Almanya ve Avusturya’da yayınlanan haftalık dergilerin kapakları Avrupa’da Trump’a karşı bir havanın oluştuğunu gösteriyor. “Trump emperyalizmi”den söz eden dergiler, Avrupa’ya ABD karşısında askeri gücünü artırma çağrısında bulunuyor.
Yücel Özdemir
Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores’in ABD tarafın kaçırılması, ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’dan başlayarak Kanada, Meksika ve Kolombiya’yı doğrudan tehdit etmesi, Avrupa’da ABD korkusuna yol açtı. Özellikle, AB ve NATO üyesi Danimarka Krallığına bağlı Grönland adasını satın alma ya da işgal etme yoluyla ele geçirilmesinde dair yapılan açıklamalar Avrupa’da tam anlamıyla Trump tedirginliğine neden oldu. Kısa bir süre öncesine kadar “stratejik müttefik” olarak adlandırılan ABD ve lideri Trump’tan şimdi “düşman” ve “rakip” olarak söz ediliyor. En önemlisi de, Trump’ın son hamleleriyle birlikte dünyanın artık “güçlü olanın kurallarının geçerli olduğu” bir sürece girdiği, bu nedenle Avrupa’nın ABD’ye karşı kendi başının çaresinde bakması gerektiğine dair saptamalar, çağrılar ve öneriler yapılıyor.
Bu konuda Almanya ve Avusturya’da yayımlanan haftalık dergiler Der Spiegel, Wirtschaftswoche, Focus ve Profil’in kapakları ve başyazıları birçok veriyi içeriyor. ABD’nin Venezuela zaferine sevinci kısa süren Avrupa şimdi “Trump emperyalizmi”ni keşfetmiş durumda. ABD’nin Amerika kıtasında sahip olmak için ortaya attığı “Monroe doktrini”nin bugünkü halinin, Trump’ın saldırgan tutumu nedeniyle “Donroe” olarak adlandırılıyor.

Der Spiegel: Trump’ın emperyalizmi bizi nasıl tehdit ediyor
Almanya’nın en önemli haftalık dergisi olan Der Spiegel kapağa koyduğu, kucağına aldığı yerkürede elindeki ABD bayraklarını dikecek yer arayan Trump karikatürünün altına “Hepsi benim” başlığını atmış. “Venezuela’dan sonra Grönland mı? – Trump’ın emperyalizmi bizi nasıl tehdit ediyor” alt başlığıyla geniş bir şekilde son gelişmelere yer veriliyor. Çıkarılan sonuç “Eyfel Kulesi’ni savunmak” başlığıyla yayımlanan başyazıda özetleniyor: “Gücün geçerli olduğu dünyada Avrupa da gücün dilini öğrenmeli. Avrupa ancak, emperyal düşüncelerin olduğu dünyada içeride ve dışarıda kendi değerlerini ve çıkarlarını savunabilir.”
Yazıda somut olarak bunun nasıl olabileceğinin yolları da sıralanmış: “İlk olarak, AB’de ülkeler arasında çatışmalara son verecek, son sözü söyleyecek bir başkanın halk oyuyla seçilmesi ya da partiler tarafından AP seçimleri için liste başı gösterilen adayların bu görevi üstlenmeli. Böylece AB’de tek seslilik sağlanarak küresel bir güç olunabilir. İkincisi, ortak askeri güç kurmak, buna bağlı olarak Fransa’ya nükleer bir güç olması için yardım etmek. Fransa’nın bu durumda AB’nin koruyucu gücü olacağını kabul etmesi gerekiyor. Üçüncü öneri ise, yapay zeka ve dijital teknoloji alanında ABD tekelleriyle rekabet edecek bir güce ulaşmak. 450 milyon insanın yaşadığı büyük bir pazarın ABD teknoloji devletine terk edilmemesi gerekiyor.”
ABD’nin Grönland’ı ele geçirme planları, Avrupa cephesinde ciddi şekilde karşı hamlelerin neler olabileceği tartışmasını beraberinde getirmiş görünüyor. Der Spiegel’e konuşan Tarihçi Jürgen Osterhammel, Trump’ın izlediği politikayı Birinci Dünya Savaşı öncesindeki emperyalist devletlerin saldırganlığı ile paralellikler taşıdığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Tüm taraflar, bu tarihi sis anında yolunu arıyor ve görüş mesafesi kadar ileriyi görebiliyor. Bizler, Tarihçi Christopher Clark’ın 1914’teki Birinci Dünya Savaşına giden yolu tanımlamak için kullandığı ‘uyurgezerler’e benziyoruz: Sonucun ne olacağını kimse kestiremiyor. Yeni düzen henüz görünürde yok. Kaos, yıkıma götürebilir ya da üretken olabilir.”
Gerçekten de her büyük kaos, savaş ya da kriz aynı zamanda içinde yeniye dair bir “üretkenlik” barındırıyor. Avrupa devletlerinin “üretkenlikten” anladığı süreci ABD’den bağımsız ayrı bir emperyal güç olmaya vesile kılmak. Halklar ise bunu çürüyen kapitalist-emperyalist sistemin yerine eşitliğe, adalete, barışa dair bir sürece dönüştürebilir.

‘Kara ABD’ tablosu
Almanya’nın bir diğer önemli haftalık dergisi “Wirtschaftswoche” ise hazırladığı siyah kapağa Trump’ın karikatürünü koyarken “USA Today/Bugünkü ABD” başlığını koymuş. Dünyanın, güçlülerin sözünün geçtiği bir hale geldiği tezini işleyen dergi, ABD, Rusya ve Çin arasında dünyanın paylaşıldığına dikkat çekiyor. Avrupa’nın ABD’den ayrı düşme şansının olmadığını savunan dergi, Grönland konusunda ise Avrupa’nın yapabileceklerini şu şekilde ifade ediyor: “Fransa’nın inisiyatifiyle tartışılan bir seçenek: AB ortaklarının Grönland’a asker gönderilmesi. Alman hükümeti ise, NATO ittifakı çatısı altında askeri varlığı genişleterek Amerikalıları olabildiğince çatışmasız bir şekilde ortak bir çözüme dahil etme fikrini destekliyor. Verilmek istenen sinyal: Rusya’nın hakimiyetindeki Arktik’e karşı birlikte mücadele ediyoruz.”
Ancak ne böyle bir inisiyatifin hayat bulması ne de bunun ciddi şekilde ABD’yi durdurabilmesi bir seçenek olarak sunuluyor. Öneri, ifade edilmese de, Grönland’ın Avrupa ve ABD arasında paylaşılmasını ima ediyor.

Focus: Sıra kimde?
Muhafazakar-neoliberal çizgide yayın yapan Focus dergisinin kapağında da kara bir tablo ve Trump’ın kırmızı kravatı var. Üzerine de “Sıra kimde?” diye sorulurken, “Venezuela’dan sonra Grönland’dan önce: Donald J. Trump ve emperyalizmin dönüşü” yazılmış. Derginin başyazısında Genel Yayın Yönetmeni Georg Meck “Alman solunun sosyalist diktatörler sevgisi ve sonsuz sadakati” başlıklı yazısında, Venezuela’ya destek veren solu sorguluyor ve ders çıkarmasını istiyor. İç sayfalarda “Bütün bunlar Avrupa ve Almanya için ne anlama geliyor?” sorusuna ise şu cevabı veriyor: “Trump’ın Grönland hamlesi Avrupalılar için jeopolitik ‘büyük felaket’ (Super-GAU) niteliği taşıyor. Toprakların zorla ilhak edilmesi sadece NATO’yu yok etmekle, Avrupa’yı bölmekle ve Amerika’nın Avrupa’daki son güvenilirlik kırıntılarını ortadan kaldırmakla kalmayacaktır. Tüm bunlar aynı zamanda Avrupa’nın üçüncü sınıf bir jeopolitik güce gerileyişini eşi benzeri görülmemiş ve aşağılayıcı bir şekilde belgeleyecektir. Amerika’nın; her zaman sadık bir müttefiki, silah arkadaşı ve NATO’nun kurucu üyesi olan Danimarka’nın elinden toprağını öylece çekip alması kadar, Avrupa’nın küresel statüsünün düşüşünü dünyaya ilan edecek başka bir şey olamaz. Bu durum, Avrupa’nın diplomatik ağırlığı olan transatlantik bir kader ortağından, küresel arenada sağa sola savrulan bir figürana dönüşmesini tescilleyecektir.”
Buna karşı Avrupa’nın üç ‘devrimci’ şeyi yapılması gerektiği sıralanıyor: Nükleer de dahil olmak üzere aşırı derecede silahlanma, Çin ile ilişkileri koparma, yeniden rekabetçi, teknoloji lideri ve kredi güvenirliğine kazanmak için köklü ve kapsamlı ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi.
Öneri dışarıda ve içeride saldırgan bir Avrupa’nın inşasından başka bir anlam taşımıyor.

Profil: Trump, Avrupa’nın düşmanı
En sert kapağı Avusturya’da yayınlanan haftalık haber dergisi “Profil”in yaptığı söylenebilir. Trump’ın kızgın haldeki fotoğrafının üzerine “Avrupa’nın düşmanı” yazan dergi, “ABD Başkanı AB’den nefret ediyor, ortaklaşa inşa edilen dünya düzenini yıkıyor ve Grönland’ı ele geçirmek istiyor. Transatlantik düşmanlığa hoş geldiniz!” görüşünü kapak sayfalarında ayrıntılı şekilde işliyor.
NATO üyesi olmayan Avusturya’nın da bu durumdan etkileneceği ifade ediliyor. Gernot Bauer tarafından kaleme alınan başyazıda “Bir AB savunma ittifakı, bir tür AB NATO’su, şimdiye kadar tamamen soyut bir kavramdı. Ancak, Avrupa Güvenlik ve Savunma Paktı (GSVP), NATO ağırlığını Avrupa savunması lehine azaltmaya başladıkça Avusturya için şu atasözü daha da geçerli hale geliyor: Dileklerine dikkat et, gerçekleşebilirler!”
Dünyadaki gelişmeler, askeri olarak tarafsız görünen Avusturya’yı da Avrupa’nın çıkarlarını savunmak için taraf tutmaya yöneltmiş görünüyor.
Haftalık dergilerin kapakları bir taraftan Avrupa’da ABD karşıtı bir havanın oluşmaya başladığını gösterirken, diğer taraftan ise Avrupa’nın kendi başına askeri, ekonomik güce dönüşmesi gerektiğini öneriyor. Avrupa’nın bunu ne kadar yapıp yapamayacağı ise kuşkulu. Zira iç çelişkiler, farklı çıkarlar bunun kolay olmadığına işaret ediyor. Bütün mesele, Trump’ın haydutça Grönland’ı ele geçirmesi durumunda Avrupa’nın nasıl tepki vereceğinde…

