Nükleer enerji üzerine masallar

Alev Bahadır

Son haftalarda nükleer enerjiyle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. Ekonomi ve İklim Bakanı Robert Habeck (Bündnis 90 / Die Grünen) ile Maliye Bakanı Christian Lindner (FDP) arasında tartışma olarak sunulan şey, aslında hükümetin enerji krizi karşısında fosil yakıtlardan yana tavır alması. Kamuya yönelik tartışmalarda pek çok farklı görüş dolaşıyor: Nükleer enerjinin yeşil olduğu ya da Fridays for Future’dan iklim aktivisti Greta Thunberg’in nükleer santrallerden yana tavır aldığı. Bu yazıda mevcut tartışmadaki ‚masalları‘ ele almak istiyoruz.

PERİ MASALI 1: NÜKLEER ENERJİ DAHA İYİ BİR ALTERNATİFTİR

Almanya’daki enerji üretimine baktığımızda şu anki tartışmanın sadece bir vitrin olduğunu görebiliriz. Prizlerimizden aldığımız elektriğin çoğu fosil yakıtlardan geliyor. Çoğunlukla kömürden. Bunu doğal gaz ve nükleer enerji izlemekte. Rüzgar veya su gücü gibi yenilenebilir enerjiler hala enerji kaynaklarının yarısından daha azını oluşturuyor. Kömürün çıkarılması, küresel ısınmaya neden olan yüksek CO2 emisyonlarıyla ilişkili. Ancak bu, nükleer enerjinin daha az zararlı olduğu anlamına gelmiyor.

Aksine, nükleer enerji sağlığa ve çevreye zararlı. Nükleer enerji santrallerinde nükleer enerji üretildiğinde, radyoaktif ışınlar salınır, bu da bu tür tesislerde çalışan veya hatta sadece yakınında yaşayan kişilerin kansere yakalanma riskinin artması anlamına gelir. Ve nükleer atık da radyoaktiftir. Bugüne kadar yok edilmesi için bir çözüm bulunmadığından, bunlar çoğunlukla yer üstü ara depolama tesislerinde depolanmakta ve risk oluşturmaya devam etmektedir. Nükleer enerji „normal durumda“ zaten büyük bir risktir. 1986’da Ukrayna’daki Çernobil fabrikasında veya 2011’de Fukushima (Japonya) yakınlarındaki bölgede olduğu gibi bir tesiste bir reaktör felaketi meydana gelirse, hava, su ve toprak kirlenir. Radyasyona maruz kalma, bugün hala etkilenen bölgelerde yaşamanın imkansız olmasının gösterdiği gibi yüksek.

Nükleer enerjinin riskleri oldukça iyi biliniyor. Nükleer enerjinin artık gerekli bir alternatif olarak lanse edilmesi ise, veba ile kolera arasında seçim yapmak zorunda kalmaya benziyor. Bu arada, Greta Thunberg’in Sandra Maischberger’e verdiği röportaj tam olarak bununla ilgiliydi: Kömür veya nükleer enerji arasında nasıl seçim yapacağı sorulduğunda, Thunberg kişisel olarak – nükleer santraller zaten çalışıyor- dedi. Şimdiki nükleer enerjiyi kullanmak, ancak odak noktasının yenilenebilir enerjiler üretmek olması gerektiğini açıkça belirtti. Thunberg, soruya öncelikle, şu anda CO2 emisyonlarının ana nedeninin kömürle çalışan elektrik santralleri olduğu perspektifinden bakıyor, ancak bu hiçbir şekilde nükleer enerjiye bağlılık, onu savunmak anlamına gelmiyor.

MASAL 2: BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK ELEKTRİK KESİNTİLERİ BİZİ BEKLİYOR

Normal koşullarda, 31 Aralık 2022’de Almanya’da kalan üç nükleer santralin kapatılması gerekiyor. Elektriğin bir kısmı, bilindiği gibi, yakın zamana kadar ağırlıklı olarak Rusya’dan ihraç edilen doğal gazdan üretiliyor. Şimdi “bu kış gücümüzün biteceği ve yakında karanlıkta kalacağımız” şeklinde bir korku senaryosu yaratılıyor. Ama durum böyle değil. Alman gaz depolama tesisleri yüzde 95 oranında dolu. Federal Enerji Ağı Ajansı, büyük ölçekli elektrik kesintilerinin pek olası olmadığını düşünüyor. Ve zararlı nükleer enerji bile acil bir durumda çok az işe yarayacak, çünkü nükleer enerji şu anda elektrik hacminin sadece yüzde 6’sını oluşturuyor.

Gerçek çevre dostu ve sürdürülebilir enerji üretimi ancak yenilenebilir enerjilerle sağlanabilir. Ancak yaygınlaştırılması ihmal ediliyor ve aynı zamanda engelleniyor. Yüzölçümü bakımından en büyük eyalet olan Bavyera, rüzgar türbinleri arasında büyük bir mesafe öngören 10 saatlik kuralı hala uyguluyor. Acil ihtiyaç duyulan güneş enerjisi sistemleri bürokratik engellerle sınırlandırılmış durumda. Bunun yerine RWE, E.ON ve diğer enerji devleri kazancını fosil yakıtlarla sağlıyor ve biz de doğalgazı Suudi Arabistan veya Katar gibi ülkelerden ya da ABD’den ‚fracking gazı‘ olarak alıyoruz. Böylece federal hükümetin önceliklerinin nerede yattığı netleşiyor: Çevreyi korumak değil, şirket karlarını güvence altına almak! Korkutmalara ek olarak, mevcut politikanın bize ucuz elektrik sağlamayı amaçladığı konusunda bizi ikna etmeye yönelik girişimlerde bulunuluyor. Ancak gördüğümüz gibi, gaz depolama tesisleri dolu ve enerji şirketleri savaşa rağmen büyük karlar elde ediyor. RWE, 2022’nin ilk yarısında karını üçte birden fazla artırarak 2,8 milyar euroya çıkardı ve gelecekte de yüksek kârlar bekliyor. E.ON ayrıca bu yıl 7,6 ila 7,8 milyar euro arasında bir kâr bekliyor. Daha fazla para ödememiz ise, büyük ölçüde borsadaki enerji spekülasyonlarından kaynaklanmakta. Dolayısıyla, fonlar ve şirketler milyarlarca euro kar elde ederken, enerji fiyatı da doğal olarak yükselecektir. Masraflarımız artarken temel hizmetlerimiz sözde „serbest“ pazarın kar hırsına maruz kalıyor.

MASALl 3: YEŞİLLER ÇEVRE VE BARIŞ DOSTU BİR PARTİDİR

Yeşiller’in yıllardır izlediği reel politikasından sonra buna hala inananlar bile, 14-16 Ekim tarihleri arasında Bonn’daki parti konferansından sonra gerçeği görmelidir. Orada, delegelerin çoğunluğu parti liderliğinin politikasını onayladı ve üç nükleer santralden ikisinin ömrünün 15 Nisan’a kadar uzatılması ve Ukrayna’ya daha fazla silah teslimatı için oy kullandı. Bu tür kararlara karşı direnç ise azınlıkta. Yeşiller’in federal seçim kampanyası sırasında bayraklarına büyük harflerle yazdığı çevre ve barış politikasını sürdürmeye yönelik büyük hedeflerden geriye çok az şey kaldı; tüm kararlar bir kez daha savaş bahanesiyle bir kenara itildi.

Aşağı Saksonya’daki eyalet seçimlerinde Yeşiller kazananlardan biri olduğu için bu politika ilk bakışta işe yarıyor gibi görünüyor. Ancak tabandaki barış ve çevre hareketleri, lafa gelince kendilerindenmiş gibi davranan protesto partisinin ikiyüzlülüğünü gösterdiğinde, Yeşiller’in yeniden silahlanma ve şirketlerin kâr maksimizasyonu politikasından uzaklaşacağını sanmak yerine değişim için mücadeleyi büyüttüğü ölçüde bir şeyler gerçekten değişebilir.

(Çeviren: Semra Çelik)