Tarihçi yazar Erdoğan Aydın’ın katıldığı panelde, Cumhuriyetin kuruluş sürecinden günümüze Aleviler ve diğer kimliklere yönelik politikalar ele alındı.
BAT-Cemevi etkinlik grubu tarafından organize edilen panel önceki gün Cemevi salonunda Moderatör Ercan Atmaca’nın selamlama konuşması ve saygı duruşu ile başladı. Ardından söz alan panelist Erdoğan Aydın’ın konuşmasından bazı önemli başlıklar şöyle: “Başta Alevi toplumu olmak üzere toplumun geniş kesimlerini kesimleri, siyasal islamcıların devleti ele geçirme, kurumlaşma hayatın her ayrıntısını İslamcılaştırma çabası karşısında pek çok kesimin adeta Kemalizm’e sığınmaya çalıştığı bir dönemde bulunuyoruz. Adeta kuruluş döneminin hakikatiyle yüzleşmekten kaçan, bunu yaptığımızda da bunun mevcut iktidara yarayacağını düşünen çok sayıda arkadaşımız, komşumuz, dün mücadele arkadaşımız pek çok insanla karşılaşıyoruz. Ancak bu sorgulamayı yapmadığımız müddetçe bizler egemenlerin belirlediği ve sadece onların çıkarlarına hizmet eden bakış açılarına yedeklenmekten başka bir sonuçta üretemiyoruz. Nitekim Türkiye’nin bütün kritik dönemlerinde başta Türkiye’nin sosyalistleri olmak üzere Türkiye’nin iki büyük ezilen kimliği Aleviler ve Kürtler olmak üzere genellikle egemen güç odaklarından bir tanesine yedeklenmek gibi bir savunmaya düşebiliyoruz. Oysa sağlıklı bir yerden yaklaşıldığında gericilik üreten mevcut iktidara karşı mücadele ederken kendimiz olmaya devam ederek, kendi sorunlarımızı gündemde tutmaya devam ederek, kendi çözümlerimizi dayatmaya devam ederek herkesle ittifak yürütebiliriz. Ama bunu yapabilmek için mutlaka geçmişle ilgili kendimizle ilgili doğru bilgilere ihtiyacımız var.

‘1924 Anayasasıyla her şey değişti’
1924 Anayasasının çıkartıldığı güne kadar hiç kimse Kürtlerle Türkler, Kürtlerle Çerkezler, Çerkezlerle Lazlar ve benzeri arasında bir hiyerarşi yapmıyordu. 1. Mecliste farklı kimlikler yer almıştı. En azından alalen yapmıyordu. Hatta 1923’te resmi dil ilan edilen Türkçe düzenlemesi getirildiği zaman bile sadece farklı kimlikler arasındaki ilişki “daha iyi olsun” görüntüsüyle gerçekleştirilmişti.
Fakat 1924 Anayasası’nda “herkes Türktür” tanımı yapılır ve bütün hak ve özgürlükler “Türklerin” ön vurgusu ile yapılır. Türklük vurgusu bir anayasal madde haline getirilmiştir. Artık bir önceki dönemde işgalcilerin yenilmesini sağlayan o geniş toplumsal ittifaka buradan sonra ihtiyaç kalmamıştır.
‘Aleviler Öncesinde Tanıyordu’
İzninizle bir Alevi mekanında bulunmanın sorumluluğuyla burayı biraz daha uzunca aktarmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, milli mücadele döneminde, birinci meclis döneminde az önce söyledim, diğer kimlikler gibi Aleviler de kendi kimlikleriyle temsil edilmektedirler. Ve bunlardan biri olan Cemalettin Çelebi aynı zamanda meclis başkan vekili pozisyonundadır. Yani Aleviliğin de diğer kimlikler gibi inkarına yönelik herhangi bir girişim söz konusu değildir. Dahası Sivas Kongresi’nden Ankara’ya doğru gidilirken Hacı Bektaş’a gidilir ve Alevilerin en önemli ocaklarından biri ve en itibar sahibi temsilcisinden milli mücadeleye dahil olması talep edilir. Ve bildiğimiz gibi Cemalettin Çelebi de; “Tabii ki böyle yapacağız, biz de zaten farklı düşünmüyoruz” diye bir duruş sergiler. Söz konusu bu ziyaret çok önemli bir örneği ifade eder.
‘3-4 Milyon Alevinin desteği Alınmak İstendi’
Bu dönemde dergahlar, bu dönemde ocaklar, inkar edilmeyen, yan gözle bakılmayan, gericilik, üfürükçülük gibi benzeri suçlamalara uğramadığı en küçük anlamda uğramayan bir saygınlığa sahiptir. Nitekim Hacı Bektaş’a gidilirken Mustafa Kemal’in hep yanında olacak olan önemli bürokratlardan bir tanesi Mazhar Kansu der ki; “Paşam Hacı Bektaş’a niye gidiyoruz?” diye sorar ve Mustafa Kemal’de; “Çünkü en az 3-4 milyon Alevi inançlı insanın en önemli lideri orada oturmaktadır.” diyor. Bu cümle çok muteber ve birinci derecede kayıt altına almıştır.
Peki bu 12 milyona karşılık 4 milyon olan, örgütleriyle var olan Alevi toplumu bu varlığını sürdürebilmiş midir? Hepinizin bu cevabına dair benden daha geniş aile hafızasına, ocak hafızasına, devlet hafızasına sahip olduğunu düşünüyorum. Yani Aleviler sadece Selçuklu döneminde sadece Osmanlı döneminde azaltılmadılar. Ne yazık ki “Yaşasın Cumhuriyet” sözünü en içten söyleyen kesim yani Aleviler Cumhuriyet ilan sonrasında da azaltılmaya, özgüvenleri kırmaya, örgütleri dağıtılmaya ve eğer hala Alevi olduğunu söylüyorsa da Aleviliğe dair bilinci dumura yaratılmaya devam edilmiştir.”
Aydının açıklamasından sonra panel soru-cevap bölümü ile sona erdi.
Haber ve Fotoğraflar: BAT-Cemevi / Ulaş Yunus Tosun

