Katar’ın parası, AB’nin demokrasisi ve kirli eller

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Katar’ın büyük rüşvetler vererek, tarihte bir ilk olarak kışın düzenlenmesini sağladığı dünya futbol şampiyonası pazar günü oynanacak Arjantin-Fransa finaliyle son bulacak. Şampiyonanın bitmesinden sonra gelecekte en çok hatırlanacakların başında hangi ülkenin kupayı kazandığından çok Katar’ın saçtığı rüşvetler olacak.

Geçen hafta bugün Belçika savcılığı ve polisinin Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Eva Kaili başta olmak üzere etrafındaki rüşvetçi lobi şebekesine yönelik düzenlediği operasyonlarda şu ana kadar dört kişi hapse atılırken, çantalar içinde toplam 1.5 milyon avro ele geçirildi. Parlamento binasında aramalar yapıldı. Başka milletvekillerinin de skandalla bağlantılı olduğu iddiaları ortalıkta dolaşmaya devam ediyor. Bunların bir kısmının parlamento grubundan çıkarıldığı ifade ediliyor.

Katar’da insan hakları açısından ilerlemelerin olduğunu, işçi ölümlerinin abartıldığı kadar olmadığını aldıkları para karşılığında kamuoyuna anlatarak tepkileri yumuşatmaya çalışan Kaili ve çevresindekilerin, sözde işçi haklarını savunan sosyal demokrat ve sendikacı geçmişli olmaları ayrıca önem taşıyor. Öyle ya, Hristiyan Demokrat, liberal ya da aşırı sağcı birilerindense “solcu” birilerinin “işçi ölümlerinin abartıldığı kadar olmadığını”, “insan hakları ihlallerinin azaldığını” söylemesi daha etkili ve inandırıcı olurdu. Ne var ki, Katar’daki tablonun vahameti gerçekleri para uğruna satanların figüranlığıyla oynanan senaryonun tutmasına izin vermedi.

Altyapısı yetersiz ve stadyum inşaatlarında Guardian gazetesinin yazdığına göre, 6 bin 750 kadar Asyalı göçmen işçinin hayatını kaybettiği bir ülkede, dünya kupası şampiyonasının düzenlenmesinin bir “ilerleme”yi ifade ettiğini ileri sürenlerin, bunu akıl ve vicdanla değil çantalar dolusu parayla yaptığı artık ortada. Avrupa’da bugün, asıl olarak Eva Kaili ve etrafındakilerle bağlantılı olarak dağıtılan rüşvetler konuşulurken aynı Katar’ın başta yatırım ve satın alma yollarıyla birçok ülkede etkili bir sermaye gücü olduğu gerçeği ise gözden kaçırılıyor.

Kılıfına dahi uydurulmadan alınan rüşvetin, işlenen yüz kızartıcı suç en ağır şekilde elbette cezalandırılmalı. Ama, sadece rüşvet alanların değil verenlerin de onlar kadar suçlu olduğu gerçeği ise unutulmuş durumda. Bir haftadır Alman basını başta olmak üzere Avrupa basınında yazılanlara bakılırsa tek suçlu Kaili ve çevresindekiler. Rüşveti veren Katar rejimine bir yaptırımdan ise hiç söz edilmiyor. Tam tersine Avrupa Parlamentosu’nda Katar vatandaşlarına vize kolaylığı tanınması gündeme alındı. Rüşvet skandalı ortaya çıktığı için, AP’nin itibarını korumak adına vize kolaylığı kararı ileri bir tarihe ertelenecek. Lakin, Katarlılara vize kolaylığı sağlanmaması gerektiğini savunanların sayısı çok az.

Başta, yıllardır AB ile vize pazarlığı yapan Türkiye olmak üzere birçok dünya ülkesinin vatandaşlarına binbir engel çıkarılarak verilmeyen serbest dolaşım hakkı ortadayken, Katar’a bu kolaylığın sağlanmak istenmesi de AB ve AP’de “Katar lobisi”nin epey güçlü olduğunu gösteriyor. Bunlar doğal olarak AB’de parayı verenin istediği kapıları açtığı algısını pekiştiriyor. Doğrudan rüşvet bunun bir boyutu, bir de dolaylı rüşvetler var.

Bir devlet fonu olan Qatar Investment Authority (QIA) yaklaşık 450 milyar dolarıyla dünyanın en büyük devlet yatırımcılarından biri olma özelliğine sahip. Sadece Almanya’da Katar Holding aracılığıyla Volkswagen (VW), Siemens, Deutsche Bank, gemicilik şirketi Hapag-Lloyd gibi şirketlerde söz sahibi. Daha önce VW denetleme kurulunda olan, ekonomi ve dışişleri bakanlıkları koltuğunda oturan SPD Eski Genel Başkanı Sigmar Gabriel, Katar hissesini temsilen Deutsche Bank Kontrol Komisyonuna getirilmişti. Maliyeden gelmediği için Gabriel’in bu atamasının arkasında, Katar’ın VW’nin yüzde 5 hissesini almasında oynağı rol epey yazıldı. Katar’ın VW hisselerini almasında Gabriel’in yardımcı olduğu iddia ediliyor. Aynı Gabriel, dünya kupası sırasında da Katar’a eleştirileri yumuşatan isimlerden birisi olarak dikkat çekti.

Keza iktidardaki el Zani ailesi Avrupa futbolunda da söz sahibi. Fransa’nın en önemli takımı Paris Saint-Germain (PSG) doğrudan satın alındı. Katar Havayolları aracılığıyla Bayern Münih, FC Barcelona ve AS Roma gibi büyük kulüplerin sponsoru olundu. Yine Katar yönetimi, dünya kupasının Katar’da yapılmasına kesin olarak karşı çıkan Alman Futbol Federasyonu Eski Başkanı Theo Zwanzieger’i susturmak için, daha önce onun adını taşıyan vakfın devamı olan Ahrtal’daki “Fussball hilft” adlı derneğe de bir milyon avro “bağış”ta bulundu.

Gelişmeler, Katar rejiminin kirli ve kanlı ellerini Avrupa’da parayla temize çıkarmaya çalıştığı ve pek çok kesimin de aldığı rüşvet karşılığında buna yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle sorun sadece Eva Kaili ve çevresindekilerle ibaret değil. Her alanda gerici rejimle iş birliği yapanlarla bir hesaplaşmaya girilmediği takdirde, “Avrupa demokrasisini temize çıkarma” adına yapılan açıklamaların hiçbir inandırıcılığı olmayacaktır.