Almanya’da enflasyon rekor düzeyde: %10

Foto: Pixabay

Federal İstatistik Dairesi Eylül ayında enflasyonun 1951’den bu yana en yüksek düzeye çıktığını duyurdu.

SERDAR DERVENTLİ

Almanya’da enflasyon oranı Eylül ayında yüzde 10,0’a yükseldi. Federal İstatistik Dairesi’nin (DESTATIS) enflasyon verilerini açıklamasından sonra değişik gazetelerin internet sitelerinde, “1970’lerde yaşanan petrol krizi sırasında bile fiyatlar bu denli yükselmemişti” şeklinde yorumlara yer verildi.

Enflasyonun neden bu kadar hızlı yükseldiği konusunda ise geride bıraktığımız aylarda olduğu gibi şimdi de çok değişik gerekçeler ileri sürülüyor. DESTATIS raporunda, en son olarak ağustos ayında enflasyonun yüzde 7,9 olduğu bildirilirken, “Bu keskin artışın başlıca nedeni dokuz Euro’luk toplu taşıma biletinin ve akaryakıt vergi indiriminin ağustos sonu ile birlikte sona ermesi” deniliyor. 1 Eylül’den itibaren vatandaşlar toplu taşıma için yeniden “normal” (7-10 kat daha fazla) fiyatları ödedikleri gibi benzin ve dizel içinde daha fazla fiyat ödemek zorundalar.

FİYATLARDAKİ GENEL ARTMA EĞİLİMİ SÜRÜYOR

Tüm bu açıklamalara karşın Almanya’daki iktisatçıları tedirgin eden fiyatlardaki genel artış eğilimi. Commerzbank’ın şef iktisatçısı Jörg Krämer, dpa ajansına verdiği bir demeçte dokuz Euro’luk bilet ve akaryakıt indirimlerinin son aylarda enflasyon verilerini çarpıttığını ve şimdi (Eylül ayında) yalın gerçeğin ortaya çıktığını söyledi. “Tehlikeli derecede güçlü genel fiyat enflasyonu ile karşı karşıyayız. Almanya’da 1970’lerin başında yaşanan petrol krizi sırasında bile bir ayda yüzde onluk bir enflasyon oranı görülmemişti. Daha yüksek bir enflasyon oranı bulmak için 1951 yılına kadar geriye gitmeniz gerekir. O dönemde Kore Savaşı’nın patlak vermesi emtia (hammadde) ve üretici fiyatlarının yükselmesine neden olmuştu” dedi.

ENFLASYON, DURGUNLUK, REFAH KAYBI”

Almanya’nın önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri tarafından Perşembe (29 Eylül) yayınlanan sonbahar raporu da pek iç açıcı değil. “Enerji krizi: Enflasyon, Durgunluk, Refah kaybı” başlığıyla yayınlanan raporda içinde bulunduğumuz yılda enflasyonun ortalama yüzde 8,4 olacağı ve ekonomik büyümenin ise yüzde 1,4 olacağı bildirildi. İlkbaharda yayınlanan rapordu ise enflasyon yüzde 6,1 ve büyüme oranı ise yüzde 2,7 olması bekleniyordu.

2023 yılı ile ilgili beklenti daha da kötü. Buna göre enflasyon yıl ortalamasında yüzde 8,8 olması beklenirken ekonominin ise yüzde 0,4 daralması bekleniyor. İlkbahar raporunda ise 2023 için büyüme oranı yüzde 3,1 olması bekleniyordu. Yayınlanan ortak raporda ancak 2024 ilkbaharında yeniden bir canlanmadan söz edilebileceği belirtiliyor. Buna göre enflasyon yüzde 2,2 ve ekonomik büyüme ise yüzde 1,9 olması bekleniyor.

Ülkenin “önde gelen” ekonomi enstitülerinin yayınladıkları son üç rapordaki verileri revize etmek zorunda kaldıkları göz önünde bulundurulduğunda pek güven verici oldukları söylenemez.

FAİZLER KESKİN BİR ŞEKİLDE YÜKSELMELİ”

Commerzbank’tan Krämer’in, “Giderek daha fazla insan Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) enflasyon oranını yüzde 2’ye düşürme vaadine güvenmiyor” sözlerini “iktisatçılar da AMB’ye güvenmiyorlar” diye tercüme etmek daha doğru olacak.

2021 Haziran ayından bu yana sürekli yükselen enflasyonu başta AMB olmak üzere çok sayıda ekonomi araştırma kuruluşu, “geçici fenomen” olarak değerlendirdikleri gibi sürekli kısa bir süre içinde düşeceğini ileri sürmüşlerdi. Fakat tüm bunların gerçekleşmesi bir yana tahmin edilenin tersi bir durum yaşanmış ve enflasyon sürekli yeni rekor düzeylere çıkmıştı.

AMB’nin enflasyon sorununu çok uzun süre hafife aldığını söyleyen Krämer’in bu nedenle faiz oranlarını AMB’in her toplantısında 0,75 puan olmak üzere keskin bir şekilde artırmasını talep etti. Krämer, AMB’nin orta vadede tekrar yüzde iki enflasyon sağlamak için yüzde dört civarında bir mevduat oranı hedeflemesi gerektiğine inanıyor. Şu anda bu mevduat oranı yüzde 0,75’tir.

ENFLASYON YAKINDA ZİRVE YAPACAK”

Enflasyonun yüzde ona çıkması özellikle işçi ve emekçilerin daha hızlı yoksullaşmasına neden olacak. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan değişik araştırmalarda hanelerin yüzde 50’sinden fazlasının fiyatlardaki keskin artışı karşılayacak birikimleri olmadığı için yüksek enflasyondan gördükleri zararın yüksek olduğu ortaya konulmuştu.

Önümüzdeki günlerde Federal hükümetin özellikle bu kesime yönelik yardımları artırmasına yönelik tartışmalar yeniden hız kazanacağı söylenebilir. Özellikle metal ve kimya işkolunda devam eden toplu sözleşme görüşmeleri ve söz konusu sendikaların tutumları göz önüne alındığında ülke genelindeki enflasyon ile ilgili tartışmaların farklı kesimlerin harekete geçmesine de neden olacağı söylenebilir.

Dolayısıyla burjuva medya ve iktisatçılar da önümüzdeki günlerde tartışmalara müdahale ederek tepkileri yumuşatmaya çalışacakları da kuvvetle muhtemeldir.

Buna ilk örnek olarak Deka Bank’ın baş iktisatçısı Ulrich Kater verilebilir. Kater, ilk etapta en azından bir noktada güven vermeye çalışıyor: “Enflasyon oranı yakında zirve yapacak ve ardından yavaş yavaş azalacak” diyor. Özellikle petrol ve gaz fiyatlarındaki düşüş nedeniyle fiyat artışının Aralık ayından itibaren yavaş yavaş azalmasını bekleyen Kater, “Bu nedenle, sürekli yükselen enflasyon nedeniyle vatandaşlar arasında yaşanan panik haklı değildir” diyor.

Ne var ki uluslararası duruma bakıldığında iktisatçıların genel beklentisinin, enflasyonun uzun bir süre daha yüzde 4 dolayında seyredeceği yönünde olduğu görülüyor. ABD Merkez Bankası Fed’in çok erken müdahale ettiğini AMB’nın ise aksine faizleri yükseltmeye çok geç başladığını söyleyen Kater, “bu nedenle başlangıçta biraz uyuduysanız, tekrar sahaya ulaşmak için daha hızlı koşmanız gerekir” diyor. Yani asıl olarak emekçileri hedefleyen “acı ilacın” daha çabuk ve yüksek dozda verilmesini talep ediyor.