Avrupa basınında İtalya seçimleri

İtalya aşırı sağcıları: Salvini, Meloni, Berlusconi

Postfaşist Fratelli d’Italia (FdI) partisi liderliğindeki sağ ittifak, İtalya Parlamentosu’nun her iki kanadında da mutlak çoğunluğu elde etti. İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre FdI, sağ popülist Lega ve muhafazakâr Forza Italia, Senato’daki 200 sandalyenin 112’sini, Temsilciler Meclisi’ndeki 400 sandalyenin ise 235’ini kazandı. Yorumcular, Avrupa ülkelerini nelerin beklediğini irdeliyor.

İsveç’te yayınlanan Aftonbladet’e göre, İtalya’daki seçimlerin tek kazananı postfaşist Fratelli d’Italia değil: “Roma’da iktidara yeni bir aşırı sağcı hükümetin gelmesiyle Viktor Orbán güvenilir bir müttefik edinmiş oldu. Vladimir Putin Kremlin’de, Rusya’ya karşı yaptırımlar ve Ukrayna’ya destek konusunda fikir ayrılıklarını tetikleyecek yeni fırsatlar doğduğunu görüyor. İtalya’daki seçimlerin asıl galibi Moskova’da oturuyor.”

Polonya’yda yayınlanan Rzeczpospolita AB konusunda pek de endişeli değil: “Meloni, geçmişte Brexit meselesinde Büyük Britanyalıları övmüş ve ortak para birimi avroya dair şüphelerini dile getirmişti. Ancak seçimler yaklaştıkça ve iktidara gelme ihtimali daha da belirginleştikçe, kelimelerini daha bir özenle seçmeye başlamıştı. İtalya AB’nin en büyük ülkelerinden biri olsa da ekonomi politikaları ve dış politika meselelerinde sınırlı bir serbestiye sahip ve Meloni de bunu hızla idrak edecektir. … Kürtaj hakkına ya da LGBT haklarına karşıtlığı herkesçe biliniyor. Ancak AB düzeyinde bu durum hiçbir şeyi değiştirmeyecektir, çünkü Brüksel’in bu konuda herhangi bir yetkisi yok. … Tüm bu sebeplerden ötürü, Meloni’nin AB’yi değiştirmesi zor görünüyor.”

Çekya’da Hospodářské noviny, Roma’nın müstakbel hükümetinin ekonomide izleyeceği rota hakkında endişeli: “İtalya’yı, son seferlerinde ülkeyi neredeyse iflasa sürüklemiş olan insanlar yönetecek. … 1994 ila 2011 arasındaki dönemin büyük bir bölümünde -mevcut sağ koalisyondaki siyasetçiler- İtalya’da iktidardaydılar. … Bugün İtalya’yı bu denli sıkıntıya sokan sorunların pek çoğu bu süre zarfında ortaya çıkmıştı. O zamanki iktidarları Kasım 2011’de, İtalya’nın iflasın eşiğine geldiği ve beceriksiz hükümetin istifasının pek çoklarınca, ülkenin uçurumdan kurtularak sağlam bir zemine dönme yolunda mücadele etme şansına sahip olması için zaruri görüldüğü bir dönemde, utanç verici bir istifayla sonuçlanmıştı. İşte şimdi bu siyasetçiler geri döndüler.”

Fransa’da yayınlanan La Croix, ılımlı partilerin aşırılık yanlılarının başarılarıyla iyice açığa çıkan sorulara yanıt bulması gerektiğini söylüyor: “İtalya’da milliyetçilerin atılımı, Fransa’da Ulusal Birlik’in ve İsveç’te aşırı sağcıların tarihi başarılarından kısa bir süre sonra gerçekleşti. Bunlar göç meselesi, entegrasyon sorunları ve kimlik gerilimleri dolayısıyla büyüyen partiler. Avrupa paktının dayandığı değerlerden vazgeçmeden, dayanışmadan başlayarak kültürel kaygılara ve toplumsal çöküş hissiyatına nasıl yanıt verilebilir? Diğer partiler bu meseleleri daha fazla ihmal etmemeliler. Aksi takdirde, yeni ve daha yüksek milliyetçi dalgaların tüm toplum yapısını ortadan kaldırma tehlikesi ortaya çıkabilir.”

İtalya’da yayınlanan Avvenire Genel Yayın Yönetmeni Marco Tarquinio, 2017 yılında yürürlüğe giren ve milletvekillerinin yalnızca üçte birinin doğrudan seçildiği, geri kalanının ise partilerin ülke çapındaki performansına bağlı olarak listeler yoluyla belirlendiği Rosatellum adlı seçim yasasının, seçime katılımı büyük ölçüde düşürmesinden rahatsız: “Ne yazık ki, oy kullanmamaya yönelik sessizce artan eğilimi daha da pekiştirdi. … Bunun sonucu da acı bir rekor oldu: Oy kullanmayanların oranı yaklaşık on puan artarak yüzde 36’nın üzerine çıktı ve bu, hiçbir parlamento seçiminde ulaşılmamış bir yüzde oldu. 18 milyondan fazla İtalyan, memnuniyetsizlik, tiksinti veya yılgınlıkları dolayısıyla tüm demokrasilere temel teşkil eden bir ritüele katılmamaya karar verdi.”

İspanya’da yayın yapan Ctxt.es köklü değişiklikler tespit ediyor: “İtalya, birçok Avrupa ülkesinde gerçekleşmekte olan bir sürecin en uç ve en erken örneği. … İtalya’daki siyasal sistem, istikrarlı bir parti sisteminin oluşmadığı (Peru veya Ekvador) veya geleneksel partilerin yerini yeni siyasi güçlerin aldığı (Şili veya Kolombiya gibi) Latin Amerika ülkelerine benzemeye başladı. Avrupa siyasetinin gitgide Latin Amerika demokrasilerinin istikrarsız durumuna yaklaşıp yaklaşmadığı üzerine düşünmek gerekiyor. … Demokrasileri istikrara kavuşturacak siyasi ilke ne olabilir?”

İtalya’da yayınlanan Corriere della Sera, Draghi’den Meloni’ye geçişin ülkenin yurtdışındaki itibarına zarar vermesinden endişeleniyor: “Bu yeni aşamanın, sınırlarımızın ötesinde bir risk ve hatta kimi hükümetler tarafından bir travma olarak görülme ihtimali göz ardı edilemez. İsveç’teki seçimlerin ardından İtalya’da da egemenlikçilerin yeniden canlanması ve Lega ile Forza Italia’nın koalisyonda bulunmasıyla birlikte Rusya’ya yönelik lütfun artmasının, kıtadaki ittifaklar üzerinde bir domino etkisi yaratmasından korkuluyor. Pek çok şey içerideki güç dengesine bağlı olacak. … İstikametin ne yönde olacağı ise seçimin galiplerinin Avrupa’yla ilişkiler ve Putin rejimine karşı uygulanan yaptırımlar konusunda yapılacak ilk açıklamalarda netlik kazanacak.”

İspanya’da yayınlanan El País: “Avrupa ikinci kez yeni ve bilinmeyen bir döneme girdi: İlki Brexit olmuştu. … Batı Avrupa’da daha önce hiçbir hükümet, Avrupa karşıtı şüpheciliğini ve kavgacı milliyetçi popülizmini açıkça sergileyen neofaşist bir sağcı tarafından yönetilmemişti. … Ancak Avrupa’nın yeni bir döneme girmesi, hiçbir kontrol mekanizmasının da olmadığı anlamına gelmiyor: Pek çok yerde Avrupa fonlarının ödemesi hâlâ beklemede. … İtalya göz göre göre sağa kayıyor olabilir, ancak Avrupa da AB’yi istikrarsızlaştırmaya çalışanlara yönelik kontrol mekanizmalarını sıkılaştırmak zorunda.”

Polonya’da yayınlanan Onet:“ İtalya’da işler genelde şöyle yürür: Görevdeki hükümeti en sert eleştiren kişi hızla muazzam bir destek kazanır, (çoğunlukla erken) seçimleri kazanır ve ardından aynı hızla bu desteği kaybeder; çünkü hakikat, verdiği yerine getirilemeyecek seçim vaatlerini hayata geçirmesine izin vermez. Hükümet düşer ve ağzından bal damlayan başka bir lider kitleleri büyüleyerek dümenin başına geçer. Bu tür düşüşler, Meloni’nin milliyetçi koalisyon ortaklarından ikisinin de başına gelmişti: Forza Italia’nın kurucusu Silvio Berlusconi ve katı göçmen karşıtı Liga’nın lideri Matteo Salvini.”

Kaynak: https://www.eurotopics.net/tr/288953/italya-nin-saga-kaymasi-neleri-degistirir#