Written by 13:07 uncategorized

AB ve IMF politikalarının adı işsizlik ve açlık

2010 yılından bu yana Yunanlı işçi ve emekçilerin gerçekleştirdiği birer günlük genel grevlerin sayısı toplam 26’yı buldu. Grev ve direnişin olmadığı hiçbir sektör kalmadı. Krizden çıkma adı altında AB ve İMF’nin sadece aylıkların düşürülmesi ve gelir vergileri adı altında emekçi halka dayattığı sömürü paketleri ise 65 milyar Euro dolaylarında. Ekonomik istatistik ve veriler, işsizliğin önümüzdeki süreçte  yüzde 30 olacağını gösteriyor. Hergün ortalama olarak bin kişi işini kaybediyor. Son bir yılda kapısına kilit vurulan işyeri sayısı ise 60 bin. İş yasaları da hiç abartısız geçtiğimiz yüzyılın başlarına geri dönüş anlamına gelecek biçimde tümden değiştiriliyor.

Önümüzdeki günlerde verilmesi planlanan 31 milyar Euroluk borç diliminin serbest bırakılması için dayatılan paket ise yıkımın tamamlanmakta olduğunu gösteriyor. Toplusözleşmeler kaldırılıyor, işten atmalar yasallaşıyor, tazminat kaldırılıyor, aylıklar ortalama ve on yıllarca değişmeyecek biçimde brüt 586 Euro’ya çekilirken yaklaşık 20 yıl boyunca ücretlerin bir Euro bile artırılmaması için yasal düzenlemeler yapılıyor. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ise zaten ilk hedefler arasında bulunuyordu ve bütünüyle halk karşıtı ve sömürüp, soyan kurumlar durumuna getirildiler.

Halkın dayanma gücünün aşıldığı ve kriz politikalarının uygulanma olanaklarının iyice zayıfladığı hemen her kesim tarafından yüksek sesle dile getirilince hükümet  birden AB ve İMF ye “kafa tutar” açıklamalara ağırlık verdi. Hükümet “artık sorunun ekonomik olmaktan çıktığını ve politik bir konuma geldiğini” açıkladı. İşçi ve emekçilerin tepkisi sokaklara taştıkça bu yöndeki propaganda ve demagojilere ağırlık verildi. Hükümet, sanki her şey alt-üst olmamış, sanki kurtarılacak çok şey kalmış, 40-50 yıl sürecek ağır sömürü politikalarının altına imza atılmamış ve uygulanmasına geçilmemiş gibi bir tutumla troyka ile pazarlık yapıldığı görüntüsünü oluşturmaya çalıştı, çalışıyor.

Oluşturulmaya çalışılan bu- toz duman içinde Brükselde yapılan başkanlar zirvesine katılan Başbakan Antonis Samaras, Merkel’in yaptığı “iyi yoldasınız, ilerlemeler var” ve Hollande’in söylediği “Yunanistan’ın Euro bölgesinde kalması için her türlü önlemin alınacağı” biçimindeki açıklamaları dışında başka bir şey duymadı. Yunan hükümeti tarafından son günlerde daha sık üzerinde durulan borç ertelemesi ve borçların bir bölümünün daha silinmesi gündeme bile gelmedi.

Tersine zirvede AB’yi yeniden yapılandırma ve Alman- Fransız eksenini güçlendirme yönünde kararlar alındı. Öncelikle bankaların ve ülke ekonomilerinin AB tarafından kurulacak merkezlerce direk idare edilmesi ve kontrol altına alınması gündeme damgasını vurdu. 2012 de hazırlanacak ve 2013 te uygulanmasına geçilecek bankaları kontrol etme sistemi 2014 yılında toplam 6000 Avrupa bankasını kontrol altına alacak. Ayrıca zirvede, AB tüzüğünün değiştirilmesi, önümüzdeki süreçte üye ülkelerin bütçe planlarının gerektiğinde veto edilebilmesi yönünde adımların atılacağını ortaya koyan işaretler bile verildi.

Ayrıca 31 milyarlık borç diliminin tümünün serbest bırakılmayacağı ve paketlerin uygulanmasını öngören şartlara bağlanacağı söyleniyor.

Yunanistan başbakanı döndüğünde “AB ülkelerinin desteğini” aldıklarını “iyi yolda olduklarının” Almanya ve Fransa tarafından bile dile getirildiğini söyleyecek halkı ve emekçileri aldatmaya ve beklentiler içine sokmaya çalışacaktır.

Kriz kapitalizmin krizidir ve yükü halkların sırtına yıkılmaya çalışılmaktadır. Sonucu tayin edecek olan da, Merkel’in ya da Hollande’nin söyledikleri ve diplomatik görüşmeler değil işçi ve emekçilerin mücadelesidir. Çünkü asıl çatışma ezilenlerle ezenler arasındaki çatışmadır. Ezenlerin kendi arasındaki çatışmanın nedeni ise sömürüden kimin daha fazla pay alacağıyla ilgilidir.

 

Seyit Aldoğan

Close