SİDAR ÇARMAN*
8 Mart’ta Baden-Württemberg yeni bir eyalet parlamentosu seçecek. Yaklaşık 7,7 milyon kişi oy kullanma hakkına sahip ve oyları hangi partinin yeni başbakanı çıkaracağını ve böylece eyalet hükümetini yöneteceğini belirleyecek. Ancak birçok çalışan için seçim, soyut siyasi çoğunluklarla ilgili değil, somut sorularla ilgili: “İşim güvende kalacak mı? Şirketim dönüşümü yönetebilecek mi? Konut ve enerji masraflarımı karşılayabilecek miyim? Çocuklarım iyi bir eğitim alacak mı?”
İŞYERLERİ VE SOSYAL HAKLAR YOK EDİLİYOR
On yıllardır Baden-Württemberg, Alman otomotiv sanayi ve tedarikçi şirketlerin kalbi oldu. Mevcut araştırmalara göre, 2030 yılına kadar sadece bu sektörde 38 bin ila 66 bin iş kaybı yaşanabilir. Birçok çalışan zaten çalışma saatlerinde azalma veya işten çıkarma yaşıyor. Onlar için bu soyut bir dönüşüm değil, sosyal bir felaket: Azalan gelirler, artan baskı ve güvensizlik. Bu durum, şirketlerin kârlarını güvence altına almak için üretim süreçlerini basitleştirmesi ve üretimi başka yerlere taşımasından kaynaklanmakta. Sermaye, kâr mantığını izler, sömürü koşulları başka yerlerde daha elverişli olduğunda, önceki yerler terk edilir. Sosyal maliyetler çalışanlar ve aileleri tarafından karşılanır. Piyasa düzenler- ancak emeğin değil, sermayenin çıkarları doğrultusunda düzenler. Bu durum yerel topluluklara da yansır: Otobüs seferleri azaltılır, kreşler ve kütüphaneler kapatılır ve bürolar boş kalır.
Birçok şirket, krizi uzun zamandır planladıkları yeniden yapılanma önlemlerini uygulamak için kullanıyor. Eyalet hükümetleri ise en iyi ihtimalle, bağlayıcı sosyal yönergeler belirlemek yerine, ılımlılık ve çağrılarla yetiniyor. Çalışanlar açısından bakıldığında, bu durum krizin alt kademelere aktarıldığı, en üst kademede ise sorumluluğun ortadan kalktığı gerçek bir deneyim yaratıyor. Otobüs seferleri azaltıldığında, kreşler kapatıldığında veya vergi ve harçlar arttırıldığında, bu durum öncelikle zaten mali baskı altında olanları etkiliyor. Aynı zamanda, belediyeler de büyük bir baskı altına giriyor. Bu gelişme, kamu sektörü ücret görüşmeleri sırasında bölgedeki grev mitinglerinde bile itirazsız kalmadı. ver.di Baden Württenberg Eyalet yöneticisi Maike Schollenberger “İşverenleriniz, siyasette, neoliberal akademide ve medyada sürekli tekrarlanan şu söylemin arkasına saklanıyorlar: Hepimiz çok kazanıyoruz, hepimiz çok az çalışıyoruz. Belediye işverenleri gerçekten iğrenç bir hale geldi: Utanmadan modası geçmiş altın ve platin standartlarından veya- Belediye Başkanı Nopper’ın dediği gibi, veda etmemiz gereken bir bolluk ülkesinden bahsediyorlar. Siyaset, gerçekliğe bakmakla başlar (…)” dedi.
EMEKÇİLERİN YÜKÜ ARTIYOR
Bu ifade, Baden-Württemberg’de artan yaşam maliyetleri, artan iş yükleri ve personel eksikliğinden mustarip birçok çalışanın gerçekliğini tanımlarken, kamuoyu tartışmaları genellikle sosyal standartları bir lüks sorunu olarak ele alıyor. Kreşlerde, hastanelerde, belediye depolarında ve kamu dairelerinde gerçekler apaçık ortada: Personel eksikliği yaygın, fazla mesai birikiyor ve standartlar bolluktan değil, kıtlıktan dolayı düşürülüyor. Bu, devlet politikacılarının sık sık öne sürdüğü “bütçe disiplininden” çok daha fazlası. Bu, kamu hizmetlerini verimlilik ve maliyet muhasebesi mantığına tabi kılan bir politikanın ifadesi. Kamu sektörü çalışanları için bu, artan iş yükü anlamına geliyor. Toplumsal, sosyal hizmetlere bağımlı olanlar için ise daha az hizmet, daha yüksek ücretler ve daha büyük güvensizlik anlamında.
YUKARIDAN SINIF POLİTİKASI
Bu arka plan karşısında, sözde ” yaşam tarzı olarak yarı zamanlı çalışma” hakkındaki tartışmalar, siyasi bir başarısızlık itirafı gibi görünüyor. Çalışanların çoğunluğunun yaşadığı gerçekliği göz ardı ediyorlar. Birçoğu için yarı zamanlı çalışma, tembelliğin bir ifadesi değil, çocuk bakımı eksikliğinin, bakım sorumluluklarının, sağlık sorunlarının veya sadece tam zamanlı işyeri eksikliğinin bir sonucu. Bu durum, meselenin bireysel sorunlar veya birkaç kişinin aldığı kötü kararlarla ilgili olmadığını, aksine kaynak dağıtımıyla ilgili toplumsal bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymakta. Çalışanlardan daha uzun saatler çalışmaları beklenirken işler ortadan kayboluyorsa, yarı zamanlı çalışma bir “yaşam tarzı” olarak kötülenirken insanlar tükenmişlik nedeniyle çalışma saatlerini azaltıyorsa, bu bir performans tartışması değil, yukarıdan gelen bir sınıf politikasıdır.
Bu dinamik, şirketlerin kendi içlerinde de açıkça görülmekte. İyi örgütlenmiş işgücü bile otomatik olarak korunmaz. Şirketler her zaman siyasi savaş alanlarıdır. AfD’nin (Almanya için Alternatif) seçim kampanyasını açıkça ve kasıtlı olarak büyük şirketlere kaydırması ve Mercedes fabrikasının kapılarının önünde Merkez/Zentrum temsilcileriyle poz vermesi tesadüf değil. Bu şirketlerin ve bölgelerin bazı kısımlarında, sağcı güçler, sorumlu (iktidardaki) partilerin ve sendika eş yönetiminin meşru eleştirilerini kendi amaçları için kullanmaya çalışmakta. Bu alanı işgal etmeyenler ise onu sağ kanada teslim etmektedir.
16 YAŞINDAKİLER DE OY KULLANACAK
İlk kez 16 yaşındakilerin de oy kullanmasına izin verilecek. Bu, daha önce siyasi karar alma süreçlerine resmi olarak katılamayan gençlerden oluşan tamamen yeni bir seçmen grubunu harekete geçirecek. Özellikle konut, istihdam, iklim ve sosyal refah konularının giderek iç içe geçtiği ve dolayısıyla doğrudan somut hale geldiği Baden-Württemberg’de, oy verme davranışlarının nasıl geliştiğini gözlemlemek ilginç olacak. Bildiğimiz kadarıyla, özellikle Sol Parti (DIE LINKE) kampanya etkinliklerine birçok genci çekiyor. Sosyal adalet, çevre koruma, eğitim ve güvenli işler gibi konular onlarda güçlü bir yankı uyandırıyor. Kısa süre önce, Federal Gençlik Konseyi ve Alman Çocuk Yardım Kuruluşu, federal seçimler için U18 deneme seçimlerinin sonuçlarını yayınladı: “Çocuklar ve gençler ezici bir çoğunlukla demokratik bir arada yaşamayı açıkça savunan partilere oy veriyor.” Bu sonuç sadece heyecan değil, aynı zamanda umut da veriyor: Gençler sadece izlemek istemiyor, aynı zamanda dahil olmak ve fark yaratmak istiyorlar; bu dinamik, 8 Mart’taki eyalet seçimlerinin sonucunun çok ötesinde bir etkiye sahip olma potansiyeline sahip.
* Ver.di Stuttgart Başkanı

