Emperyalist dalaşmada yeni raunt 

SERDAR DERVENTLİ
ABD, AB ve Çin arasında rekabet giderek büyüyor. Çin’in “Kuşak ve Yol” (“Belt and Road”) girişimine AB, “Avrupa Birliği Küresel Geçit” (“EU Global Gateway”) ile yanıt vermeye çalışırken ABD, peş peşe yüzlerce milyarlık paketlerle küresel hasımlarına yanıt verdi. Her ne kadar emperyalistlerin bu hamleleri, “küresel refah projesi”, “yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji”, “yeşil transformasyon” gibi moda terimlerle süslense de gündeme gelen pazar kavgasında kaybedecek olan uluslararası işçi sınıfı ve emekçi halklardır.
ABD, AB ve Çin arasındaki emperyalist rekabet giderek büyüyor ve sertleşiyor. Dünyanın yeniden paylaşılması, ticaret ve enerji yollarına hakim olma yolunda yapılan yatırımlar, imzalanan (ve yeniden feshedilen) ikili ve çok taraflı sözleşmeler, kurulan fonlar, bankalar… Kıyasıya devam eden rekabet önümüzdeki yıl daha da sertleşecek.
Çin, “Kuşak ve Yol” (“Belt and Road”) girişiminde 2013’ten 2021ortasına kadar 795 milyar ABD doları* harcarken 115 ülke ile ikili ve çok taraflı anlaşmalar da imzaladı. Birçok AB ülkesiyle de anlaşan ve alt yapı yatırımları yapan Çin, dünyanın yeniden paylaşımı konusunda ciddi adımlar atmış görünüyor.
Handelsblatt gazetesini takip edenlerin gözünden kaçmamıştır: Gazetenin 9 ve 12 Aralık tarihli manşet haberleri bu rekabeti Almanya ve AB açısından değerlendiriyordu. “Habeck’in yanıtı” (“HabecksAntwort”) ve “Gizli proje listesi” (“Geheime Projektliste”) başlıklı haberlerde Almanya’nın girişimiyle AB olarak ABD’ye ve Çin’e verilmeye çalışılan, daha doğrusu verilmesi gereken yanıtlara dikkat çekiliyor.

“HER ŞEY GÜZEL OLACAK”
ABD’nin bir önceki başkanı Donald Trump döneminde Almanya’nın önde gelen siyasetçileri her fırsatta yakınıyor ve “Trump, ABD’nin müttefiklerinden kopmasına neden oluyor” diye başkanı eleştiriyorlardı. Başkanlık seçimlerinde Joe Biden’in başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, Trump döneminde bozulan ilişkilerin iyileşeceği, hatta tekrar gelişeceği yönünde beklentiler de yayıldı. Fakat bu beklentilerin temelsiz olduğu bugün çok daha iyi anlaşılıyor.
Son iki sene içinde “her şeyin güzel olması” bir yana ABD ve Almanya (AB) arasındaki ilişkiler giderek daha fazla gerilmekte. ABD’nin başta Almanya olmak üzere AB’yi Rusya’dan aldığı ucuz doğal gaz ve petrol hatlarından koparması, Ukrayna’yı kışkırtarak Almanya ve AB’yi de savaşın bir tarafı haline getirmesi yetmezmiş gibi şimdi de ulusal temelde hazırlanan konjonktür paketleriyle ekonomik olarak da karşısına alması, dostluğun ve müttefikliğin sınırlarını ortaya koydu.

“ENFLASYONU DÜŞÜRME YASASI”
Geride bıraktığımız ağustos ayı ortasında Biden, “Enflasyon Düşürme Yasası” (kutuya bkz.) başlıklı bir yasayı imzaladı. Adına bakıldığında ülke içinde etkisi olacak ‘masum bir yasa’ olduğu düşünülebilir. Fakat Almanya’nın (ve başta Fransa diğer AB ülkelerinin) reaksiyonlarına da bakıldığında ise yasanın, Biden hükümetinin birbirini takip eden en önemli hamlelerinden biri olduğu görülmekte.
ABD Başkanı Biden, söz konusu yasaları “Çin’in yükselişini engelleme” adına yaptığını ileri sürse de, bu yasalar en yakın müttefiklerini de derinden etkiliyor. IRA, CHIPS ve BIL isimli yasalarla ABD piyasa bariyerlerini yükselttiği gibi Alman ve diğer Avrupalı şirketleri, üretimlerini yeni ticari engeller ve teşvikler nedeniyle ABD’ye taşımaya adeta davet ediyor. Tabi ABD’deki düşük enerji fiyatlarının da bu cazibeyi artırdığını hatırlatmaya gerek bile yok.

“HABECK’İN YANITI”
“ABD’nin büyük sübvansiyon programı ticaret savaşı korkularını körüklüyor” diye başlayan haberde, Federal Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in (Yeşiller), “Avrupa sanayi politikasıyla” yanıt vermek istediğini belirtiliyor. Burada dikkat çeken tabi ki Almanya’nın AB’yi bu konuda yedeklemeye çalışması. Ayrıca hatırlatmakta fayda olan bir diğer şey ise kısa bir süre önce (7 Kasım 2022) Fransa Ekonomi Bakın Bruno Le Maire, Handelsblatt gazetesiyle yaptığı bir söyleşide, “Avrupa’nın güçlü bir tepkisine ihtiyacımız var” demişti. Avrupa’nın ABD ve Çin’in dünyadaki baskın pozisyonu karşısında “yeniden sanayileşmesi” için ciddi atılım programları gerektiğini söyleyen Le Maire, ABD’nin korumacı yasalarına AB olarak korumacı yasalarla yanıt verilmesini istiyordu.
Yaklaşık bir ay sonra gelen “Habeck’in yanıtında” ileri sürülenler asıl olarak Almanya ve Fransa’nın anlaşmaları gerektiğini gösteriyor. Habeck’in, bir dizi finansal öneriyi yaparken sürekli “ulusal kaynakların değerlendirilmesini” de önermesi Alman sermayesinin bir yanda Fransa’ya fazla alan açmamaya çalıştığını ama diğer yanda hangi yönde adım atılması gerektiği konusundaki ikircikli tutumunu da ortaya koyuyor. Diğer yanda AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Çin ve ABD’ye karşı önerdiği AB’nin “Egemenlik Fonu” (“Souveränitätsfonds”) da gündemde. Habeck’in bakanlığında hazırlanan “planın” Von der Leyen ile irtibat halinde hazırlanmadığı da görülmekte – bu da biraz önce belirtilen Alman sermayesinin ikircikli tutumuyla açıklanabilir.

“GİZLİ PROJE LİSTESİ”
Handelsblatt gazetesinde “Gizli proje listesi” başlığıyla manşet olan yazıda ise Almanya’nın “AB Küresel Geçit” (“EU Global Gateway”) projesi üzerine planları yer alıyor.
Federal Ekonomi Bakanı Habeck’in (Yeşiller) yanı sıra, Federal Ulaştırma Bakanı Volker Wissing (FDP), Kalkınma Bakanı SvenjaSchulze (SPD) ve Federal Dışişleri Bakanı Baerbock’un (Yeşiller) birlikte kaleme aldıkları ve geçtiğimiz günlerde AB Komisyonuna iletilen mektupta bakanlar, “Küresel Geçit, özellikle sistemlerin küresel rekabeti göz önüne alındığında, AB’nin stratejik ve küresel etkisini güçlendirmek için büyük önem taşıyan jeopolitik bir araçtır” deniyor.
Handelsblatt’ın “resmi olmayan yollardan ulaştığını” ima ettiği mektupta yer alan projelerin listesi gizli falan değil. AB’nin “AB Küresel Geçit” (daha geniş bilgi için bkz.**) kapsamında ayırdığı 300 milyar Euro hacmindeki paketle 2027 yılına kadar, başta “kalkınma yardımı” adı altında daha öncesinde kararlaştırılan, bir dizi proje bulunuyor.
AB Komisyonunda bulunan bazı ülkeler, “kalkınma yardımı” adı altında kararlaştırılan bu projelerin şimdi “jeopolitik araç” olarak tanımlanmasına ve uygulanmasının da bu kapsamda ele alınmasını eleştiriyorlardı.
Her ne kadar AB Komisyonu 16 Aralık günü yapılacak AB Dışişleri Bakanları zirvesinde “düğümün” çözüleceğini ve “Global Gateway”in önünün açılacağını açıklasa da düğümün asıl olarak çözülebileceği yer, ocak ayına ertelenen Almanya-Fransa hükümetleri ortak toplantısı.

HEPSİ DE İYİLİĞİMİZİ İSTİYOR!
ABD, AB-Almanya ve Çin’in başlattıkları projeleri tanıtımlarında, “küresel refah projesi”, “halkların kardeşliğini ilerleten girişim”,“dostluk köprüleri”, “yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji”, “yeşil transformasyon”, “iklimin korunması” vb. bencillikten uzak moda terimlerle süslemelerine artık alıştık.
İster ABD ister AB-Almanya ya da Çin; bu emperyalist ülkelere bakıldığında kendi halklarına verdikleri değer ortada. Çin’de ülke içinde 200 milyondan fazla göçebe işçi neredeyse hiçbir sosyal güvenlik hakkı olmadan çalıştırılıyor, fabrikalarda esir tutuluyor. Sendikal örgütlenme hakkının her gün ayaklar altına alındığı ABD’de resmi olarak “çalışabilir yaşta 30 milyon insanın sağlık sigortası yok”. Yerli nüfusun yüzde 26’sı, siyah nüfusun yüzde 22’si, Hispanik nüfusun ise yüzde 18’inin yoksulluk içinde yaşadığı ABD’de silahlanmaya ayrılan bütçe 800 milyar doları aşmış durumda! 2020 yılından bu yana ABD’de silahlı saldırıda ölenlerin sayısı trafikte ölenleri geçmiş. 2021 yılında bu rakam 21 bin dolayındaydı – yani günde ortalama 57 insan öldürüyor!
AB nüfusunun yüzde 22’si yoksulluk çekiyor. Ne kadarının sağlık sigortası veya yeterli düzeyde emeklilik sigortasının olmadığı konusunda istatistikler bile yok. Almanya gibi bir ülkede 150 bine yakın insanın sağlık sigortası olmadığı (2020 verileri) göz önüne alındığında AB genelinde milyonlarca insanın sağlık güvencesi olmadığı söylenebilir. AB’nin sınırlarında her yıl binlerce insan, başta Akdeniz’de boğularak olmak üzere, yaşamını yitiriyor.
“Küresel refahtan”, “dostluk köprülerinden” vb. söz edenlerin kendi ülkelerindeki işçi ve emekçilere verdikleri değere bakıldığında, “aman sizin iyiliğiniz de siz de olduğunuz yerde kalın” demek gerekiyor. İster ABD ister AB-Almanya ya da Çin olsun,  emperyalistlerin pazar kavgasında kaybedecek, yeniden sömürge ilişkilerine mahkûm edilecek olan uluslararası işçi sınıfı ve emekçi halklardır.

* Bkz.: www.wirtschaftsdienst.eu/
** germany.representation.ec.europa.eu/news/global-gateway-als-krisenfestere-vernetzung-der-eu-mit-der-welt-erste-bilanz-und-prioritaten-fur-2022-12-12_de

Enflasyon Düşürme Yasası ve diğer korumacı yasalar
ABD Başkanı Joe Biden 16 Ağustos 2022 tarihinde “InflationReduction Act” („Enflasyon Düşürme Yasası”) yasasını imzaladı. Yasa kapsamında toplam 725 milyar ABD doları (USD) tutarında harcama yapılması öngörülüyor. Sadece iklim değişikliği faslı 374 milyar ABD doları tutarında bir finansmanı içermekte. Enflasyon Azaltma Yasası’nın temel hedeflerinden biri, ABD’nin sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 40 oranında azaltmak. Yasa, bu amaca ulaşmak için, diğer hususların yanı sıra, çeşitli vergi indirimi (vergi muafiyeti) sağlamakta. Bu fon ile on yıl boyunca elektrikli otomobiller, plug-in hibritler ve hidrojen yakıt hücreli araçlar gibi yeni “temiz” araçlar satın alan tüketiciler için mevcut bir programı genişletmekte ve optimize ederek 7.500 ABD dolarına kadar vergi indirimi sağlamakta. Vergi indirimleri, güneş panelleri kuran veya evlerinde enerji verimliliğine yönelik başka iyileştirmeler yapan tüketiciler için de geçerli olacak.
Yasanın bir diğer önemli köşe taşı ise sağlık hizmeti maliyetlerinin azaltılması. Sağlık sektöründe, yasanın en önemli yanlarından biri, Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanı’na doktor muayenehanelerinde uygulanan veya eczanelerden satın alınan bazı pahalı ilaçların fiyatları konusunda pazarlık yapma yetkisi vermesi. İlaç fiyatlarının müzakeresi aşamalı olması da planlar arasında. Dünyanın en pahalı sağlık sistemine sahip olan ABD’de yoksullar açısından sağlık sisteminde birçok engel bulunuyor. Bu yasayla engellerin artması da muhtemel.
Daha önce yürürlüğe konulan “Tarafsız Altyapı Kanunu” (“TheBipartisan Infrastructure Law” = BIL), Yarı-iletkenler ve Bilim Yasası’nı da (“CHIPS Act”) unutmamak gerekiyor. 2021’deki “BIL”önümüzdeki beş yıl içinde 550 milyar dolarlık ek altyapı yatırımı getiriyor. Fonların yarısı ulaştırma altyapısına, yarısı da enerji altyapısına aktarılacaktır. Ağustos 2022’de kabul edilen “CHIPS Act”, 2022’den 2027’ye kadar yarı iletken geliştirme ve üretimi ile bilim ve teknolojiyi desteklemek için yaklaşık 280 milyar dolar sağlamakta. Yani toplamında 1,5 trilyon dolardan fazla.
Biden hükümetinin ABD’deki sanayiyi güçlendirmek için önümüzdeki yılda da bir dizi yeni kararlar alması bekleniyor. (YH)

Almanya CETA’yı imzaladı!

Federal Meclis, AB ile Kanada arasındaki “Transatlantik Ekonomi ve Ticaret Anlaşması” CETA’yı onayladı. SPD, CDU/CSU, FDP ve Birlik 90/Yeşiller partilerinden 559 milletvekili yasa lehinde oy kullandı. Sol Parti ve AfD yasaya karşı oy kullandılar.
CETA, 2009 yılından bu yana müzakere edilmekte olup 30 Ekim 2016 tarihinde AB ve Kanada arasında imzalanmıştı. O tarihten bu yana geçici olarak uygulanan anlaşma ancak tüm AB üye ülkelerinin anlaşmayı ulusal hukuka aktardığında tam olarak yürürlüğe girecek.  Almanya’dan sonra on bir devletin daha CETA’ya onay vermesi gerekiyor.

TEKELLER SELAMLADI
Alman sermayesi anlaşmanın onaylanmasını olumlu karşıladı. Alman Sanayicileri Birliği BDI Başkanı Siegfried Russwurm, “Sözleşmenin imzalanması AB’ye ticaret politikasında yeni bir ivme kazandırmalıdır” dedi. Russwurm Tagesschau’ya verdiği demeçte, “Almanya ve AB’nin, özellikle korumacılığın arttığı bu dönemde, açık pazarlara ihtiyacı var”dedi. Alman Otomobil Üreticileri Birliği VDA Başkanı Hildegard Müller; “Diğer ülkelerle işbirliğimizi genişletmeli ve yoğunlaştırmalıyız” dedi. Kimya sermayesinin birliği VCI tarafından yapılan açıklamada ise, “Daha fazla yatırım ve ticaret anlaşmasının yanı sıra daha fazla enerji ve hammadde ortaklığına ihtiyaç var” denilirken Mercosur ülkeleri Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’ın yanı sıra Avustralya, Güneydoğu Asya, Hindistan, Afrika ve ABD bu ortaklıklar için örnek gösterildi; “CETA serbest ticarete giden yolda sadece bir ilk adım olmalıdır” denildi. Yapılan açıklamalara göre, Kanada ve AB arasında ticareti yapılan tüm malların yüzde 98’i CETA kapsamında. AB Komisyonu CETA’nın GSYH’yi yılda 12 milyar euro arttıracağını umuyor.
Alman Sanayi ve Ticaret Odaları’na (DIHK) göre, Avrupalı şirketler gümrük vergilerinin kaldırılmasından yılda yaklaşık 590 milyon euro tutarında fayda sağlıyor. CETA’nın geçici olarak uygulanmasından bu yana Almanya’nın Kanada’ya ihracatı yüzde 25 oranında arttı. 2021 yılında Kanada’ya on milyar euro değerinde Alman malı ihraç edilirken, ithalat 6,2 milyar Euro hacminde gerçekleşti.
Alman Toptancılar Birliği (BGA) Başkanı Dirk Jandura, “Kanada’ya yapılan ihracatın son beş yılda dörtte bir oranında artmış olmasından dolayı anlaşmaya teşekkür borçluyuz” dedi ve şunları ekledi: “2020 yılında bile Korona pandemisine rağmen ticarette yüzde 15’in üzerinde bir artış yaşandı.” (YH)