4 yıl önce Almanya’da kara bağlanan Deniz Feneri e.V. Davası Türkiye’de yılan hikayesine döndü. Bu kez hazırlanan iddianamede en büyük bağış yolsuzluğunda örgütün olmadığı ileri sürüldü.
Almanya tarihin en büyük bağış skandalı olarak bilinen Deniz Feneri e.V. Davası Türkiye’de AKP Hükümeti’nin himayesinde tam anlamıyla aklandı. 17 Eylül 2008’de Frankfurt İdari Mahkemesi tarafından verilen kararda, skandalın Almanya’daki sorumluları Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş çeşitli cezalara çarptırılırken, asıl sorumluların Türkiye’deki Kanal 7 yöneticileri olduğuna işaret edilmişti.
Skandalın asıl sorumlusu olarak işaret edilen RTÜK eski Başkanı Zahid Akman, Kanal 7 Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çelik, Genel Yayın Yönetmeni İsmail Karahan, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ve Finans Müdürü Erdoğan Kara hakkında başlatılan soruşturma sürecinden bugüne kadar sonuç çıkmadı.
İncelemeler sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve kamuoyuna açıklanan iddianamede, ortada bir örgütün olmadığı yer aldı. Halbuki Frankfurt’taki davada Almanya ve Türkiye arasındaki para akışı nedeniyle tam anlamıyla bir “kriminal örgüt” ve “nitelikli dolandırıcılık” olduğu Alman savcıların hazırladığı belgelerde ortaya konulmuş ve mahkeme de bunun üzerinden karar vermişti. Ne var ki Türkiye’deki savcılar bu örgütü görme zahmetinde bulunmadılar.
Soruşturmayı sürdüren savcılar tarafından hazırlanan iddianamenin hangi ağırceza mahkemesine düşeceğine bilgisayar sistemi karar verecek. 45 şüpheli hakkında sürdürülen soruşturmada 20 kişi hakkında “özel evrakta sahtecilik”, “Kamu görevlisinin sahtecilik suçuna iştirak etmesi” ve “Hizmet nedeniyle emniyeti suistimal” suçlarından dava açıldı. Böylece, zanlıların yüksek ceza alma şansı daha başında engellenmiş oldu.
Soruşturma kapsamında 25 sanık hakkında da takipsizlik kararı verildi. İddianamenin en büyük sürprizi ise hiçbir şüpheli hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, örgüt üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, örgüt içinde hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” ve “birçok kez nitelikli dolandırıcılık” suçlamasına yer verilmemesi oldu.
Halbuki daha önce Deniz Feneri e.V. soruşturması yürüten üç savcı, 10 Temmuz 2011 tarihinde mahkemeye gönderdikleri sevk yazısında, şüpheliler Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Zahid Akman, Erdoğan Kara ve diğerlerinin Deniz Feneri e.V. parasını amacı dışında ve şahsi olarak kullanmak amacıyla suç örgütü kurup yönettiklerini anlatarak şu tespitte bulunmuşlardı: “Örgütün amacı doğrultusunda, Almanya’da kurulu ve faaliyet gösteren Deniz Feneri e.V. adlı derneğin yardım amacıyla topladığı paraları yıllar içinde şahsi olarak kullanıp mal edindikleri, birçok kez nitelikli dolandırıcılık suçları ile durumu gizlemek için derneğe ait yardım belgeleri üzerinde sahtecilik suçlarını işledikleri tespit edilmiştir.”
Bu iddialar kapsamında 6 Temmuz 2011’de RTÜK Üyesi Zahit Akman, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Almanya’daki Deniz Feneri e.V. bağlantılı soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı. Soruşturma kapsamında ayrıca Kanal 7 Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çelik, Genel Yayın Yönetmeni İsmail Karahan, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ve Finans Müdürü Erdoğan Kara da gözaltına alınmıştı.
SAVCILAR GÖREVDEN ALINMIŞTI
Ancak bu iddialara yer veren savcılar Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz hakkında, şüphelilerin avukatları tarafından HSYK’ya “Şüphelilerinin malvarlıklarına tedbir konulmasıyla ilgili evrakta tahribat yaptıkları” iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuştu. Bu gelişmenin ardından Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar yaklaşık bir ay önce görevden alınmış, yerine iki yeni savcı atanmıştı.
Ayrıca, görevi kötüye kullandıkları gerekçesiyle Savcı Nadi Türkaslan hakkında 4 yıldan 11 yıla kadar hapis cezası talep edilirken, diğer savcılar Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz hakkında, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istenildi. Şüpheliler hakkındaki iddianamede ise, üç suça birden istenilen ceza miktarı 3 yıl 9 aydan 14 yıl 6 aya kadar hapis cezasını öngörüyor. İddianamede ‘daha az cezayı gerektiren hal’i düzenleyen TCK’nın 211. Maddesinin de uygulanması talep edildi.
SAVCILAR DEĞİŞTİ SANIKLAR SERBEST KALDI
Soruşturma savcılarının değişmesinin ardından tutuklu bulunan Zahid Akman’ın yanı sıra Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Yönetim Kurulu üyesi İsmail Karahan, İzzet Kurum ve Ali Solak 21 Ekim’de serbest kalmıştı.
Ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi, “Deniz Feneri e.V.” şüphelilerinin, derneğin kuruluş tarihinden önce edindikleri malvarlığı üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar vermişti.
Böylece, ucu AKP Hükümetine kadar dayanan Deniz Feneri e.V. Davasının Türkiye’deki ayağında asıl sorumluların ceza almadan aklanacakları görülüyor. (YH)
NE OLMUŞTU?
17 Eylül 2008’de Frankfurt İdari Mahkeme tarafından karara bağlanan Deniz Feneri e.V. Davası’nda sanıklar Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay, Firdevsi Ermiş’e 1 yıl 10 ay hapis cezası verilmişti. Aynı davada asıl suçluların Türkiye’deki Kanal 7 yöneticileri olduğu vurgulanmıştı.
Kararda, 2002-2007 yılları arasında Deniz Feneri e.V. tarafından 41 milyon Euro bağış toplandığı belirtilerek, bunun 17 milyon Euro’sunun Türkiye’ye gönderildiği saptanmıştı. Gönderilen paranın 8 milyon Euro’su Türkiye Deniz Feneri’ne aktarıldığı saptanırken, 2.8 milyon Euro’nun ise nereye gittiği tespit edilememişti. Dava sırasında, Deniz Feneri bağışlarının Başbakan Erdoğan ve AKP’ye aktarıldığı da gündeme gelmiş, ancak belgelenememişti. (YH)

