Kule Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Dar Sokak 80”i Çutsay ile konuştuk.

Kitabınızda 12 Eylül ile Almanya’da bir köyde buluşan iki “cepheci” genç devrimciyi konu ediniyorsunuz. Neden?

Çünkü o insanlar anılarımızdaki yerleriyle olduğu kadar bugüne yansıyan ışıklarıyla hâlâ temiz Türkiye’yi temsil ediyor. Övmekten söz etmiyorum. İçtenliklerini ve hatta o içtenliklerini güçlendiren “çolpalıklarını” anlatmaktan söz ediyorum. Bu romanı en ağır yenilgimizin bile ışık taşıdığını hissettirmek; 1970’lerdeki devrimci yükselişle Gezi arasındaki bağlantıyı hatırlatmak için kaleme almaya çalıştım.

12 Eylül’ün biçtiği genç devrimci kuşak direnebildi. Yenilgi sonradan geldi. Yenilgiyi kabullenmemek ilericilerimize özgü bir inattır. Hapishanelerde ve sürgünde en azından 5-6 yıl direndiler, yenilmediler. Sonradan ortam sakinleşince, sürgünden dönüşler başlayınca “Demokrasiyle terbiye edilmiş eski devrimciler” gelip sırtımıza oturdu.

„DEVRİMCİ, YENİLGİYİ KABULLENMEDİKÇE DEVRİMCİ KALIR“

12 Eylül sonrası Avrupa ülkelerine geçenlere ne oldu? Direnme geleneği devam ediyor mu?

“Dar Sokak 80” biraz da bunu işlemeye çalışıyor. Romandaki iki genç Türkiye’den dünyaya bir devrim armağan edeceklerinden emin, kendilerini önemli gören, ama gerekirse ölümü hiçe sayan insanlar. Ancak istisnaları kenara bırakarak söyleyeyim, çoğunluğu yenilgiyi kabullendi. İki genç direnişçiyle bu roman bu kadere itirazı ifade etmeye çalışıyor.

Türkiye’deki otoriter rejime karşı çıkıp Avrupa’ya geçişler bugün de devam ediyor. Aralarında bir benzerlik var mı?

Bugünkülerle 12 Eylül’ün direnenleri arasında bir fark var. Şimdiki zamanın “sol kaçakları” sosyalizmle ilişkili değil. Ağızlarından böyle laflar çıksa da sosyalizm dışı bir “kütle” bu. Almanya liderliğindeki emperyalist Avrupa’da demokrasiyi bulduklarına inanıyorlar. Oysa “eylül kuşağı” da diyebileceğimiz o biçilen devrimci kuşak Türkiye’den sosyalizm çıkarmaya yeminli insanlardı.

12 Eylül’ün 42’nci yılındayız. Edebiyat bu sürece nasıl baktı, ne gibi sonuçlar çıkardı sizce?

Asıl yenilgi orada zaten. Bütün sanat pratiklerinde, ama en çok da edebiyatta dizginler sosyalizm ve devrimden intikam almaya yeminli militanların eline geçti. Entelektüel şiddetimizi yitirdik ve ezildik. Bu ezme işlemini “demokrat solcular” eliyle gerçekleştirdi Türk egemenleri. Türk edebiyatı bir bütün olarak, içindeki küçük çoban ateşlerini bir yana bırakırsak, Türkiye gericiliğinin ferah ferah otladığı bir “mera”ya dönmüş durumda.

Sonuçta, 12 Eylül direnişçileri, yenilgiyi kabullenmemek gibi bir mirası bugüne bıraktılar. “Dar Sokak 80”de saklı olan ateş budur.


OSMAN ÇUTSAY KİMDİR?

1958 İstanbul doğumlu. İstanbul Fenerbahçe Lisesinden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümünü bitirdi. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi ile Frankfurt Üniversitesinde siyaset bilimi okudu.

Edebiyat eleştirisi yazmaya 1980’de Edebiyat Cephesi ve Sosyalist İktidar dergilerinde başladı. 1987-1990 arasında çıkan Edebiyat Dostları dergisinin kurucularındandır. 1990’dan bu yana gazeteci olarak Frankfurt’ta yaşıyor.