Written by 21:00 ÇALIŞMA YAŞAMI

Adil bir sosyal devlet?

Aralarında sendikaların ve değişik sosyal kurumların bulunduğu 14 sivil toplum örgütü, “sosyal devlet ittifakı” kurdu. “Sosyal devlete karşı aylardır devam eden saldırılara ve bilgi kirliliğine dur” demek için yola çıkan örgüt ve kurumlar, demokrasinin korunması için sosyal devletin korunması gerektiğini belirtiyorlar. Zenginlerin vergi yükünün artmasını talep eden ittifak güçleri, vatandaşların daha yüksek emeklilik maaşı için daha fazla sosyal kesinti ödemeye hazır olduklarını söylediler. “20 milyonun sesiyiz” sloganı altında yola çıkan ittifakın en zayıf noktası talepleri somutlaştırmamış olması. Üç sayfalık metin temennilerle dolu.

UMUT YAŞAR

“Sosyal devletin” adı üstünde “sosyal” veya bir başka deyişle “adil” olmasını beklemek kadar doğal bir şey olmamalı. Ne var ki devletin ne sosyal ne de adil olmadığını her gün milyonlarca insan bizzat yaşıyor.

Çalışmasına rağmen yoksul olan ve geçinmekte zorlananların sosyal daireye başvurduklarında “form hatası” yüzünden geri çevrilmeleri, emeklilik maaşı yetmediği için ek yardım alanların şişe toplayıp sattığı gerekçesiyle yardımının “orantılı” kesilmesi, küçük çocuğuna kreş yeri bulamadığı için çalışamayanlara “asalak” muamelesi yapılması gibi birçok örnek sayılabilir.

Bir de ortalıkta görülmelerine bile tahammül edilmeyen evsizler var… Yılın ilk dört haftasında sadece Hamburg’da 15 evsiz donarak öldü! Birçok şeyin ayrıntılı istatistiğini tutan “sosyal devlet” bu konuda bilgisiz!

Diakonie, 2025’in sonunda bir milyondan fazla insanın evsiz olduğunu, bunlardan 540 binine geçici barınma olanağı sunulduğunu, geri kalanın ise geçici olarak tanıdıklarında yaşadıklarını belirten bir rapor yayınladı. Bu evsizlerin arasında 150 bine yakını 18 yaşın altında, 60 bine yakını ise kelimenin tam anlamıyla sokakta yaşıyor.

Almanya genelinde 1,5 milyon insan her gün gıda yardımı için “Tafel” (“Sofra”) isimli kurumlarda sıraya giriyor. Bunların yüzde 20’si 63 ve üstü yaş grubundayken yüzde 30’u çocuk! Tafel merkezinin verdiği bilgiye göre gıda yardımı dağıtımının yapıldığı 970 yerin üçte birinde gelenler, dağıtılacak gıda maddesi kalmadığı için geri çevrilmek zorunda kalıyor!

Bu durum yeni değil, yeni olan tek şey yukarıdaki rakamların her yıl artıyor olması. “Sosyal devlet” gerçekte on yıllardır “sefalet devleti” konumuna gelmiş bulunuyor.

“MİLYONLARIN SESİYİZ…”

10 Mart günü Berlin’de Ver.di Başkanı Frank Werneke, Eva Maria Welskopf-Deffaa (Caritas Başkanı), Verena Bentele (VdK Başkanı) ve Verena Graichen (BUND Direktörü) “adil bir sosyal devlet için kurulan güçlü ittifakı” kamuoyuna tanıttılar.

Bentele’nin, “14 sivil toplum kuruluşu (kutuya bkz.) toplamda 20 milyondan fazla üyesiyle güçlü ve geleceğe dayanıklı bir sosyal devlet için bir ittifak kurdu” sözleriyle açtığı basın toplantısında halkın çoğunluğunun sosyal devletin korunmasından yana olduğu söylendi. YouGov araştırma şirketine yaptırılan bir anketin sonuçlarına göre ankete katılanların yüzde 79’u, güçlü bir sosyal devletin toplumsal dayanışmayı güçlendirdiğini söylüyor. Katılımcıların yüzde 73’ü, çok yüksek servete sahip kişilerin sosyal devletin finansmanına şu ankinden daha fazla katkıda bulunması gerektiğini ifade ediyor. Bakım konusundaki görüşler konusunda neredeyse oy birliği var: Yüzde 95, kimseyi mali olarak zorlamayacak bir insan onuruna yakışır yatılı ve ayakta bakım hizmetlerinin gerekli olduğunu düşünüyor.

Daha sonra sözü alan Ver.di Başkanı Werneke, “Aylardır sosyal devlete karşı işveren birlikleri, neoliberal bilim insanları ve politik müttefiklerinin bir yaylım ateşini yaşıyoruz. Hastalık döneminde ücretin ödenmesi, işten atmalardaki şimdiki düzenleme, emeklilik maaşı düzeyi, kısmi çalışma hakkı vb. hedefte. Kısacası sosyal devletin birçok kazanımı masaya yatırıldı” dedi.

Kamuoyuna tanıtılan sosyal devlet ittifakının Almanya’nın en önemli sivil toplum örgütlerinin ittifakı olduğu söyleyen Werneke, “Sosyal devlete yönelik saldırılara karşı çıkıyoruz ve bundan sonrasına izin vermeyeceğiz diyoruz” dedi. “Sendikalar olarak çok samimi bir şekilde bu birliğin içinde yer alıyoruz ve sosyal devletin korunması için mücadele etmek istiyoruz” diye konuşmasını sürdüren Werneke, “Hükümet, bir emeklilik reform komisyonu oluşturdu ama içine sosyal partnerleri almadığı gibi sosyal birlikleri de almadı. Bu nedenle sendika olarak biz de bir komisyon oluşturduk. Her iki komisyon çalışma sonuçlarını haziran ayında yayınlayacak. Biz emeklilik konusunda görüşlerimizi ortaya koyacağız. Emeklilik sigortası ayak bağı değildir. Sözü edilen ankete katılan gençlerin (18-29 yaş arası) yüzde 60’ından fazlası ‘emeklilik maaşının yükselmesi için emeklilik sigortasına daha yüksek aidat ödemeye razı mısın’ sorusuna evet diye yanıt verdiler. Aynı soru çalışanlara sorulduğunda daha net tutum ortaya çıkıyor. Bütün çalışanların üçte ikisi, genç işçilerin ise yüzde 70’inden fazlası daha yüksek aidat ödemeye hazır olduklarını söylediler” dedi.

Basın toplantısına katılan sosyal devlet ittifakının diğer bileşenleri tarafından yapılan açıklamalarda, sosyal devletin sürekli olarak karşılanamaz ya da yalnızca bir maliyet unsuru olarak gösterildiği siyasi tartışmalardaki artan dengesizlik eleştirildi. Sosyal devletin finanse edilebilir olduğunu belirten bileşenler, “sosyal devlet aynı zamanda toplumsal barış, ekonomik katılım ve demokratik istikrar için de esastır” görüşünü savundular.

“REFAHIN MOTORU…”

IG Metall Yönetim Kurulu Üyesi Hans-Jürgen Urban yaptığı yazılı açıklamada, “Belirsiz dönemlerde sosyal devleti küçültmeye yönelenler korkuları körükler ve ekonomik kalkınmayı tehlikeye atar. Sosyal devlet bir maliyet unsuru değil, refahın motorudur. Güçlü ve dayanışmayla finanse edilen bir sosyal devlet, ekonomik dönüşümde gerekli güvenliği sağlar ve üretkenlik ile yenilik için bir temel oluşturur. Ekonomik dönüşüm ancak güçlü ve geleceğe dayanıklı bir sosyal devletle başarılı olabilir” dedi.
“Sosyal devletin reformuna evet diyoruz” diye açıklamasını sürdüren Urban, “ancak yeniden yapılandırma küçültme değil, genişletme anlamına gelmelidir. İyi ve sağlıklı çalışma koşulları, güvenilir bir bakım hizmeti, güçlendirilmiş bir yasal emeklilik sistemi, iyi ve verimli bir sağlık hizmeti ve onurlu bir bakım. Bunlar, geleceğe uygun bir sosyal devletin temel unsurlarıdır ve bunlar finanse edilebilir. Çok yüksek gelirliler, servet sahipleri ve mirasçılar artık dayanışma topluluğundan kaçmamalıdır” dedi.
DGB Yönetim Kurulu Üyesi Anja Piel ise yaptığı açıklamada, “Sosyal devlet, bugüne kadar ortaya çıkan en iyi fikirdir. Her türlü yaşam koşulunda güvenlik ve haysiyet vaat eden demokratik bir teminattır. Geniş destek, insanların kendilerini koruyan ve herkesin yanında olan güçlü bir sosyal devlet istediğini gösteriyor” dedi.

GÜVEN TAZELEME GİRİŞİMİ Mİ?

Yapılan basın toplantısında olduğu gibi ittifak bileşenlerinin internet sayfalarında yayınlanan açıklamada, “Bu İttifak Neden Şimdi?” (“Warum dieses Bündnis jetzt?”) başlıklı soruya şu yanıt veriliyor: “İttifak, endişe verici bir gelişmeyi gözlemliyor: Giderek daha fazla insan kamu kurumlarına, demokratik partilere ve sosyal devlete olan güvenini kaybediyor. Bu durum, sosyal devleti yalnızca bir yük olarak gösteren sesler tarafından daha da güçlendiriliyor. Oysa sosyal devletin, toplumsal güvenlik, ekonomik katılım ve sosyal dayanışma üzerindeki rolü vurgulanmalıdır. İttifakın kuruluşundaki amaç, siyasete yönelik baskıyı artırmaktır. Bu ittifakı imzalayan sivil toplum örgütleri, toplamda 20 milyondan fazla üyeyi, çalışanı, gönüllüyü ve danışanı temsil etmektedir. Her gün dayanışmanın nasıl oluştuğunu ve adil ve güçlü bir sosyal devlette ne kadar büyük potansiyel olduğunu deneyimliyorlar. Bu kurumlar, sosyal devleti güçlendiren ve Almanya’daki tüm insanların yararına olan bir politika için mücadele etmeye değer olduğuna inanıyorlar” denildi.

Sosyal devlete olan güven son 25 yıldır sürekli geriliyor. Özellikle “Ajanda 2010”un yürürlüğe girmesiyle birlikte milyonlarca işçi ve emekçinin çalışma ve yaşam koşulları giderek kötüleşti. İşsizlik parasının ödeme süresinin düşürülmesi, işsizlik yardımının* kaldırılması, işsizlerin her türlü işi kabul etmeye zorlanması bu güveni yerle bir etmişti.

İlerleyen yıllarda bu güveni artıracak bir gelişme olmadığı gibi güveni sarsan, parlamentodaki partilerden kopuşları hızlandıran gelişmeler yaşandı. Emeklilik ve sağlık sigortalarıyla ilgili bitmek bilmeyen “reform” (gasp demek gerekiyor) tartışmaları, geniş emekçi kitleleri arasındaki güvenin sürekli erimesine neden oluyor.

En son olarak “Bürgergeld” ile ilgili tartışmalar, bu yasanın değiştirilmesi ve işsizler üzerinde daha fazla yaptırımı içeren, işçilerin yaşlılık dönemi için bir kenara koydukları birikimlerinin gasp edilmesine neden olacak, 1 Temmuz 2026’dan itibaren “Grundsicherung” uygulamasına geçilmesi de güvenin artmasına yol açmadı elbette.

BOŞ LAF DEĞİL İCRAAT GEREKİYOR!

“Sosyal Devlet İttifakı” bileşenleri, özellikle de IG Metall, Ver.di ve DGB, sosyal saldırıları sürekli eleştiriyorlar. Fakat icraat konusunda ise geri duruyorlar. “Ajanda 2010” ve buna bağlı Hartz yasaları gündeme geldiğinde SPD/Yeşiller hükümetine destek oldukları henüz unutulmadı.

Emeklilik maaşının düşürülmesine, emeklilik yaşının yükseltilmesine, sağlık sigortası hizmetlerinin sürekli azaltılmasına karşı sadece “lafla” karşı çıktılar, çıkıyorlar. Geçen senenin ekim ayında IG Metall Genel Başkanı Christiane Benner ve Ver.di Genel Başkanı Frank Werneke, SZ gazetesiyle yaptıkları ortak söyleşide adeta “mangalda kül bırakmamışlardı”. “Gerekirse sokağa çıkarız” diyen Benner ve Werneke, böyle bir adım atmadılar.

Sosyal yardım alma koşullarının kötüleştirilmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve maaşların düşürülmesi gibi planların hazırlanması, hastalık parasını sınırlandırma planları, işten atmayı kolaylaştırma ve günlük sekiz saatlik çalışma süresini 13 saate kadar uzatma girişimi vb. bütün bunlar sokağa çıkmayı gerekli kılmıyor mu?!

İttifakın yayınladığı metinde** “hedef” olarak ileri sürdüğü beş maddeye “prensip olarak” kimsenin karşı çıkmayacağı ortada. Ama bu hedeflere nasıl ve hangi talepleri ileri sürerek ulaşılacağı konusu muğlak bırakılmış. Böyle bir tutumla geniş kitlelerin güvenini kazanma, onları mücadeleye çekme diye bir şey olamayacağı gibi sadece “sosyal devlete” olan güven sarsılmayacak, özellikle sendikalara yönelik güven sarsılacaktır!

Sosyal saldırılara, çalışma yasalarının değiştirilmesine karşı mücadeleyi örgütlemek için bulunduğumuz bütün sendikal platformlarda somut taleplerin ileri sürülmesi için tartışmaları örgütlemeli ve aktif katılmalıyız. Bulunduğumuz şehirlerde yerel sosyal inisiyatiflerin kurulması için önayak olmalıyız. Ancak bu şekilde geniş emekçi kitlelerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirileceği gibi aşırı sağ, faşist partilere yönelimin önüne geçilebilinir.

* 1956 – 2004 yılları arasında yürürlükte olan yasaya göre işsizlik parası hakkı dolan işsizlere, “işsizlik yardımı” (“Arbeitslosenhilfe”) ödeniyordu. Bekarlar son aldıkları ücretin yüzde 53’ü, çocukları olanlar ise yüzde 57’si düzeyinde ödenek alıyorlardı. İşsizlik yardımı alma süresi sınırsızdı.

** https://www.dgb.de/presse/pressemitteilungen/pressemitteilung/20millionen-stimmen-fordern-einen-gerechten-sozialstaat/


Sosyal Devlet İttifakı’nın beş temel hedefi

  • Güçlü, dayanışmayla finanse edilen sosyal güvenlik sistemleri:

İyi bir sosyal devlet, emeklilik, sağlık sistemi ve bakım hizmetlerinin dayanışma içinde ve güvenilir bir şekilde finanse edilmesini gerektirir. Yüksek servet sahipleri daha fazla katkıda bulunmalı, düşük ve orta gelirliler ise rahatlatılmalıdır.

  • Federal, eyalet ve yerel düzeyde işlevsel bir sosyal devlet:

Eğitimden sağlığa, konuta kadar güçlü bir kamu hizmeti, devlete ve topluma olan güveni artırır.

  • İyi çalışma koşulları ve sosyal güvence:

Toplu iş sözleşmelerini güçlendirmek, adil asgari ücretleri güvence altına almak ve çalışma koşullarını iyileştirmek; çalışanları değişim ve geçiş süreçlerinde destekleyen bir işgücü piyasası politikası.

  • Yoksullukla etkili mücadele ve katılımın teşviki:

Sosyal eşitsizliği azaltmak, kapsayıcılığı teşvik etmek ve herkes için eğitime erişimi sağlamak.

  • İklim korumasını sosyal güvenlikle birleştirmek:

Ekolojik dönüşüm, sosyal açıdan adil bir şekilde tasarlanmalı – yüklerin adil bir şekilde paylaşılması ve çalışanlar ile bölgeler için güvenli geçiş süreçleri sağlanmalıdır.


 İttifak üyeleri

Arbeiter-Samariter-Bund Deutschland e. V.
Arbeiterwohlfahrt (AWO)
Bund für Umwelt und Naturschutz Deutschland (BUND)
Deutscher Caritasverband
Deutscher Gewerkschaftsbund (DGB)
Deutscher Mieterbund (DMB)
Der Paritätische Gesamtverband
Diakonie Deutschland
IG Metall (IGM)
Sozialverband Deutschland SoVD
Sozialverband Deutschland VdK
Vereinte Dienstleistungsgewerkschaft (Ver.di)
Volkssolidarität (VS)
Zentralwohlfahrtsstelle der Juden in Deutschland (ZWST)

Close