Almanya’nın Çin sorunu

Foto: Wikipedia

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da bir süredir alttan alta devam eden “Ekonomik olarak Çin’den bağımsızlaşma” tartışması, dün Başbakan Olaf Scholz’un yanına aldığı çok sayıdaki tekel yöneticisiyle Pekin’e yaptığı ve bugün bitmesi planlanan ziyaret öncesinde iyice alevlendi. Ziyaretten bir hafta önce hükümetin, Hamburg Limanının konteyner bölümünün yüzde 24.9’unu Çin devlet tekeli Cosco’ya satmayı kabul etmesi de eleştirilerin bir boyutunu oluşturuyor. Özellikle Yeşiller Üyesi Ekonomi Bakanı Robert Habeck satışa karşı çıkmasına rağmen Scholz, Çin şirketinin kararlarda etkili olmasını önlemek şartıyla satışa onay verdi. Cosco, yüzde 25 ve daha fazla hisseye sahip olsaydı kararlarda söz sahibi olacaktı.

Enerjide Rusya’ya bağımlılıktan ders çıkarma adına, “Çin’e ekonomik bağımlılığın sınırlandırılması” çağrıları eşliğinde başlayan Pekin ziyareti öncesinde Berlin’de bir basın toplantısı düzenleyen insan hakları örgütleri, Scholz’a ve Alman hükümetine “Çin stratejisini değiştirme” çağrısı yaptı. Çin’deki insan hakları, demokrasi, basın özgürlüğü gibi konulara dikkat çeken Çinli muhalifler Scholz’a ziyareti iptal etme çağrısında bulunurken, işi Şi Cinping’in üçüncü kez devlet başkanlığına seçilmesinin Almanya’da nasyonal sosyalizm dönemine benzetmeye kadar götürdüler. Çinli muhalifler ve Uygurların eleştirileri bir yere kadar anlaşılabilir, peki ya çifte standartlı Alman insan hakları örgütlerine ne demeli.

Scholz ya da yardımcısı Habeck Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi ülkeleri dolaşıp petrol ve doğal gaz dilendiklerinde, silah sattıklarında bu örgütlerin çoğu sessiz kalmayı tercih etmişti. Antikomünizmi kendilerine bayrak edinerek, birer kapitalist ülke olan Rusya ve Çin’e muhalefette militanlaşan bu örgütlerin çoğunun asıl derdi, kendi cephelerinden ABD liderliğindeki NATO ittifakına su taşımak. Aynı fonlanmış örgütlerin çoğu batılı kapitalist ülkelerdeki hak ve özgürlük ihlalleri konusunda üç maymunu oynuyorlar.

“Liberal demokrasiyi” savunma adına Almanya’nın “Çin politikası”nın değiştirilmesi gerektiğinin hiddetli savunucuları mevcut koalisyon hükümetinin küçük ortakları Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP). Almanya’nın geçmişte Rusya ile sürdürdüğü dengeli siyaseti değiştirerek, ABD’ye hızla yaklaştıran ve böylece transatlantik ittifakın pekişmesini başaran bu kesimler şimdi aynı politikayı Çin’e karşı hayata geçirmenin gayreti içindeler. Bu temelde, Almanya’nın her açıdan, Rusya’ya olduğu gibi Çin ile ilişkileri kesmeyi, muhtemel bir savaş ya da gerilimde ABD ile aynı safta kalmanın hesaplarını yapıyorlar.

Federal Dışişleri Bakanı Baerbock, Berlin’de basın açıklamasının yapıldığı gün, insan haklarının ihlal edildiği ülkelerden biri olan Özbekistan’dan şu çağrıyı yaptı: “Hükümet olarak yeni bir Çin stratejisi belirlememiz gerekiyor. Çünkü Çin’deki politik sistem son yılarda çok değişti ve bu nedenle bizim de Çin politikamızı değiştirmemiz gerekiyor.” (Süddeustche Zeitung, 1.11.2022)

Scholz da ziyaretten önce Franfurter Allgemeine Zeitung’a yazdığı makalede aynı cümleleri kullandı: “Son parti kongresinde Marksizm-Leninizm’e bağlılık diğer kongrelerinden farklıydı. Komünist sistemin istikrarı ve ulusal özerklik çağrıları gelecekte daha fazla anlam ifade edecek. Bugünkü Çin, 5-10 yıl önceki Çin değil. Çin değiştiğinde, bizim de Çin ile olan ilişkilerimiz değişecek.” (2.11.2022)

Her iki çağrıdaki aynı mesaj Almanya’nın yeni bir rota hazırlığı içinde olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Scholz’un ziyareti “Bir devrin kapanması”nın başlangıcı da olabilir.

Almanya’nın, Madrid’deki NATO zirvesinde Rusya’dan sonra Çin’i de düşman belirleyip, politikasını buna uyumlu hale getirmesi en çok ekonomiyi etkileyecektir. Çin, ABD’den sonra Almanya’nın en fazla ihracat yaptığı ikinci ülke. Her iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2021’de 246 milyar dolara çıktı. Keza Çin, Almanya’nın en fazla ithalat yaptığı ülke. 5 bin Alman şirketi Çin’de faaliyet sürdürüyor. Çin-AB ekonomi ilişkileri de benzer yoğunlukta.

Alman ekonomisinin büyümesinde Rusya’dan ucuza alınan doğal gaz ve petrol ile Çin’e yapılan ihracatın payı tahmin edilenden de büyük. Bu nedenle her iki ülkeyle ekonomik ve politik ilişkilerin sınırlandırılmasının Almanya’ya faturası çok ağır olacak. Bu aynı zamanda ABD’ye bağımlılığı da pekiştirecek. Ekonomi ve enerjide Çin ve Rusya’ya bağımlı olmaktan çıkmayı savunanlar, “Soğuk Savaş” zihniyetiyle bağımsız politikayı savunmadıkları için ABD’ye bağımlı olmayı dayatıyorlar.

Rusya’nın Ukrayna işgali dünya çapında sadece askeri açıdan değil aynı zamanda ekonomi açısından da bölünmesini hızlandırdı ve saflaşmayı dayatıyor. Bu nedenle Almanya’nın Çin ile ilişkilerinin seyrini asıl olarak Berlin-Pekin hattında değil, Washington-Pekin hattındaki gelişmeler belirlemeye devam edecek. Yapılan açıklamalara bakılırsa, Almanya’nın Çin politikasının değişebileceği görülüyor.

Bunun faturasının içeride ağır olacağını söylemeye bile gerek yok. Rusya politikasındaki değişiklik halka daha pahalı petrol ve doğal gaz olarak geri döndü. Çin politikasındaki değişiklik ise asıl olarak ekonomide küçülme ve iflaslara yol açacak.