Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD-AB geriliminden Çin’in mesajlarına, Suriye Kürtlerinin temaslarından silah tekellerinin rolüne kadar birçok başlık öne çıktı.
Yücel Özdemir
Almanya’da 13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı, pek çok açıdan önemli tartışmalara ve gelişmelere sahne oldu. Konferanstan geriye kalanları 8 madde halinde sıralamak mümkün.
1- Transatlantik ilişkiler
Avrupa ile ABD arasında Grönland üzerinden yeniden yükselen gerilimin konferansa yansıyacağı belliydi. 13 Şubat günü konferansın açılış konuşmasını yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa’ya birlik olma çağrısında bulunurken, ABD’nin dünya liderliğinin tartışmalı olduğunu ve artık eski gücünün bulunmadığını açık olarak ifade etti. Bu nedenle Avrupa olmadan ABD’nin hareket alanının dar olacağını dile getirdi.
Aynı günün akşam saatlerinde konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da aynı yönde bir konuşma yaparak, Avrupa’nın dünya çapında yeniden güç olması gerektiğini söyledi. 14 Şubat Cumartesi günü konuşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, Merz ve Macron’a doğrudan yanıt vererek ilişkileri germe yerine, biraz da şaşırtıcı bir şekilde, Avrupa’ya değer veren bir konuşma yaptı. Geçen yıl konferansa katılan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Avrupa’yı adeta aşağılamıştı. Rubio’nun Avrupa’yı önemseyen bir tutum alması, Avrupa’yı ABD’nin planlarına dahil etme çabası olarak değerlendirildi. Konuşma her ne kadar Avrupalıların içini ısıtsa da çok da güven vermedi. Bu nedenle konferans Avrupa açısından ABD’ye eleştiriler konusunda atak bir şekilde geçerken, ABD daha çok savunmada kaldı.
2- ABD’li muhaliflere sahne
ABD, daha önce yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisinde Avrupa’da aşırı sağ partileri destekleyeceğini ilan etmişti. Avrupa ise bu konferansta, Trump’a karşı Demokrat Partiye destek verdiğini açıkça gösterdi. 2028’de ABD başkanlığına aday olması beklenen Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ve ABD solunun “süper starı” Alexandria Ocasio-Cortez, konferansta öne çıkan isimler oldu.
3- Çin’den Avrupa’ya mesaj
Cumartesi günü konferansta söz alan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin konuşmasının merkezinde mevcut uluslararası düzenin korunması vardı. İsim vermeden ABD’nin bunu yok etmeye çalıştığını ifade ederek eleştiren Wang, Avrupa’ya ise birlikte çalışma teklifinde bulundu. Wang, Çin ve AB’nin rakip değil, ortak olduğunu söyledi. Bu teklifi kabul edip etmeme Avrupa’nın elinde.
4- İran muhalefeti sahnede
Konferansa İran yönetimi davet edilmezken, devrik şahın oğlu Rıza Pehlevi “yıldızlar”dan biri olarak öne çıkarıldı. 14 Şubat’ta Münih’te, İranlı muhaliflerin düzenlediği gösteriye 250 bin kişinin katıldığının açıklanması, rejim değişikliği isteyenleri cesaretlendirdi. Denilebilir ki; Münih Güvenlik Konferansı, İranlı muhalifler için adeta bir “test alanı”ydı ve bu testi şimdilik başarmış görünüyorlar. Trump’ın rejim değişikliği çağrısında bulunmasında bunun da bir rolünün olduğu söylenebilir.
5- Suriye Kürtleri dünya sahnesinde
Bu konferansta akılda kalacakların başında Rojava’dan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi ve Rojava Dışilişkiler Komitesi Eş Sözcüsü İlham Ahmed’in konferansa davet edilmesi oldu. Son ana kadar gizli tutulan bu davette Fransa’nın etkili olduğu tahmin ediliyor. Konferans kapsamında birçok ülkenin temsilcisiyle bir araya gelen Abdi ve Ahmed’in, ABD ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarıyla, Suriye’de iktidarda bulunan HTŞ’nin Dışişleri Bakanı Şeybani ile katılmaları da dikkat çekti. Konferans, Rojava Kürtleri ile HTŞ yönetimi arasında entegrasyon sürecinin devam ettiği ve bunun uyumlu şekilde ilerlediği şeklinde dışarıya yansıdı. 60 hükümet ve devlet başkanının, 120 ülkeden temsilcinin katıldığı konferans bu nedenle Suriye Kürtleri açısından önemli bir dönemeç olarak görünüyor.
6- Türkiye arka planda kaldı
Türkiye delegasyonu ise konferansta arka planda kaldı. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, TBMM Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konferansa katılanlar arasındaydı. Deutsche Welle Türkçe’nin yazdığına göre Şimşek, konuşmacı olduğu bir toplantıya katılıp konuşma yapmadı.
7- Silah tekelleri ve savaş lobisi boş durmadı
1963’ten bu yana yapılan Münih Güvenlik Konferansının en önemli özelliklerinden birisi silah tekellerinin yöneticileriyle silahları satın alan ülkeleri bir araya getirmek. Bu nedenle konferansın en önemli sponsorları silah tekelleri. Konferansın internet sitesinde yer alan bilgilere göre bu yıl KNDS, Hensold, Diehl, Rheinmetall ve MBDA sponsor oldu. Silah tekellerinin yöneticileri konferans arifesinde ve sırasında önemli görüşmeler yaptılar. Konferans günlerinde Münih sokaklarında silah tekellerinin tank, roket reklamlar adeta sıradan bir durum olarak görüldü. Bütün bunlar, artan gerilim ve çatışma riskine bağlı olarak konferansın asıl kazananlarının arka planda kalan silah tekelleri olduğunu bir kez daha gösterdi.
8- Savaş karşıtları sessiz kalmadı
Her yıl savaşa ve silahlanmaya karşı Münih’te sokağa çıkan güçler bir kez daha savaş planlarına sessiz kalmadı. Gün boyunca, yoğun güvenlik önlemlerine rağmen, değişik alanlarda eylemler yapıldı. Savaş karşıtları tarafından gerçekleştirilen eyleme 4 binden fazla insan katıldı. Özellikle ABD ve AB’nin savaş planları ve silahlanması eleştirildi. Ayrıca, Almanya’da kararlaştırılan zorunlu askerliğe karşı mesajlar verildi.
5 Mart’ta ülke genelinde gençliğin başını çekeceği eylemlere katılma çağrısı yapıldı. Eylem bir kez daha Münih’te sadece savaş ve silahlanma borazanlarının değil, onlara karşı çıkan binlerce insanın da olduğunu göstermesi bakımından önemli.

