Ukrayna’da „Açlık Soykırımı“ safsatası

YÜCEL ÖZDEMİR

Alman Parlamentosu (Bundestag) çarşamba günü ilginç olduğu kadar tartışmalı bir “soykırım” kararını onayladı. 2006’dan beri Ukrayna’daki gerici-faşistler tarafından gündeme getirilen Stalin ve Sovyetler Birliği (SSCB) yönetiminin 1932/33 yıllarında bilinçli olarak Ukrayna’da halkı açlıktan katlettiği ve bunun soykırım olarak tanımlanması çabası, Rusya’nın saldırısıyla yeniden hız kazandı. Savaşın yarattığı mağduriyeti arkasına alan Zelenskiy yönetimi, “Holodomor” (açlıkla öldürme) olarak adlandırılan söz konusu dönemde tahmini olarak 1,5-4 milyon arasında insanın açlıkla katledildiğini ileri sürerken düpedüz tarih çarpıtıcılığı yaparak Rusya’ya karşı yeni bir hamle üstünlüğü kazanmak istiyor.

Alman basınında yer alan haberlere göre, bugüne kadar 24 ülke Holodomor’un yapıldığı kararını almış. Dün de İrlanda, Moldovya ve Romanya’nın aynı kararı alması bekleniyordu. Almanya ile birlikte sadece bu hafta içinde dört ülke listeye eklenmiş oldu.

Öyle anlaşılıyor ki, kısa sürede Stalin ve Sovyetlerin kendi yurttaşlarına yönelik soykırım yaptığına dair iddialar, tarihsel gerçekler çarpıtılarak bir taraftan sosyalizme diğer taraftan bugünkü Rusya’ya karşı kullanılacak. Muhtemelen bu sürecin sonunda SSCB’nin varisi görülen Rusya’dan Ukrayna’ya “soykırım tazminatı” ödemesi de talep edilecek.

Eski ve tartışmalı iddiaların bugün birçok ülkenin parlamentosunda jet hızıyla kabul edilmesinin başlıca nedeni ortaya yeni tarihsel belgelerin çıkması değil, politik durumda bir değişikliğin olması. Parlamentoda SPD, Yeşiller, FDP ve ana muhalefet CDU/CSU oylarıyla kabul edilen öneri 2017’de de meclisin gündemine gelmiş, ancak iddialar soykırım (jenosit) konusunda inandırıcı bulunmadığı için reddedilmiş. Aynı meclis bu sefer iddiaların tarihçiler tarafından araştırılmasına da gerek görmeden, büyük bir çoğunlukta kabul etti. Sadece bu durum bile tarihsel gelişmelerin siyasal konjonktüre, ülkeler arası ilişkilerin seyrine bağlı keyfi bir şekilde ele alınarak, bir baskı aracı haline geldiğini gösteriyor.

Günümüzde tarihçiler arasında da tartışmalı bir konu olan “Holodomor” kavramı her şeyden önce Hitler faşizmi tarafından gerçekleştirilen Yahudi soykırımını tanımlamak için kullanılan “Holocaust”u çağrıştırmak için ortaya atılmış. Zaten “Holodomor” yapıldığını ilk olarak ortaya atan Nazi işbirlikçisi, Ukraynalı faşist Stephan Bandera’yı “kahraman” olarak gösteren takipçilerinin asıl maksadı da bu. Sadece bu bile, “Holodomor” üzerinden Stalin ile Hitler’i aynılaştırma çabasının olduğunu gösteriyor.

Zaten, kararla ilgili olarak Alman basınında birkaç gündür yer alan haberlerde sürekli Stalin vurgusu yapılıyor. Daha doğrusu Hitler’in işlediği “Holocaust” hafifletilerek, Yahudi soykırımı yumuşatılıyor. İnsanlığın bugüne kadar görebileceği en büyük suçlardan biri olan Yahudi soykırımını bu şekilde hafifletmek, aynı zamanda Hitler faşizminin aklamasına yönelik bir çaba olarak görülmeli.

Bugün Stalin ve SSCB’nin bilinçli politikasının sonucu olarak nitelenen Holodomor’da tam olarak ne kadar insanın öldüğüne dair kesin veriler bulunmuyor. Genel olarak “3-7 milyon arasında” denilmesi aslında kesin bir bilginin olmadığının kanıtı. Üstelik ölenlerin sadece “tahıl ambarı” Ukrayna’da olmadığı da biliniyor. Kıtlıktan ölenlerin sayısının Kazakistan’da (2 milyon) Ukrayna’dan daha fazla olduğuna dair de kesin veriler bulunuyor. Ukrayna’da 1,5 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor.

Ukrayna’da “Açlıkla Soykırım”ın bilinçli olarak yapılabilmesi için Stalin ve SSCB yönetiminin “Ukrayna düşmanı” olduğu, bu nedenle bir “soykırım” planladığını hiçbir tarihçi savunmuyor. Konuyu araştıran Yale Üniversitesinden Tarihçi Timothy Snyder bile, örneğin, böyle bir şeyin olmadığını dile giriyor. Bu nedenle Stalin ile Holodomor arasında bir bağlantı kurmak Bandera-Hitlerci faşistlerin bir karalaması.

Söz konusu yıllar arasında sadece Ukrayna’da değil SSCB genelinde bir “açlık kırımı” yaşandığı ise bir gerçek. Ancak bunun asıl nedeni ileri sürüldüğü gibi ne Stalin’in ‘Ukrayna nefreti” ne tarımın modernleştirilmesi ne de toprakların kulaklardan alınarak kolektifleştirilmesi. Konuyla ilgili çalışmalar yapan ve 2017’de Junge Welt’e değerli bir analiz yazan gazeteci Thanasis Spanidis, tarihçi Mark B. Tauger’in yayınladığı belgelere dayandırarak “açlıktan ölüm”lerin nedenini şu şekilde anlatıyor: “1931/32’de SSCB’nin büyük bölümünde şiddetli bir kuraklık, aynı dönemde bazı bölgelerde hasadı engelleyen şiddetli yağış ve seller hakimdi. Aşırı nem yüzünden bitki hastalıkları baş gösterdi. Tahminlere göre, yaklaşık dokuz milyon ton tahıl veya toplam mahsulün yüzde 13-20’si hastalık nedeniyle imha edildi. Diğer hastalıklar, zararlı otlar ve hava koşullarından kaynaklanan ürün kayıpları da önemliydi. Bu nedenlerden ötürü toplanan tahıl miktarı 1931’de 18.8 milyon tondan 1932’de 13.7 milyon tona düştü. Yine tahıl ürünlerinin ihracatının açlıktan ölümlere yol açtığı da gerçek değil. 1931’nin ortalarından 1932’nin ortalarına kadar 4,7 milyon ton ihraç edildi. Sonraki yıl bu 1,6 milyon tona düştü. 1933’nin ilk yarısında ilk yarısında 220 bin ton ihraç edildi.” (23.06.2017)

Görüldüğü gibi, Stalin ve SSCB’nin milyonlarca yurttaşını bilinçli bir politika sonucunda katlettiği iddiası bir safsatadan ibaret. Eğer doğa olayları ve ekonominin yol açtığı ölümler “soykırım” olarak nitelendirilecekse, işe önce kapitalist-emperyalist ülkelerin suçlarını sıralamakla başlamak, insanlık için daha yararlı olacak. Acı olan ise Ukraynalı faşistlerin tezlerinin bugün kendisini demokrat, antifaşist olarak tanımlayan dünyanın birçok ülkesi tarafından kabul edilmesi…