Fransa: Fabrikada despotizm

Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel

Patrick Le HYARIC / L’Humanité

Uluslararası Total ve Esso-Exxon Mobil şirketlerinin çalışanları günlerdir haklı olarak maaşlarında, beklenen enflasyona paralel artışlar talep ediyor. Ay sonunda endişelenecek bir durumu olmayan ve “süper kârlarına” ek vergi getirilmesini önlemek için her şeye hazır olan bir grup dalkavuk ve papağan, hemen düzen çağrısında bulunuyor ve Total çalışanlarının almadığı açık olan ama iddia edilen ücret seviyeleri hakkında yalanlar yayıyor.

Hepsinden önemlisi, savundukları sistem hakkında tartışılmaz gerçekleri ne pahasına olursa olsun gizlemek istiyorlar. Total, yılın ilk yarısında 18 milyar avro kâr elde etti ve hissedarlarına 2,5 milyar avro temettü ödedi. Bu nasıl mümkün olabilir? CEO’nun dehasıyla mı? Tabii ki hayır! Bu bir ranttır.

Spekülasyon ve Ukrayna’daki savaşın ikili etkisi altında para sel gibi akıyor. Bu sermaye, emeğin sonucudur ve aylardır araç sahiplerinin cebinden kendi payını alan devletin suç ortaklığıyla sağlanmaktadır.

Bu sistem, CEO’lara sadece ücret olarak (yönetici ücretleri, hisseler ve diğer kolaylıkları saymazsak) ayda 500 bin avro gelir getirirken, işçilere yüzde 10 zam yapılmamasını emretmektedir. Evet. Ayda yarım milyon avro!

Maaşının yüzde 10 oranında yeniden değerlenmesiyle işçi sadece satın alma gücünü koruyacaktır. Ve şirket içi müzakereler lehine toplu sözleşmeleri ve ulusal müzakereleri yok etmek için kampanya yürüten hükümet, bugün halkın genel çıkarları için değil, emek gücünden, toprak altı ve okyanusların sömürülmesinden ve giderek artan yakıt fiyatlarıyla kullanıcıların sırtından zenginleşen özel bir kapitalist grup için taraf tutuyor. Total grubunun vergiden muaf olduğu yıllardan bahsetmiyoruz bile.

Petrol gruplarının lehine olan bu tutum, özel sektöre ait olan rafinerilerin işletilmesi için işçilere vali kararnamesiyle çalışma zorunluluğu getirme kararına kadar uzanmıştır.

Burada, sadece haklarını talep eden ve bunu elde etmek için günlerdir ücretlerinden feragat eden işçilerin haklılığını kriminalize edebilmek için çatışmayı ve bunun yarattığı gerçek rahatsızlığı devam ettirmek için her şeyi yapan bir iktidar ve uluslararası şirketlerin liderleri var.

Bu durum Total ve Exxon’un iş için ödeme yapmasının nasıl büyük bir siyasi öneme sahip bir mesele haline geldiğini göstermektedir.

Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bu büyük şirketlerin ve hissedarlarının ödemeleri yapabileceğini anlamıştır. Geriye, hepimizi ilgilendiren çıkarlar adına bunu birlikte ifade edebilmelerini kazanmak kalıyor. Mücadele eden işçilerin zaferi, tüm iş ve üretim dünyasının zaferi olacaktır.   Bu, hepimizin iş ve istihdam için ücret sorununu daha güçlü bir şekilde ve her yerde gündeme gelmesi için bir kazanç olacaktır.

Bu ne hükümetin ne de büyük şirketlerin istediği bir şey.

Küreselleşmiş kapitalizmin iktidar simsarları bu hareketle savaşarak tüm işçilere karşı savaşmaktadır. Aynı şekilde, aynı güç, Anayasa’nın 49.3. maddesini (hükümete parlamentonun onayı olmadan yasa tasarılarını geçirme hakkı sağlıyor) kullanmaya hazırlanarak en önemli parlamenter eylemi, ülke bütçesinin oylanmasını, bir otoriterlik eylemine dönüştürmektedir.

Dolayısıyla, kapitalist tahakkümün siyasi biçimlerinin dönüşümünün devamına tanık oluyoruz. Siyasi ve ekonomik güç merkezleri artık kapitalizmin doğasında var olan çelişkileri parlamentarizm ve başkanlık yoluyla aşamamakta ve dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi aşırı sağ güçlerle az ya da çok açık bir ittifak içinde sosyal ve demokratik haklarda yapısal bir gerilemeye karar vermektedirler.

Bu da rafinerilerde devam etmekte olan hareketin birçok sosyal, demokratik ve siyasi meseleyle ilgili olduğunu göstermektedir. Başta CGT olmak üzere sendikalar tarafından önerilen yeni eylemlerle bu “fabrika despotizmine” karşı genişlemesine yardımcı olmak ve önümüzdeki pazar günü Nupes’in tüm birleşik bileşenleri ve bir düzine örgüt tarafından çağrısı yapılan Paris yürüyüşünü başarıya ulaştırmak bizim elimizde.

(Çeviren: Diyar Çomak)