Batı’nın Batı Balkanlar hamlesi

Foto: NATO

YÜCEL ÖZDEMIR

Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşla birlikte bu ülkenin büyük bir bölümünü fiili olarak etkisi altına alan, kendisine bağımlı kılan NATO, İsveç ve Finlandiya’nın tam üyeliğiyle Rusya’yı doğu ve kuzey cephesinden çevreleme sürecini tamamlamış olacak. Bu saatten sonra her iki ülke, Türkiye’nin itirazı devam etse de, fiilen NATO’nun parçası haline gelmiş görünüyor. Tek başına NATO’ya üyelik başvurusu bile önemli bir kırılmayı ifade ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin itirazı resmi süreci uzatmanın ötesinde fazla bir anlam taşımıyor. Hedef, mayısa kadar 30 üye ülkenin onayıyla iki ülkenin üye yapılması. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin iki ülkeden istediklerin koparmak için birkaç aylık vaktinin olduğunu gösteriyor.

Bundan sonraki süreç ise asıl olarak Rusya ile yakın temas içinde olan Avrupa ve Kafkasya’daki ülkeleri domino taşları gibi devirip kontrol altına alma yönünde, hem de hızlandırılmış halde ilerleyecek.

Geçen hafta ve bu haftanın başında yapılan iki önemli zirvede ifade edilenler bunun sinyallerini veriyor.

İlk zirve geçen hafta Bükreş’te yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısı. Bu toplantıya Ukrayna’nın yanı sıra Moldova, Gürcistan ve Bosna-Hersek de davet edildi. Ukrayna’nın güney komşusu Moldova bir süredir NATO ve AB’nin radarında. Rusya yanlısı güçlerin de etkili olduğu ülke üzerinde emperyalist paylaşım bir süredir yoğun diplomasi trafiği eşliğinde devam ediyor. Gelişmelere bakıldığında, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi Moldova’yı Batı cephesinde epey yaklaştırmış. Bunun sonucu olarak ilk kez bir NATO toplantısına katıldı. Bu yıl haziran ayında AB tarafından aday üye de yapılan 2.8 milyonluk Moldova’nın ciddi bir “Transdinyester” sorunu bulunuyor. Asıl olarak Rus nüfusunun yaşadığı bu bölge, Ukrayna’daki Donbass bölgesinde olduğu gibi, merkezi hükümetten bağımsızlığını ilan etmişti. Bu yönüyle savaş öncesi Ukrayna’yı andırıyor. NATO’ya üyeliğin ciddi bir şekilde gündeme gelmesi durumunda Rusya’nın tepkisinin sert olacağı tahmin ediliyor. Doğrudan Rusya ile sınırı bulunmayan, Moldova-Ukrayna sınırında yer alan ve yaklaşık 550 bin kişinin yaşadığı bu bölgenin de bir referandumla Rusya’ya bağlanması gelecekteki olasılıklar arasında. Belirtmek gerekiyor ki “Transdinyester“ Sovyetler döneminde de özerk bir bölge idi ve hiçbir zaman doğrudan Moldova’nın kontrolünde bir bölge olmadı.

NATO toplantısına davet edilen Bosna Hersek’te de benzer bir sorun söz konusu. Ülkede yaşayan Sırp nüfus NATO üyeliğine karşı. Dolayısıyla ülke içinde Rusya yanlısı Sırp güçlerin bastırılarak NATO ve AB’ye üye yapılması önümüzdeki dönemin en önemli hedefleri arasında.

Bu tablo hafta başında Tiran’da yapılan AB Balkan Zirvesi’nde bir kez daha teyit edildi. AB üyesi olmayan Sırbistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Kosova ve Karadağ’ın davet edildiği zirveye AB ülkelerinin bütün liderleri katılarak birlik mesajı verdi.

Zirveyle ilgili olarak Die Tageszeitung’a “Sırbistan karar vermek zorunda” başlıklı bir makale yazan Erich Rathfelder zirvede hedeflenenin altını şu şekilde çiziyor: “Berlin ve Brüksel’dekiler bölge üzerinde ekonomik, askeri ve politik olarak etkili olmaya çalışanın sadece Rusya olmadığını nihayet anladılar. Çin ve Türkiye de bölgeye güçlü bir şekilde müdahil oluyor.” (07.12.2022)

Bu ülkelerin Avrupa’yı istikrarsızlaştırmaya çalıştığını savunan Rathfelder, bu nedenle Rusya’nın “giriş kapısı” olan Sırbistan’ı uyarıyor. Zira Sırbistan komşu ülkeler Bosna Hersek’in yanı sıra Kosova ve Karadağ’da da etkili.

Tiran Zirvesinde Sırbistan’a Rusya ile ilişkilerini kesme mesajı veren AB, aday üyelik başta olmak üzere bütün ilişkilerin buna bağlı olacağını açıkça ifade etti. İlk adım olarak ülkenin “vize politikasını” AB ile uyumlu hale getirmesi istendi. Birçok ülkenin vatandaşından vize talep etmeyen Sırbistan, bu nedenle son zamanlarda sığınmacıların Avrupa’ya ulaşmak istediği ara duraklardan biri haline geldi. Orta ve Kuzey Afrika’dan vizesiz  Sırbistan’a gelen sığınmacılar buradan AB ülkelerine geçmeye çalışıyorlar. Sağcı Sırbistan Başbakanı Alexandar Vucic, tıpkı Erdoğan gibi, gelen sığınmacıları AB’ye karşı pazarlık gücü olarak kullanıyor. AB ile Sırbistan arasında en önemli sorun olarak görünen Kosova konusunda ise AB Dışişleri Yüksek Komiseri Josep Borrell ilginç bir formül önerdi: “Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını resmen tanımadan, kabul edebilir.”

Gelişmeler, Avrupa’daki emperyalist paylaşım mücadelesinin sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını bir kez daha gösteriyor. Bir dönemler her fırsatta gündeme getirilen Ukrayna’nın NATO üyeliği ise, Genel Sekreter Stoltenberg’in ifadesiyle, “Kısa sürede gündemde değil.” Ne de olsa, Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı cepheyi genişleterek, etki alanlarını sınırlandırmaya kapı aralanmış durumda. Birkaç koldan sürdürülen Avrupa’da Rusya ve Çin’in etki alanlarını daraltma hamlelerinin yeni gerilimlere yol açacağı ise açık olarak görülebiliyor. Çünkü emperyalistlerin “istikrar” adına başlattıkları girişimlerin çoğu istikrarsızlıkla sonuçlanıyor. Fillerin tepişmesinden ezilenler ise, Ukrayna’da da görüldüğü gibi, emekçiler oluyor.