Aşağı Saksonya seçimlerinin sağa ve sola gösterdikleri

AfD Logo & Die Linke logo / Yeni Hayat

YÜCEL ÖZDEMİR

9 Ekim pazar günü Aşağı Saksonya eyaletinde yapılan parlamento seçimleri, son bir kaç aydır ülke gündemini belirleyen enflasyon, hayat pahalılığı, enerji fiyatları gibi temel konulardan hangi siyasi mihrakın neden ve nasıl yararlandığını göstermesi bakımından önemli veriler içeriyor. Yaklaşık 6,1 milyon seçmenin yüzde 61’nin sandık başına gittiği seçimlerde, SPD yüzde 33,4 ile birinci parti olurken koalisyon ortağı CDU yüzde 28,1 ile ikinci oldu. 2017’deki seçimlerle kıyaslandığında, son beş yılı koalisyon ortağı olarak geçiren SPD ve CDU beklendiği gibi oy kaybına uğradı.

SPD’nin oyu beş yıl içinde yüzde 36,9’dan yüzde 33,4’e düşerken, CDU’nun oyu ise yüzde 33,6’dan yüzde 28,1’e geriledi. Bu tabloya bakıldığında her iki partinin toplamda yüzde 9 oy kaybına uğradığı görülüyor. Buna bir de son seçimlerde yüzde 4,6 oy alarak meclis dışında kalan FDP’nin yüzde 2,8; 2017’de yüzde 4,6 alan Sol Parti’nin yüzde 1,9’luk kaybı eklendiğinde kaybedenlerin bir hayli fazla olduğu bir seçim tablosu karşımıza çıkıyor. Dört kaybedenin olduğu seçimlerin asıl kazananları ise Yeşiller ve AfD oldu. Yeşiller partisi beş yıl önce yüzde 8,7 olan oyunu yüzde 14,5’e, AfD ise yüzde 6,2 olan oyunu yüzde 10,9’a çıkardı.

Koalisyon ortağı olan SPD ve CDU’nun eyalet politikalarına bağlı olarak belli oranda oy kaybetmeleri anlaşılabilir. Ancak bu seçimlere eyalet politikalarından çok ülke genelindeki sorunlar damgasını vurduğu için, federal çapta anamuhalefet olan CDU’nun yüzde 5,5 oy kaybetmesinin de belli nedenleri var. Bunların başında ise eyalet çapında daha çok AfD’ye yakın bir sağ söylemle göçmen ve sığınmacı karşıtlığı üzerinden bir kampanya yürütmesi geliyor. Hal böyle olunca daha önce CDU’ya oy veren seçmenlerin bir bölümü, göçmen ve sığınmacı düşmanlığında “orjinal” olarak gördüğü AfD’ye oylarını verdiler. Yine, yüzde 2,8 oy kaybına uğrayan ve meclis dışında kalan FDP’nin de asıl olarak federal çapta izlenen politikalardan dolayı oy kaybına uğradığı ifade ediliyor. Bilindiği gibi FDP Genel Başkanı Christian Lindner, federal maliye bakanı olarak, enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle faturayı asıl olarak emekçi sınıflara kesme, diğer taraftan da zenginlerin yükünü azaltmanın çabası içinde. Bu nedenle ekonomik sorunlarla boğuşan kesimlerde Lindner ve partisine tepki her geçen gün artıyor.

Federal düzeyde “Trafik Lambası” koalisyonunun ortağı olan Yeşiller için ise tersi bir durum söz konusu. Oylarını yüzde 5,8 artıran Yeşiller, yeni dönemde eyalet çapında SPD ile koalisyon ortaklığı kurmaya hazırlanıyor. Yeşiller en son ülkenin en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya’da CDU ile koalisyon ortaklığı kurmuştu. Başta Baden-Württemberg olmak üzere çok sayıda eyalette de koalisyon ortağı. Bu süreçte, federal hükümet tarafından halka “destek paketleri” adı altında yapılan yardımların Yeşiller’in lehine yazdığı da söylenebilir. Özellikle çevre, iklim, ucuz toplu taşıma gibi konular bundan sonra da Yeşiller’in oy almasına neden olabilecek alanlar. Militarist dış politika, ‚gaz vergisi‘ gibi konular ise şimdilik Yeşiller’in itibarını zedelememiş görünüyor.

SAVAŞ, ENFASYON, HAYAT PAHALILIĞI AfD’YE YARADI

Bu yıl yapılan üç eyalet seçiminde oy kaybeden AfD’nin Aşağı Saksonya’da oylarını neredeyse iki katına çıkarması ise son bir kaç aydır ülkede yaşanan ekonomik-sosyal sorunların bu partiye yaradığına işaret ediyor. Hem de parti içinde kanatlar arasında tartışma ve daha önceki eyalat meclis grubunda bölünme olmasına rağmen.

Seçimlerle ilgili yapılan pek çok analizde, seçim kampanyası boyunca eyalet politikalarından çok ülke genelinde etkili olan Ukrayna savaşının sonuçları, enflasyon, hayat pahalılığı gibi konular ağırlık kazandı. Ekonomik sorunlar nedeniyle gelecek endişesi içinde olan emekçiler arasında AfD’ye destek bu kez eyalette çok daha fazla oldu. Öyle görünüyor ki, güçlü bir sol alternatif ortaya çıkmadığı sürece, artan ekonomik sorunlardan en fazla aşırı sağcılar yararlanmaya devam edecek.

‚SOL’UN HEZİMETİ VE ÇIKIŞ OLANAKLARI

Ekonomik sorunlar nedeniyle geniş emekçi kitleler arasında artan gelecek korkusunun aşırı sağcı-faşistler tarafından suistimal edilmemesi için emekten, barıştan, eşit haklardan, demokratik haklardan yana ilerici bir sol seçeneğin ortaya çıkması adeta kaçınılmaz görünüyor. Ne var ki, buna en yakın güç olan Sol Parti, daha önce yüzde 4,6 olan oyunu arttırmak yerine kaybetti. Üstelik anketlerin de altına düştü. Böylece bu yıl içinde yapılan dört eyalet seçiminde de oy kaybeden Sol Parti’nin mevcut politikayla sadece federal düzeyde değil eyaletlerde de kaybettiği net olarak görüldü. Buna bir de parti içindeki tartışmaların etkisiyle üyelikten çıkmaların artması da eklendiğinde, partinin varlık sorunu her geçen gün artırıyor denebilir. 2009’da üye sayısı 78 bine kadar çıkan Sol Parti’nin üye sayısı bu yılın haziran ayı itibariyle 57 bin 320’ye geriledi.

Temel siyasi gelişmeler karşısında partideki farklı kanatların aldıkları tutumlara bakılırsa, bir arada çalışma ve yeniden güç toplama olasılığı her geçen gün azalıyor. Partinin içindeki bir bölüm SPD ve Yeşiller ile federal ve eyaletler düzeyinde hükümet ortağı olmayı, ’sosyal demokratlaşmayı‘ kendisine esas alırken, eski Meclis Grubu Eşbaşkanı Sahra Wahenknecht’in temsil ettiği “sol-ulusalcı” çizgi ise birleştirici olma özelliğini yitirmiş görünüyor. Her seçim yenilgisi kanatlar arasındaki bölünmeyi daha da derinleştiriyor. Son haftalarda, yenilginin tek sorumlusu olarak Wagenknecht’i gösteren, bu nedenle çöküşün önünde geçmek için Wagenknecht ve onunla aynı görüşte olanların partiden atılmasını isteyenlerin sesi daha da yüksek çıkmaya başladı. Bu kesimler aralık başında Berlin’de bir toplantı yapacaklarını duyurdular.

Wagenknecht’in partiden atılması belki iç tartışmaların bitirilmesi, kısmen disiplini sağlayabilir. Ancak bu sorunun çözüldüğü ya da çözüleceği anlamına gelmiyor. Sol Parti, yüzünü güçlü bir şekilde sokağa çevirip, sokaktan gelen sese kulak verip ona göre bir mücadele hattı belirlemediği sürece toparlanacak gibi görünüyor. En önemlisi de, daha önce kendisine destek veren düşük ücretli, güvencesiz işlerde çalışan sıradan işçiler ve emekçilerle yeni bağlar kurması gerekiyor. Aşağı Saksonya seçimleri sonrasında yapılan analizlerde, Sol Parti’nin eskiden güçlü olduğu yoksul kent ve semtlerde oy kaybettiği net olarak dikkat çekiyor. Kadrolar ve oy verenler bakımından giderek akademik kariyeri olan, satın alma gücü en altın üstü ve orta sınıflardan olanlar haline geldi. Bugün asıl olarak Yeşiller Partisi bu kesimlere seslenerek oy topluyor. Sol Parti ise Yeşiller ve SPD’nin hitap edemediği işçi ve emekçi kesimlerin desteğini alarak güç toplayabileceği gerçeğini görmemeye devam ediyor. Zira AfD’nin oyunun arttırmasının en önemli nedenleri arasında gelecek korkusu içinde olan işçilerden aldığı oyu arttırması bulunuyor.

Bütün bunları görerek, partinin yeniden nasıl güç toplayacağına dair yapılan kimi doğru değerlendirmeler ve cılız girişimlerin ise halihazırda süreci değiştirme özelliği henüz bulunmuyor.