Karl Marx, Das Kapital ve Der Spiegel

Foto: Der Spiegel & Karl Marx

Yücel ÖZDEMİR

Almanya’nın en ciddi haftalık haber-yorum dergisi olarak kabul edilen Der Spiegel, yeni yıla kollarına dövme yapmış Karl Marx’ın fotoğrafının altına yazılan “Sonuçta Marx haklı mıydı?” sorusuyla girdi. Soruya alt başlık olarak da “Kapitalizm neden daha fazla işlemiyor ve kendisini nasıl yenileyebilir” cümlesi yapıştırılmış. Der Spiegel arada bir böyle Marxlı kapaklar hazırlıyor. 2005’te zafer işareti yapan Marx portresi üzerine “Bir hayalet geri dönüyor” diye yazmıştı.

Gelir adaletsizliği, savaş, yoksulluk, küresel ısınma gibi alanlarda kapitalizmin bir çözümünün olmadığı her geçen gün daha belirginleştiği için, yeniden restorasyonu savunan Spiegel, yazıya 22 milyar dolar servete sahip ABD’li Yatırım Fonu Yöneticisi Ray Dalio’nun kafasındaki sorulara “Wall Street Journal değil Das Kapital okuyarak” yanıt aradığını belirterek başlamış. Dailo’nun okuduklarından çıkardığı sonuç, “Kapitalizm acil ve temelden reformdan geçirilmeli. Aksi takdirde hak ettiği gibi yok olacak” olmuş.

Bir milyarderin, kapitalizmin kendi mezarını kazdığını görmesi dikkat çekici.Aşırı sömürü, kâr, ekonomik krizler ve emperyalist paylaşım mücadelesinin dünyayı her geçen yıl biraz daha yaşanmaz hale getirdiği, mevcut gidişatın tersine çevrilmediği takdirde kapitalizme karşı büyük patlamaların olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Yazıda İngiliz ekonomi tarihçisi Adam Tooze’nin “Çoklu Kriz” (Polykrise) tanımlamasına da dikkat çekilirken, daha önce ekonomide devletin rolü olmaması gerektiğini savunan neoliberalizmin sözcüsü durumundaki “Financial Times” gibi gazetelerin artık devletin daha fazla müdahil olması gerektiğini savunduklarına da dikkat çekilerek, “Bosch’tan Goldman Sachs’a kadar tekeller toplumsal çıkarların, hissedarların çıkarlarının üzerinde olması gerektiğini tartışıyor” deniliyor.

Tekellerin, “Toplumun çıkarlarını düşünerek” aşırı kârdan vaz geçmeyi tartışmaya başlaması ise kapitalizmin doğasına aykırı. Onların şu sıralar en fazla düşündüğü ve tartıştığı ise devletin daha fazla devreye girerek “Zararların toplumsallaştırılması”. Almanya’nın en büyük doğal gaz tedarikçisi Uniper’i “devletleştirmesi” onlara ilham vermiş görünüyor. Şirketin batmaması için 8 milyar euroluk kredi yardımı ile başlayan “kurtarma süreci” en sonunda 50 milyarı euroyu aştı. Tekelin zararı da bu miktara eklendiğinde sermayeyi kurtarmak için vatandaşın sırtına binen yük 90 milyara çıkacak.

Daha önce ortaya çıkan krizler sırasında da devletin devreye girerek zararları toplumsallaştırmasını en fazla neoliberaller savunulmuştu. Nitekim birçok ülkede iflasla karşı karşıya kalan birçok özel şirket, halkın vergilerini toplayan “devlet şirketi” tarafından kurtarılmış, sonra da sahiplerine geri iade edilmişti. Almanya’da Lufthansa’ya yapılan 9 milyar euroluk yardım bunun en somut örneği.

ANTİKAPİTALİZM GELİŞİYOR

Der Spiegel’in yazısında dikkat çeken en ilginç nokta ise dünyanın birçok ülkesinde kapitalizme karşı çıkanların sayısının arttığı değerlendirmesi. Özellikle gençlik arasında, belki de Karl Marx’dan haberdar olmadan, yüksek kiralar, hayat pahalılığı, tekellerin çevreye ve doğaya verdiği zarardan ötürü kapitalizme tepki ve öfke büyüyor.

Japonya’da geniş kesimlerin ilgisini çeken genç Filozof Kohei Saito, Karl Marx’ın 150 yıl önce gezegenimiz için büyük tehlikeleri tespit ettiğini söyleyerek, şimdi bunları hayata geçirmenin zamanının geldiğinin altını çizerken, “Ekonomide büyümeye son” çağrısı yapıyor.

ABD’de 18-29 yaşları arasındaki gençlerin yüzde 49’u sosyalizme sempati duyduğunu ifade ediyor. Almanya’da halkın yüzde 50’si kapitalizmin iklim krizine neden olduğuna inanıyor. İngiliz Economist dergisine göre “Sosyalizm geri gelecek, çünkü batı toplumlarında iyiye gitmeyen bütün konular hakkında en isabetli eleştirileri sosyalizm yapıyor.”

Toplamda bakıldığında, kapitalist-emperyalist sistemin egemen olduğu günümüz dünyasında sorunlar azalmak bir yana her geçen gün biraz daha artıyor. Biriken sorunlar çıkmaz bir sokağa girdiğinde ise kapitalistler, Der Spiegel’in yaptığı gibi Karl Marx ve onun başyapıtı Das Kapital’i yardıma çağırıyorlar. Dünyanın milyarlarca işçi ve emekçi için yaşanmaz hale getirilmesinde asıl olarak aşırı kâr, artı değer sömürüsü, serbest piyasa ekonomisi ve daha fazla pazar alanı peşinde olan kapitalist tekeller ve onların çıkarlarını savunan hükümetler olduğu genellikle gözden kaçırılıyor.

Bugün, “Çoklu Kriz”i aşmak için Marx’ı yardıma çağıranlar, daha bundan beş yıl önce, 200. doğum yılında, Marx’ın fikirlerinin “Diktatör rejimler yarattığını” ifade ederek karalama kampanyası yürütmüşlerdi. Genel olarak dünyanın, özel olarak gelişmiş kapitalist ülkelerin içine düştüğü “derin sınıfsal çelişkilerin” kaynağında kendini bilmez gözü dönmüş tekeller ve şirketler değil, kapitalist sistemin kendisi bulunuyor. Çünkü sistemin kendisi sürekli çelişkileri barındırıyor.

Görece daha “sosyal” görünen Almanya’da bile, Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün verilerine göre, sermaye birikimi bakımından toplumun yüzde 10’unu oluşturan azınlık, servetin üçte ikisini kontrol ediyor. Geriye kalan yüzde 90 ise servetin üçte biriyle yetinmek zorunda. 1995-2019 yılları arasında en alttaki yüzde 10’luk kesimin alım gücü yüzde 5 artarken, üsteki yüzde 10’luk kesimin yüzde 40 artmış. Aynı verilere göre en alttakilerin yarısının serveti sadece yüzde 1.3. Bu tablo sınıflar arası çelişkilerin dizginsiz neoliberal politikaların da etkisiyle hızla derinleştiğini gösteriyor. Çelişkiler gelişmekte olan ülkelerde ise çok daha felaket boyutta.

Der Spiegel ya da görüşüne başvurulan akademisyenler, Marx’ın üzerinde dönüp dolaştığı özel mülkiyet, artı değer, işçi sınıfı iktidarı gibi gerçeklerle yüzleşmedikleri için, yaptıkları her öneri bütün kötülüklerin anası kapitalizmin restorasyonundan öteye geçmiyor.

Karl Marx, Das Kapital’in 1. cildinde şunları yazıyor: “İş gününün, emekçinin kendi emek gücünün değerine eşit bir değeri ürettiği noktanın ötesine uzatılması ve bu artı emeğe sermaye tarafından el konulması, işte bu, mutlak artı değer üretimidir. Kapitalist sistemin temel dayanağı ve nispi artı değer üretiminin çıkış noktasını bu oluşturur.” (Sayfa 521)

Sermaye sınıfının zenginleşmesinin asıl dayanağı olan artı değer ve ranta dokunulmadan, bu koşullar üzerinden varlığını sürekli yeniden üreten kapitalizmi eleştirmek, sonra da değişmesini beklemek boş bir hayaldir.

Miadı dolmuş, feodalizme karşı ilerici özelliğini çoktan yitirmiş kapitalizmin, değişik versiyonlarla ömrünü uzatmak, “Çoklu Kriz” evresinde insanlığa yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Ömrünü uzatmak değil, mezarını kazmak en kestirme yol.

Yerine kurulacak sosyalizmde yeryüzünde yaşayanların yüzde 90’i için hayat her bakımdan bugünkünden çok daha güzel olacak.