Ukrayna: Savaş şiddetini artırırken barış mümkün değil

Harita: ISW

YÜCEL ÖZDEMİR

Ukrayna üzerinde Batılı emperyalist devletlerle Rusya arasında süren savaş, geçen hafta sonundan beri şiddetini artırarak bölgeye yayılma potansiyelini ve tehlikesini büyüttü. Rusya ile Kırım arasında Kerç Boğazı’ndan doğrudan bağlantıyı sağlayan Kırım köprüsüne 8 Ekim’de düzenlenen sabotaj saldırısına karşılık Rusya’nın yanıtı sert oldu.

Rusya’dan Ukrayna’nın 20 değişik kentine misilleme amacıyla 84 başlıklı füze ve 24 silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile atılan bombaların 70’i hedefini buldu. 14 kişinin hayatını kaybettiği saldırılarının asıl hedefinin Ukrayna’nın altyapısı olduğu anlaşılıyor. Zira, vurulan hedeflerin başında 29 elektrik şebekesi, merkezi ısıtma sistemi, internet ve telefon ağı geliyor. Halkın önemli bir bölümü karanlıkta kaldı.

Alman basınında “Savaşın başlamasından bu yana Rusya’nın Ukrayna’ya en şiddetli saldırısı” şeklinde tanımlanan misilleme ile ilgili Ukrayna Askeri İstihbarat Teşkilatı (GUR), Moskova’nın saldırıyı aslında 2-3 Ekim’de yapmayı planladığını, ancak çeşitli nedenlerle ertelediği söylentisini yaydı. Yani, “Biz köprüye sabotaj düzenlemeseydik de Rusya aynı füze saldırısını yapardı” demek istedi.

Halbuki, Kırım köprüsüne saldırı ile Putin’in “misilleme füzeleri” arasında doğrudan bağlantı var. Bu misilleme aynı zamanda, benzer sabotajların olması durumunda daha büyük misillemelerin olacağına dair de bir işaret.

Keza Rusya’nın sert yanıtını, Putin’in, General Sergey Surovikin’i cumartesi günü Ukrayna savaşının komutanı olarak atamasına bağlayanlar da var. 2017’de Suriye’de görev yapan 56 yaşındaki Surovikin’in acımasız bir savaşçı olduğu yazılıyor. Bu nedenle, Ukrayna’da savaşı kazanmak için her yola başvurabilecek bir profile sahip.

Bu profil, Putin’in savaş stratejisine de uyuyor. Zira, elde ettiği kazanımları kaybetmemek için bundan sonra her türlü yöntemi kullanmaya hazır. Çünkü, savaşı kaybettiği takdirde içeride klikler çatışmasında işinin hiç de kolay olmayacağının farkında. Geçen hafta Ukrayna’nın dört bölgesini resmi olarak topraklarına dahil eden Rusya’nın ajandasında, asıl olarak aşamalı olarak savaşın tansiyonunu düşürerek müzakere masasına geçmek bulunuyor. Ancak, Ukrayna’nın buna razı olmaması durumunda, savaşın kapsamı daha da genişleyebilir.

Misillemelerden sonra yapılan açıklamalara bakılırsa müzakere masası ne Ukrayna’nın ne de ABD ve NATO’nun gündeminde. Ukrayna ağır darbeler aldıkça, başta ABD olmak üzere Batılı emperyalist ülkeler Ukrayna’ya daha fazla silah verilmesinden söz ediyor. Nitekim Brüksel’de bir araya gelen 30 NATO ülkesinin savunma bakanı bir kez daha Ukrayna’nın askeri olarak desteklenmesi gerektiğini ilan etti. Bununla da kalmadı, Rusya’nın nükleer silah kullanma tehdidine karşılık önümüzdeki hafta nükleer silah tatbikatı yapmayı ele aldı. Yeri gizli tutulan tatbikatın nükleer silahlarla yapılacağı ifade ediliyor. Bu da bölgenin her an patlamaya hazır bir bomba haline getirildiği anlamında geliyor, ki insanlık için büyük bir tehlike.

Müzakereyi desteklemek yerine daha fazla silah verdikçe Ukrayna’nın her açıdan kayıpları da büyüyor. Lakin, NATO doğrudan savaşa girmediği sürece Ukrayna ordusunun Rus ordusunu yenme kapasitesine sahip olmadığını herkes biliyor.

Dün Arnold Schölzel’in Junge Welt’te yazdığı gibi, “Bu savaşın bir tek komutanı var, o da ABD. Çatışmanın seyrini ve sonunu sadece Washington ile Moskova arasındaki müzakereler belirleyecek.” (13.10.2022)

Savaşın parçası ya da tarafı olan, buna Ukrayna da dahil, diğer ülkelerin süreci belirleme şansı pek bulunmuyor. Bu nedenle, son günlerde Putin ile Biden arasında doğrudan bir görüşmenin olup olmayacağı konuşulmaya başlandı. Her iki taraf da kapıyı kapatmıyor. Ne de olsa her ikisi de içerideki ve dışarıdaki rakiplerini Ukrayna üzerinden hizaya getirmiş görünüyor. Buna rağmen savaşın uzamasının ABD açısından bir mahsuru yok. Çünkü pek çok açıdan kazanımları söz konusu.

Vakti geldiğinde, doğrudan bir çatışma riskini azaltmak için diplomasi çarkları yeniden devreye girebilir. Çünkü, ABD, Çin’den önce Rusya’yla doğrudan karşı karşıya gelmek istemiyor. Birinci tehdit Rusya değil Çin. Bu durum, iki gün önce yayımlanan ABD yeni ulusal güvenlik strateji belgesinde açıkça ifade ediliyor: “Pekin, Hint-Pasifik bölgesindeki gücünü artırmak ve dünyanın lideri olmak istiyor. (…) Çin ile rekabette önümüzdeki on yıl belirleyici on yıl olacaktır. Bu nedenle hedef, Çin ile etkili bir rekabet için, ‘Tehlikeli Rusya’yı kontrol altında tutmaktır.” (Süddeutsche Zeitung, 12.10.2020)

ABD açısından bütün sorun ‘tehlikeli Rusya’yı nasıl ve kiminle kontrol altında tutacağından ibaret. Ukrayna savaşıyla Rusya’yı güçten düşürüp hedefine varmayı amaçlıyor. Ne var ki, Putin’in güç kaybetmeye başladıkça daha da tehlikeli olmaya başladığı son bir kaç gün içindeki gelişmeler gösterdi.

Başta ABD olmak üzere bütün emperyalist devletlerin girdikleri amansız rekabeti kazanmanın derdine düştüğü bu dönemde, Ukrayna’dan başlayarak dünya emekçileri en ağır bedeli ödüyor. Bu nedenle savaşa ve silahlanmaya karşı mücadele önemli.