Ukrayna’da savaş sürerken yeniden inşayı konuşmak

Harita: ISW

YÜCEL ÖZDEMİR

24 Şubat’ta başlayan Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sekizinci aynı doldurdu.

Bu sekiz ayın geride bıraktığı tablonun her açıdan yıkım olduğu ortada. Özellikle saldırıya uğrayan Ukrayna’nın bu süreçte ödediği bedel elbette Rusya’nınkinden ağır. Zira, savaş Ukrayna sahasında sürüyor.

Yıkıcı tablonun ağırlığı ortadayken savaşın durmasını isteyenlerin sesi ise cılız çıkmaya devam ediyor. Silahların susmasını isteyenlere karşı genel olarak Batı kamuoyunda düşmanlık had safhada. Örneğin 30 kadar ABD’li milletvekilinin bir süre önce Ukrayna savaşının bitirilmesi için Rusya ile ABD arasında diyalog sürecinin başlatılması yönünde Başkan Biden’a hitaben hazırladığı mektubu imzalayanların isimleri basına sızdırıldı. Böylece, girişim başlatılmadan dağıtıldı.

Benzer bir hava Avrupa’da da sürmeye devam ediyor. Özellikle siyasi yelpazenin solunda bulunan siyasetçiler ve aydınların diyalog ve müzakere çağrıları “Putinciler” ya da “Putin’i anlayışla karşılayanlar” olarak yaftalanıp bir kenara itiliyor. Bu siyasetçiler ve aydınlar, konuşmalarında Ukrayna işgalini mahkum ettiklerinin altını kalın çizgilerle çizdikleri halde bu muameleyle karşı karşıya kalıyorlar.

Savaşçı söylemin halen egemen olmaya devam ettiği bu dönemde Berlin’de düzenlenen “Ukrayna’yı yeniden inşa” konferansı, bu açıdan bugüne kadar görülmemiş bir çelişkiyi içeriyor.

Tarihte genellikle inşa, süren savaşların bitmesinden sonra gündeme gelen bir süreç olurken, belki de bir ilk olarak Ukrayna’da savaş sürerken bir inşadan söz ediliyor. Nasıl bir inşa olacaksa…

Salı günü Berlin’de yapılan ve basında “Ukrayna için Marshall Planı” diye adlandırılan konferansta yıkılan 130 bin binanın, bin eğitim yerinin, toplamı yüzlerle ifade edilen köprü, yol, enerji santrali, fabrika ve kamu kurumunun listesi sıralandı. Ülkenin enerji sektörünün üçte biri harabeye dönmüş durumda.

Yıkım listesine bakınca, yeniden inşası için milyarlarca dolara ihtiyaç olduğu ortada. Savaşın baş tetikçisi ABD yeniden inşanın 350, Kiev yönetimi 750 milyar dolara mal olacağını tahmin ediyor.

Savaş nedeniyle milyonlarca Ukraynalı ülkesini terk etmek zorunda kalırken, ülkede kalan halkın dörtte biri işini kaybetti. Ülke ekonomisi ise Başbakan Yardımcısı ve Ticaret Bakanı Julia Swyryfenko’nun verdiği bilgiye göre yüzde 30 küçüldü.

Bütün bunlar ortadayken, savaş devam ederken yıkılanları yeniden inşaya başlamak, Rusya’ya yeniden bombalama davetiyesi çıkarmak gibi bir şey. Çünkü Rusya’nın başlıca amaçlarından birisi Ukrayna’yı askeri ve ekonomik olarak kendi başına ayakta duramayan bir ülke haline getirmek.

Sıralanan yıkımlar ve ihtiyaç duyulan meblağa bakılırsa bu hedefine varmış görünüyor. Önceki gün Spiegel Online’de yer alan habere göre, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Berlin’deki konferansta yaptığı konuşmada bütçe açığının kapatılması için yılda 38 milyar dolara ihtiyaç duyduklarını söyledi. Aksi takdirde öğretmenlerin, kamu çalışanlarının ve emeklilerin aylıklarını ödemek mümkün olmayacak.

Batılı ülkeler ve kurumlar tarafından bu yıl içinde 33.3 milyar dolar mali yardımın yapılacağı sözü verilirken, şu ana kadar toplan 20.7 milyar dolar gönderilmiş. Yardımın aslan payını ise ABD yapmış. Sonra da AB geliyor. AB içinde 1.4 milyar dolar ile Almanya başı çekiyor. Berlin’deki konferansta, Ukrayna’nın her ay en z 3-5 milyar dolar Batı yardımına ihtiyaç duyduğu özellikle vurgulandı. AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, her ay bunun 1.5 milyar dolarını vermeye hazır olduklarını söyledi.

Son haftalarda yapılan yardımların kimler tarafından, nasıl yönlendirileceği konusunda AB ile ABD arasında bir tartışma alevlendi. ABD, yardımların başında kendisinin atayacağı bir kişinin olacağını açıkladı. Bu aynı zamanda Ukrayna maliyesinin Washington’dan idare edileceği anlamına geliyor.

Almanya Başbakanı Scholz tarafından “21. yüzyılın Marshall-Planı” olarak adlandırılan yadımlar için AB ise Brüksel’de bir “koordinasyon platformu” kurmayı hedefliyor. Washington ve Brüksel’den yapılan açıklamalara bakılırsa AB ile ABD arasında, Ukrayna üzerinde sadece askeri değil aynı zamanda mali açıdan da bir rekabetin sürdüğünü gösteriyor.

Önce Ukrayna’yı savaş için cesaretlendiren, sonra askeri ve mali yardım için kesenin ağzını açan Batılı güçlerin başlıca hedefi bu süreçte Ukrayna’yı kendilerine daha fazla bağımlı hale getirmek. Bu nedenle, bundan sonra kendi kararlarını kendisi veren, bağımsız bir Ukrayna, içeriden yeni bir ilerici antiemperyalist güç çıkmadığı sürece pek olanaklı görünmüyor.

Bu nedenle yapılan yardımları Ukrayna’ya “iyilikten” çok kendisine bağımlı hale getirmenin çabası olarak okumak daha doğru.

Özetle, “Savaş çıkarmak kolay, barışı sağlamak zor” gerçeğiyle bir kez daha karşı karşıyayız. Savaşı çıkarmak için canla başla çalışan emperyalist devletlerin liderleri ve onların sözde “düşünce kuruluşları”, konu barış olunca bin dereden su getiriyorlar. Bu nedenle Rusya’nın eski sınırlarına çekildiği, bağımsız, tarafsız, demokratik bir Ukrayna kurulmadığı sürece, bölge emperyalist devletlerin askeri, ekonomik, siyasi çatışma olanı olmaya devam edecek.