Written by 09:20 POLITIKA

Avrupa’nın İsrail ve ABD’ye ‘sessiz’ İran desteği ne anlama geliyor?

Avrupa’dan gelen açıklamalarında ABD-İsrail’e üstü örtülü destek verilirken, İran’ın karşı saldırıları mahkum edildi. Bu yaklaşımın arkasında, Avrupa ülkelerinin de sürecin parçası olabileceğinin mesajı var. Peki bundan sonra ne olacak?

Yücel Özdemir

ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi 2026’ya hızlı başladı. 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin bir baskınla haydutça kaçırılması, benzer uygulamaların “normalleşeceğinin” ifadesiydi. Nitekim öyle de oldu. Cumartesi sabah saatlerinden itibaren İsrail ve ABD’nin İran’ı bombalamaya başlaması, ardından akşam saatlerinde Dini Lider Hamaney ve bir grup üst düzey yetkilinin öldürülmesinin açıklanması bunun göstergesi.
Cumartesi gününden bu yana Avrupalı liderler tarafından yapılan açıklamaların çoğunda ise ABD ve İsrail’e üstü örtülü destek verilirken, İran’ın Arap ülkelerindeki ABD üslerine yönelik füze saldırıları mahkum edildi.

Avrupa ABD ve İsrail’i değil İran’ı mahkum etti
Avrupa’da ilk gündeki tepkilerin önümüzdeki dönemin politikasını belirleme özelliği taşıyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından yapılan ortak açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’ı bombalamasına en küçük bir eleştiri getirmemeleri aynı zamanda, “Aslan Kükremesi” olarak adlandırılan saldırıyı destekledikleri anlamına geliyordu. Ortak açıklamada ayrıca İran’a yönelik olarak “bölgede istikrarı bozucu faaliyetlerden kaçınması ve kendi halkına yönelik şiddeti durdurması” uyarısı yapıldı.
AB Dışişleri Yüksek Komiseri Kaja Kallas’ın açıklaması da aynı yönde oldu. Pazar günü çevrim içi programla bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarının da bir durum değerlendirmesi yaparak, önümüzdeki dönem izlenecek tutumu belirlemesi bekleniyor.
İran’ı mahkum eden, ABD ve İsrail’i aklayan bu yaklaşımın arkasında, gelişmelere bağlı olarak Avrupa ülkelerinin de sürecin parçası olabileceğinin mesajı var. Zira İsrail, operasyon öncesinde aralarında Almanya’nın da olduğu ülkeleri önceden ayrıntılı şekilde bilgilendirmiş. Başbakan Merz de bunu doğruladı. Pek çok Avrupa ülkesinin günler öncesinden bölgedeki vatandaşlarını uyarmaları da gelişmelerden haberdar olduklarını gösteriyor.

Hamaney’in ölümü sonrası hesaplar
Cumartesi sabahı düzenlenen operasyonda İran Dini Lider Ayettulah Hamaney ve üst güvenlik yetkililerinin öldürüldüğünün açıklaması hem Avrupa ülkelerini hem de Avrupa’daki İranlı muhalifleri memnun etmiş görünüyor. Münih ve Berlin başta olmak üzere bazı kentlerde sevinç gösterileri düzenlendi.
İran rejiminin zayıflama, çözülme ya da iş birliği süreçlerine evrilmesi durumunda Avrupa ülkelerinin sürece müdahil olmak için daha etkili hamleler yapacağı da anlaşılıyor. Zira, İran ile ekonomik ilişkileri belli düzeyde sürdüren Avrupa ülkelerinin yeni pazar ve enerji kaynakları bakımından İran yeni fırsatlar da sunuyor. Bu nedenle ABD ve İsrail’in tek başına bölgeyi dizayn etmesine sıcak bakmayacakları söylenebilir. Belli sorumluluklar karşılığında sürecin daha aktif parçası olmak isteyeceklerdir. “İsrail’in güvenliği” ve “İran halkının özgürlüğü” ise başlıca propaganda malzemeleri olacak.
Avrupa ülkelerinde çok sayıda İranlı muhalifin yaşaması da buna zemin hazırlıyor. Hatırlanacağı gibi 14 Şubat’ta Münih’te İranlı muhaliflerin düzenlediği ve devrik şahın oğlu Rıza Pehlevi’nin konuşmacı olarak katıldığı mitinge 250 bin kişinin katıldığı açıklanmıştı. Pehlevi’nin Münih Güvenlik Konferansında uluslararası güçlere ve silah tekelerine takdim edilmesine eşgüdümlü olarak büyük gösterinin düzenlenmesi, “rejim değişikliği” için düğmeye basılması olarak okunabilir. Son aylarda İran içerisinde yükselen toplumsal hareket de “rejim değişikliği”ni planlayanların elini güçlendirmişti.

Zayıflamış ve çürümüş İran rejimi ve sonrası
Hamaney’in ölümüyle sonuçlanan süreç dünya, bölge ve İran açısından pek çok açıdan önemli.
Bunları şu şekilde sıralamak mümkün:
1- Haziran 2025’de gerçeklenen 12 gün savaşında İran’a askeri olarak ağır darbeler vuran ABD-İsrail için bunun devamının geleceği belli idi. Pek çok analizci de savaşın bitmediğini, sadece ara verildiğini haklı olarak tespit etmişti. Buna rağmen İran’ın ciddi bir hazırlık yapmadığı ya da yapamadığı anlaşılıyor. Demek ki; askeri kapasitesi, İsrail ve ABD’yi caydıracak düzeyde değil ve bu iki ülkenin istihbarat örgütlerinin elinde bununla ilgili veriler bulunuyor.
2- Hamas Lideri Haniye’nin Tahran’da öldürülmesiyle başlayan, 12 gün savaşında genelkurmay başkanlarının öldürülmesiyle devam eden süreç, ABD-İsrail ekseninin İran içerisinden çok fazla istihbarat bilgisine sahip olduğunu gösteriyor. Bu bilgilerin rejim içerisine sızdırılan istihbarat elemanlarıyla mı yoksa teknik araçlar kullanarak mı sahip olduğu belirsiz. Ancak, tahmin edilenden de fazla önemli bilgiye sahip olduğu Hamaney’in nokta atışıyla öldürülmesiyle bir kez daha görüldü. Bu nedenle İran rejiminin tarihinin en zayıf dönemlerinden birinde olduğu söylenebilir.
3- Zayıflık sadece içeride değil aynı zamanda dışarıda da söz konusu. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlayan sürecin ardından İran’ın vekil güçlerine önemli darbeler vuruldu ve zayıflatıldı. Suriye’de rejim değişikliği ve İran yanlısı güçlerin ortadan kaldırılmadı da bu sürecin parçası olarak görülebilir.
4- ABD-İsrail ekseninin İran’a müdahalesi, geniş ölçekte İran’ın da ötesinde Rusya, asıl olarak da Çin’e verilmiş bir mesaj. Venezuela’dan sonra İran petrol ve doğal gaz kaynaklarının ABD’nin kontrolünde geçmesi durumunda, Çin enerji tedariği konusunda önemli sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Bunların başında elbette üretimde daralma geliyor. Ki, ABD’nin başlıca hedeflerinden birisi Çin’in ucuz üretimini sınırlandırarak, kontrol ettiği pazarlardan çıkarma.
5- ABD-İsrail ekseni, İran ile yakın ilişkiler içinde olan Rusya ve Çin’in mevcut koşullarda askeri olarak İran’ın yanında savaşa katılmayacaklarından emin. Saldırıdan sonra Çin’den yapılan açıklamada “derin endişe”, “egemenlik haklarına saygı”nın ötesinde geçmedi. Rusya da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarını “Bölgeyi insani, ekonomik ve radyolojik bir felaketin eşiğine getiren tehlikeli bir maceraya” olarak niteledi. İran’da siyasi açıdan verilen desteğin askeri boyutunun olmayacağı anlaşılıyor. BM’nin devre dışı bırakılması, Rusya ve Çin’in diplomatik açıdan yapacaklarını da bir hayli sınırlandırmış görünüyor.
6- İran’daki rejimin bundan sonra hangi hamleler atacağından bağımsız olarak, Hamaney’in öldürülmesi kendi başına bölgenin yeniden dizayn açısından yeni gelişmelerin habercisi. Bunun bölge halklarına ve ülkelerine kaçınılmaz etkilerinin olacağı ise bugünden görülüyor. Avrupa ülkeleri ise, süreci bölgede etkili bir güç haline gelmek için kullanmayı tercih edecektir. Bu konuda, Almanya Başbakanı Merz, Münih Güvenlik Konferansında önem arz ettiği ülkeler arasında Türkiye’yi de saymıştı. İran’daki gelişmeler, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri, karşılıklı bağımlılık nedeniyle yeniden hareketlenebilir.

Close