Sermaye Habeck’i hedefe koydu

Bild von Björn Eichenauer auf Pixabay

Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulanması, Çin ile ticari ilişkilerin frenlenmesi yanlısı olan Ekonomi Bakanı Habeck’e karşı sermayeden tepkiler artıyor. Alman sermayesi açısından Çin’in, “kilit pazar” konumunda olduğu belirten sermaye sözcüleri, “devletin tutumu, şirketlerin bireysel konumları değil, ülkenin genel ekonomik perspektifi açısından önemlidir” diyorlar. Bu arada bakanlık içinde, “Rus dostu” olduğu şüphesiyle üst düzey memurlar mercek altına alındı.

SERDAR DERVENTLİ

Almanya kamuoyunda, “ülke resesyona ne zaman girecek” yönlü tartışmalar devam ederken Yeşiller Partisi’nin sorumluluğundaki ekonomi bakanlığı Rusya’dan sonra Çin ile ticareti ve yatırımları da zorlaştırmak istiyor. Özellikle Çin pazarı ile Alman sermayesinin yayılma planları açısından son derece önemli bir pazar.

Çin’de 5200 Alman şirketi toplam 93 milyar Euro yatırım yapmışken Almanya’daki Çinli yatırımcıların sayısı şu an yaklaşık 3,3 milyar Euro hacme sahip 900 şirketle sınırlı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında 245,4 milyar Euro hacmindeyken bu miktarın 2022 yılında 250 milyar Euro’yu aşması bekleniyor.

OTOMOTİV SANAYİ ÇİN’DEN ÇIKMA NİYETLİSİ DEĞİL

Çin ile yapılan ticaretin Almanya’nın aleyhine olduğu sürekli gündemde tutuluyor. Ancak sadece buradan bakmak bütünlüklü değil. Sonuçta iki ülke sadece alışveriş yapılmıyor. Özellikle Alman otomotiv sanayisinin Çin’de çok ciddi yatırımları var. Almanya’nın satın aldığı malların bir bölümü Çin’de Alman şirketleri tarafından üretiliyor. Ayrıca yine Alman tekelleri Çin’de ürettiklerini bu ülke üzerinden bütün dünyaya satıyorlar. Kısacası Alman sermayesi açısından “Çin ile ilişkileri gözden geçirip yeniden düzenlemek” Habeck’in düşündüğü kadar basit değil.

FAZ’de 19 Eylül günü yer alan bir haberde, 2018-2021 yılları arasında AB’den Çin’e yapılan toplam yatırımların üçte biri Alman otomotiv devleri VW, Daimler, BMW ve kimya devi BASF’in hanesine yazıldığı belirtildi. Aynı haberde, VW tekelinin Çin’de en fazla yatırım yapan Avrupa tekeli olduğu da belirtildi.

Özellikle otomotiv sanayisi için Çin en önemli ülke konumunda: VW tekeli satışlarının yüzde 40’ını, Mercedes yüzde 33’ünü ve BMW ise yüzde 43’ünü Çin’de gerçekleştiriyorlar. VW’nin Çin’deki merkezinin yanı sıra 12’si faaliyette biri inşaat halinde toplam 13 fabrikası bulunuyor. Mercedes’in biri faaliyette biri inşaat halinde 2 fabrikası, BMW’nin ise bir fabrikası var. BMW’nin Almanya’dan sonra en büyük AR-GE bölümünü Çin’de kurması da tekelin ülkeye verdiği önemi ortaya koyuyor.

Benzer bir durum Alman otomotiv tedarikçileri içinde geçerli. Adı sanı olan bütün Alman otomotiv tedarikçileri Çin’de ciddi yatırımları var. Dünyanın bir numarası olan Bosch 1909 yılından beri Çin’de, dünya üçüncüsü ZF ise 40 yıldan fazla bir süre Çin’de üretim yapıyor.

Alman Otomobil Üreticileri Birliği VDA, “Çin dünyanın en dinamik otomobil piyasası olma özelliğini önümüzdeki on yılarda da yitirmeyecek. Dolayısıyla bu ülkeye yönelim bundan sonra da önemini yitirmeyecek” görüşünü savunması da boşuna değil.

BİZ BAŞBAKANI BİLİRİZ”

Alman Sanayicileri Birliği BDI’ye bağlı Asya-Pasifik Komitesi (APA), her fırsatta Çin ile ilişkilerin geliştirilmesini savunuyor ve Federal Ekonomi Bakanı Robert Habeck’i eleştiriyor. APA Başkanı Friedolin Strack, Eylül ortasında Reuters haber ajansına verdiği bir demeçte, ““Alman şirketlerinin Çin’deki faaliyetlerine yönelik hükümet desteği ve koruması prensip olarak sürdürülmelidir” dedi.

Alman hükümetinin Çin’den geniş çaplı bir ekonomik ayrışmanın Almanya’nın çıkarına olmadığını defalarca vurguladığına dikkat çeken Strack, “Biz Başbakan Olaf Scholz’un görüşündeyiz. Küreselleşmeyi geri çevirmek ve ilişkileri askıya almak çözüm olamaz. Sayın Scholz bunu birkaç kez dile getirmişti” dedi. Ayrıca APA’nın Asya’daki satış ve tedarik pazarlarının çeşitlendirilmesini fikrini desteklediğini söyleyen Strack, “Ancak hedef Çin’den çekilmek değil, Asya’da ve dünyanın diğer bölgelerinde daha fazla büyüyen pazarların geliştirilmesi olmalıdır” dedi.

Habeck’in şirketler verilen devlet güvencelerinin kıstaslarını değiştirme önerilerini de eleştiren STrack, “Özellikle ihracat odaklı Alman KOBİ’leri için yatırım ve ticaret garantileri (Hermes) gibi etkili dış ticaret araçlarına ileride de ihtiyaç duyulacaktır. Bunlar örneğin Çin için revize edilecekseler, net kriterlere dayandırılmaları gerekir. Ve ileri sürülen stratejik fayda, Alman ekonomisine verilen zararı haklı çıkarmalı. Büyümekte ve kilit pazar konumunda olan Çin’de uygun bir şekilde varlık göstermek sadece şirketlerin bireysel konumları için değil, aynı zamanda Almanya’nın genel ekonomik perspektif açısından da önemlidir” dedi.

Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK) olduğu gibi Metal İşverenleri Birliği Gesamtmetall’de daha önce hükümetteki Çin karşıtı politikalara karşı uyarıda bulunmuşlardı. 2021 başında ABD’nin yeni başkanının ilk üç ayını değerlendiren ekonomi araştırma enstitüsü Ifo’nun raporunda, “Biden’in başkan olması ABD ve Çin arası ilişkileri olumlu bir düzeye çekmediği gibi Almanya’nın dış ticaret politikasını da olumsuz etkiliyor. Almanya, Asya pazarında usun süredir başlattığı ABD’den daha bağımsız ticaret politikasını geliştirmek zorunda olduğu görülmekte” denilmişti.

RUS DOSTLARINA YAKIN TAKİP

Bu arada ekonomi bakanlığında çalışan üst düzey bürokratların Rusya ile ticari ilişkiler nedeniyle gizli servis tarafından denetlendiği ortaya çıktı. Haftalık “Die Zeit” gazetesinde yer alan bir haberde, Rusya’ya yönelik yatırımların gözden geçirildiği ve yaptırımların tartışıldığı toplantılarda, “Rusya dostu tutumlarıyla” dikkat çeken iki üst düzey bürokrat Federal Anayasayı Koruma Dairesi (BfV) tarafından yakın takibe alındığı bildirildi.

Haberin yayınlanması ardından bakanlıkta yapılan bir kriz toplantısında olayın aydınlığa kavuşturulduğu söylense de değişik basın organlarında, “Federal bir bakanlıkta BfV’den böyle yardım istenmesi ilk kez yaşanıyor” şeklinde yorumlandı. Böyle bir denetimin Almanya gibi bir ülkede “ilk kez” yaşanmayacağı ortada, ilk kez olan bunun basına bu şekilde yansıması olmalı. Nitekim bu olayda saf dışı bırakılmak istenen “dış güçlerin bakanlıktaki bir ajanı” değil dış ticaret konusunda büyük sermayenin bir bölümünün tutumun yansıtan elamanlar saf dışı bırakılmak istendi.

Bu olaydan kısa bir süre sonra yayınlanan “Hellmeyer Raporu”nun* da Habeck’in dış ticaret konusundaki beceriksizliği konu edilirken bunun Almanya’ya faturasının da pahalı olacağı bildiriliyor. Çin’deki Alman yatırımlarının Almanya içinde 1,1 milyon işyerini güvenceye aldığı belirtilen raporda, “Çin Hamburg’a yatırım yaptığında Almanya’nın Çin’e bağımlılığı artıyor mu, yoksa tam tersi mi oluyor? Mevcut iflas dalgası, Çin’e karşı baltaları çıkarmamız için yeterli değil mi? Bundan önce, sonuçlarla başa çıkabilmek için en azından ülkemizin rekabet edebilirliğini güçlendirmek gerekecektir. Şu anda durum bunun tam tersidir. Almanya’da 21 bin 46 öğrenci üniversitelerde ekonomi eğitimi alırken, Berlin’de ise bir yazar da ekonomi politikayı uyguluyor. Almanya için kimin çalışmaları daha pahalıya patlayacak?” deniliyor.

Görüldüğü kadar sermayenin, hükümet politikalarına ayar çekme ve dış politikayı daha açıktan belirleme çabaları önümüzdeki dönemde de Almanya’nın gündeminde kalacak.

*Hellmeyer yatırım danışmanlık hizmetleri veren bir şirkettir ve belli aralıklarla ülke ve dünyadaki farklı gelişmeleri müşterileri için yorumladığı raporlar yayınlıyor.