Sınıf çelişkileri derinleştikçe ‘birlikte yaşam’ tehlikeye mi düşüyor?

Foto: Yeni Hayat / Hamburg

Artan hayat pahalılığı, enflasyon ve bunlara bağlı olarak ağırlaşan yaşam koşulları, doğru çözümler öne çıkmadığı takdirde, emekçi sınıflar arasında önyargıları, düşmanlıkları ve bölünmüşlükleri de artırıyor. Orta-alt sınıf ve tabakalar arasında baş gösteren gelecek korkusuna bağlı olarak belirginleşen bu eğilimlerin, özellikle bölünmeyi körükleyen aşırı sağcı, popülist partiler tarafından suistimal edilerek kullanıldığı biliniyor. İçinden geçtiğimiz süreçte Almanya’da genel olarak geleceğe dair toplumsal endişelerin de attığı bir dönem yaşanıyor.

EN BÜYÜK KORKULAR

Almanya gibi Avrupa’nın en zengin ülkesinde genel olarak halk arasında baş gösteren korkuların başında artan fiyatlar nedeniyle faturaları ödememe (yüzde 66) geliyor. Bunu enerji fiyatlarının artması nedeniyle toplumsal huzursuzluğun sokağa taşması (yüzde 61), Almanya’dan Ukrayna savaşında doğrudan dahil olması (57) ve işsiz kalma (yüzde 14) takip ediyor. Faturaları ödeyememe korkusu 25-26 Ekim’de yapılan aynı araştırmada yüzde 54 olarak tespit edilmişti. Bu da, bir aylık zaman diliminde korku ve endişenin yüzde 12 artış anlamına geliyor.

ARD televizyonu tarafından “Infratest dimap” adlı kamuoyu araştırma şirketine yaptırılan, 1211 seçmene sorularak elde edilen bu sonuçlara bakıldığında, gelirin faturaları ödemeye yetmemesi en büyük endişelerinden birisi. Hükümet partileri de bunu dikkate alarak, bir seferlik yardımlarla, aralık ayında gaz faturalarının devlet tarafından ödenmesi ya da çocuk parasının bir miktar artırılmasıyla en azından faturaların ödenmesini “büyük korku” olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Henüz her ne kadar düşük görünen işini kaybetme korkusunun gelecekte daha da artacağı tahmin ediliyor. Zira hayat pahalılığı, enerji fiyatları ve enflasyona bağlı olarak önümüzdeki yıl birçok işletmenin küçülmeye gideceği, bazılarının ise iflas edeceği bugünden ifade ediliyor. Yine, işverenlerin “enerji krizini” gerekçe göstererek ücretlere zam yapmaya yanaşmaması da emekçi sınıflar arasında yoksulluğu arttıracak gibi görünüyor.

ÖNEMLİ ÇATIŞMA ALANLARI

Aynı araştırmada ekonomik sorunların artmasına bağlı olarak halk arasında var olan “çatışma korkuları” da mercek altına alınmış. Buna göre halkın yüzde 76’sı zenginlerle yoksullar arasında bir çatışmanın çıkacağından endişe ediyor.

Bunun yanı sıra yüzde 72’si korona karşıtlarıyla koronanın gerçekliğini savunanlar, yüzde 62’si ise yerlilerle göçmenler arasında çatışmaların yaşanabileceği endişesi içinde.

Zenginler halkı yoksullaştırmak için elinden gelen her şeyi yaparken hükümet de değişik kurumlar üzerinden yoksulların buna karşı örgütlenerek mücadele etmesini engellemenin çabası içerisinde. Bu nedenle yakın dönemde zenginlerle yoksullar arasında büyük sınıfsal çatışmaların olacağına dair korku ve endişeler ilk sırada görünmekle birlikte henüz somut veriler ortada yok. Güvenlik ve istihbarat birimlerinin son aylarda ‘sosyal patlamalar olabileceği’ yönünde yaptıkları “uyarıların” da halkın bu yönde düşünmesinde etkili olabileceği tahmin ediliyor.

Özellikle Doğu Almanya’da korona karşıtı sağcı grupların bu kez de ekonomik sorunları öne çıkararak büyük gösteriler düzenlemeye başladığı biliniyor. Korona üzerinden bir kutuplaşma-çatışma çıkarmak ise artık pek mümkün görünmüyor. 2020 ve 2021 yıllarında ortaya çıkan ve zaman zaman kitlesel bir karakter kazanan bu hareket, aşıların etkisiyle koronanın etkisi gerileyince, eski gücünü kaybetti.

Üçüncü sıraya yerleştirilen “yerli ve göçmenler arasındaki çatışma endişesi” ise abartıldığı kadar yüksek değil. Ekonomik sorunlara bağlı olarak göçmenler arasındaki gelecek endişesi önceki yıllara göre atmakla birlikte, göçmenler arasında Alman halkına karşı ileri sürüldüğü kadar, düşmanlık ve önyargılarda ciddi bir değişiklik bulunmuyor. Aşırı sağcı-faşist akımların göçmenlere saldırması durumunda ise özellikle büyük kentlerde göçmen gençlerin savunma amacıyla, sokağa çıkması ihtimal dışı değil. Zira artan ekonomik sorunlara bir de aynı düzeyde ayrımcılık ve ırkçılık baş gösterdiği takdirde öfkenin dışa vurma ihtimali güçlenecek görünüyor haliyle.

“BİRLİKTE YAŞAM” İYİ GİTMİYOR

Ekonomik sorular ve ona bağlı yaşanan gelişmelere dayandırılarak yöneltilen sorulara cevap verenlerin yüzde 64’ü genel olarak toplumda “birlikte yaşam”ın kötüye gittiğine inanıyor. Bu şekilde düşünenlerin oranı ekonomik sorunların biraz daha fazla olduğu Doğu Almanya’da yüzde 74. Yine gençler arasında bu şekilde düşünenlerin oranı da yüzde 73.

Toplumdaki ‘birlikte yaşam’ın iyi ve çok iyi olduğunu düşünenlerin toplam oranı yüzde 34’te kalırken, üçte iki gibi büyük bir çoğunluğun ise karamsar olduğu görünüyor. Araştırmayı yaptıran ARD de, bunu öne çıkarmayı tercih etmiş.

Araştırmada genel olarak işbaşındaki “Trafik lambası koalisyonu”nun toplumsal korkuları giderme konusunda başarısız olduğu tespit ediliyor. Birlikte yaşamın, dayanışmanın güçlendirilmesinin alanları ise araştırmaya katılanlar tarafından spor ve kültür dernekleri, okul ve eğitim yerleri, sendikalar, medya, işyerleri gösteriliyor. Partiler ve kiliseler ise birlikte yaşam alanlarının güçlendirilmesinde son sıraları paylaşıyor. Özellikle kiliselerin bu alanda güven kaybetmesi dikkat çekiyor.

Gelişmeler özellikte farklı inançlardan ve ulusal kökenlerden işçi ve emekçilerin üyesi olduğu en önemli örgütler olan sendikalara büyük sorumlulukların düştüğünü gösteriyor. Bu sorumluluk, zengin-fakir ayrımının derinleşmesi değil, zenginlerden daha fazla vergiler alınarak, silahlanmaya ayrılan bütçenin iptal edilerek krizden en faza etkilenen toplumsal kesimlere yardımların verilmesi için mücadele etmesini gerektiriyor.

En önemlisi de derinleşen çelişkilerden, gelecek korkusu yaşayan emekçi sınıfların tepkisini, çelişkilerin temelini oluşturan kapitalizme, emperyalizme yöneltmektir. Çünkü, mevcut tablonun asıl sorumlusu yoksullaşan işçi sınıfı ve emekçiler değil, daha fazla kar ve pazar alanı için savaş, silahlanma ve sömürüden başka bir hesabı olmayan sermayedir. Bu yapılmadığı takdirde, emekçi sınıflara kaşıkla verilen yardımlar tepkilerin yatışmasına ve sistemin yeniden güven kazanmasına yol açabilir. (YH)