ABD ve İsrail’in başlattığı İran savaşı üçüncü haftasını geride bıraktı. Bu üç haftada İran’ın kolay lokma olmadığı anlaşıldı. Bataklığı gören Trump, Avrupa ülkelerini ve NATO’yu yardıma çağırdı. Ancak istediği desteği alamadı. Alacak gibi de görünmüyor. Hükümetlerin savaşa katılmayı kabul etmesi durumunda faturanın ağır olacağı kesin. Zira Avrupa halklarının yüzde 60’ından fazlası İran savaşına karşı. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda enerji ve gıda fiyatlarında beklenen fahiş artışları yeni toplumsal tepki ve protestoları tetikleyebilir.
YÜCEL ÖZDEMİR
28 Şubat’ta ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin İran’a başlattığı savaş üçüncü haftasını da geride bıraktı. ABD Başkanı Donald Trump’ın “3-4 haftada bitecek” diye ilan ettiği savaşın kısa sürede biteceğine dair veriler ortada yok. Tersine savaşın uzaması, bölgeye yayılması çok daha yüksek bir olasılık. ABD-İsrail ittifakının büyük beklentisi olan, dini lider Hamaney’in öldürülmesinden sonra rejim değişikliği gerçekleşmedi. Hamaney’in yerine geçen oğlu eski politikanın devamcısı olacağını ilan etti. İçerideki toplumsal muhalefet ise dış müdahale nedeniyle hem tedirgin hem de aynı cephede görünmeye niyetli değil.
İlk beklenti olan “rejim değişikliği” gerçekleşmediği için, saldırgan ABD-İsrail ittifakı şimdi başka seçenekleri devreye koymanın hesabını yapıyor. Savaşı uzatma ve bölgeye yayma en ciddi seçenek olarak görülüyor. Askeri olarak tek başına İran’ı dize getiremeyeceğini gören ABD-İsrail ittifakı, şimdi müttefik Arap ülkeleri ve NATO’yu savaşa dahil ederek hedefine varmayı hedefliyor.
İran’ın saldırıları nedeniyle Körfez ülkeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Umman ve Suudi Arabistan düşük yoğunluklu da olsa savaşın parçası ve tarafı olmuş görünüyor. Ancak buna rağmen bir cephe açmaya da niyetli değiller. Bunun bedelinin ağır olacağının farkındalar. İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatmasıyla dünya petrol fiyatlarındaki rekor artış, özellikle savaşa destek veren gelişmiş kapitalist ülkelerde bumerang etkisi yarattı. İran’ı petrol ve doğal gaz için ele geçirme planları yapanlar, Körfez ülkelerinden gelen doğal gaz ve petrolden de olmuş görünüyor.
SAVAŞIN UZAMASI DURUMUNDA OLABİLECEKLER
Şubat sonunda 73 dolara satılan petrolün varili 100 doların üzerinde seyretmeye devam ediyor. Birçok uzman, petrolün varilinin 140-150 doları bulması durumunda pek çok ülkede sosyal ayaklanmalar ve açlık isyanların yaşanması an meselesi olacağını şimdiden ifade ediyor. Dünya petrol ve doğal gazının beşte birinin nakledildiği Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi durumunda petrol ve doğal gaz fiyatlarının yanı sıra elektrik, motorin ve gübre fiyatları da hızla artmaya başladı. Bu durum bütün ülkelerde öncelikle temel gıda ürünlerine yansıyacak. Dolayısıyla hayat pahalılığı hızla artacak. Almanya’da bunun etkileri savaşın başlamasından kısa bir süre sonra görülmeye başlandı.
TRUMP NATO’YU GÖREVE ÇAĞIRDI
Dolayısıyla savaşın uzaması ve bölgesel bir çatışmaya dönüşmesi, beklenmeyen pek çok gelişmeyi beraberinde getirecek. Bu nedenle ABD-İsrail ittifakı, kısa sürede savaştan kazanan olarak çıkmak için yeni hamleler yapmaya başladı. ABD Başkanı Trump, kapalı olan Hürmüz Boğazı’nı açmak için NATO’yu göreve çağırdı. Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “Müttefikler petrol nakliyatlarının güvenliğini sağlamaya yardımcı olmazlarsa, bu askeri ittifakı çok kötü bir gelecek bekliyor” dedi. Bundan kasıt ABD’nin NATO’dan ayrılması. NATO ülkeleri ve Asya’daki müttefikler Avustralya ve Japonya temsilcileri ilk açıklamalarında bu daveti pek sıcak karşılamadılar. Mesafeli ve temkinli bir yaklaşım sergilediler.
ALMANYA SAVAŞ KONUSUNDA NE YAPACAK?
Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Washington’a giden Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD ve İsrail’in hedeflerini paylaştıklarını söyleyerek tam destek vermişti. Ayrıca ABD’nin Almanya’daki üsleri sınırsız şekilde kullanılmasına sorun çıkarmamıştı. İspanya Başbakanı Sanchez’in ABD’nin ülkedeki üsleri kullandırmaması gibi bir tutumu gündemine almayı aklından bile geçirmemişti. Geçirmemeye de devam ediyor. Trump’ın müttefiklerin savaş gemilerini Hürmüz’e gönderme teklifine ise Almanya şimdilik “hayır” demeye devam ediyor. Federal Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius “Hürmüz Boğazı’na askeri araçlarla katılım söz konusu değil” dedi. Savunma Bakanı Boris Pistorius (SPD) da “Bu bizim savaşımız değil. Bu savaşı biz başlatmadık” dedi.
Federal Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da İsrail ve ABD’deki “dostlarla” İran’dan kaynaklanan “tehlike”nin devam etmemesi gerektiği konusunda hemfikir olduklarını, savaşın hedeflerinin netleştirilmesini talep etti. Son günlerde AB’nin Kızıldeniz’deki “Aspides” misyonunun Körfez’e yönlendirme önerileri de pek destek görmüş değil. Başbakan Merz de Almanya’nın savaşın parçası olmayacağını söyledi.
Her ne kadar şimdilik Almanya’nın savaşın parçası olmayacağına dair açıklamalar yapılsa da zamana ve gidişata bağlı olarak tutumda değişiklik olabilir. Merz ve bakanlar tarafından yapılan itirazların başında ABD ve İsrail’in kendilerine sormadan bu savaşı başlatması geliyor. Bu nedenle temelden bir savaş karşıtlığı söz konusu değil. Başlangıç aşamasında kendilerinin dışta tutulmasından şikayetçiler.
Gelişmeler, ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın ciddi bir açmazla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bunların başında ABD-İsrail ittifakının İran’da rejim değişikliği yapamayacağı gibi, askeri olarak da baş etmesinin zor olduğunu gösteriyor. Trump’ın NATO’yu savaşa dahil ederek genişletilerek sonuç alma hamlesi şimdilik karşılık bulmadı. Diğer Avrupa ülkeleri de doğrudan savaşın parçası olmayacaklarını ifade ettiler. Dolaylı olarak ise başta üslerin kullanılması ve bilgi paylaşımı olmak üzere pek çok alanda destek veriyorlar.
ABD, savaşı kaybetmemek için bütün yollara başvuracak gibi görünüyor. Zira İran’da istediklerini elde edemediği durumda, tüm dünyaya yönelik bir süredir dozu artırılan emperyalist tehdit ve gövde gösterisi politikası da ciddi bir yara alacak. Bu yüzden bölgeyi bir savaş alanına dönüştürerek, üste kalmayı amaçladığını gösteriyor. Müttefikleri savaşa dahil edebilmesi için bölgenin yeniden paylaşımı ve dizaynı için Avrupa’nın plana dahil edilmesi gerekiyor. Almanya, Fransa ve İngiltere’den yapılan itirazların çoğu, özünde planın dışında tutulmaları ile ilişkili. Paylaşım planına dahil edilmeleri durumunda hükümetler tutumunu değiştirebilir. NATO’nun 5. Maddesi’nin ABD tarafından devreye konulması hesabı da şimdilik karşılık bulmuş değil.
Avrupalı emperyalistlerin, kazanacaklarına emin olmadıkları savaşa katılıp katılmayacakları belirsizliğini koruyor. Belirli olan ise halklar arasında savaşa karşı çıkanların daha fazla olması. Yapılan anketlere göre Almanya, İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere’de halkın yüzde 60’ı İran savaşına karşı. Bu eğilim güçlenmeye devam ettikçe, Avrupa hükümetleri isteseler de kolay bir şekilde savaşın parçası olamayacak.

