Written by 14:21 Allgemein

Eleştiri dolu şiir tabuları sarsıyor

Bir şiirin güncel politikayı bu denli etkilemesi aslında nadir görülen bir durumdur. Ama şiiri yazan Günter Grass, şiirin konusu da İsrail eleştirisi olunca, siyaset dünyasında sıradışı bir gürültü yaratması çok da anlaşılmaz değil. 

 

Nobel ödüllü yazar Günter Grass’ın “Söylenmesi gereken” adlı şiiri, siyaset ve medya dünyasında büyük yankı yarattı. Sadece gazeteciler, köşe yazarları değil farklı yelpazeden ve ülkeden politikacılar, diplomatlar işe karıştı; öyle ki iş yorum ve düşünce bildirmekten öte hükümet açıklamalarına ve en sonu Grass’ın, İsrail İçişleri Bakanlığı tarafından “istenmeyen adam” ilan edilerek ülkeye seyahat yasağı konmasına kadar vardı. Yani edebi bir yankıdan öte, doğrudan politik bir tartışmaya vesile oldu Grass’ın şiiri. Zaten içeriği de, yazılış gerekçesi de edebi olmaktan çok politik kaygılara dayanıyor ve politik mesajlar içeriyordu.
Yılların haksızlığı ve yalanlarına karşı suskunluğunu bozarak söylenmesi gerekenleri söyleyen yazar, bu davranışıyla bütün okların hedefi haline geldi. Ve “söylediğine pişman etmek üzere” linç kampanyası başlatıldı.
Grass, tepkiler üzerine yaptığı açıklamada şiirinin arkasında durdu ve sadece “söylenmesi gerekeni, daha farklı söyleyebilirdim” diyerek, eleştirisindeki kastın “İsrail değil, İsrail hükümeti ve onun politikaları olduğu” vurgusunu yaptı.
ELEŞTİRİ YÜKLÜ ŞİİR
Grass’ın şiirini çarpıcı kılan birçok neden var kuşkusuz: Şiirin, İsrail sorununun bir tabu olduğu Almanya’da yazılması; çağdaş Alman ve Avrupa edebiyatının en önemli isimlerinden biri tarafından kaleme alınmış olması ilk elden söylenebilecekler.
Bunlar, Grass’ın şiirinin içeriğiyle birleşince adeta bomba etkisi yarattı. Çünkü, Grass’ın dizelerinde yer verdiği eleştirilerin hem dozu hem de kapsamı dikkat çekici.
Dozu dikkat çekici; çünkü, lafı eğip bükmeden, dolaylı anlatım yolunu tercih etmeden İsrail’in saldırgan ve haksız politikalarını mahkum etmekte; onun da en az İran kadar tehlikeli olduğu ve barışa zarar verdiğini ilan etmekte ve İran gibi denetim altına alınmasını savunmakta. Yani öyle görmezden gelinebilecek, üstünden atlanabilecek türden eleştiriler değil…
Bu sert eleştirilerden sadece İsrail nasibini almıyor Grass’ın şiirinde. İsrail’in yanısıra iki önemli eleştiri daha var: Batı’nın ve Almanya’nın ikiyüzlülüğü; ve politik yalanlar karşısında kendisi gibi yıllardır susan aydınlara yönelik özeleştiri.
“Niye susuyorum?” sorusuyla başladığı şiirin ilk dizelerinde önce özeleştiriye yer veriyor Grass. Nükleer tehdit iddiasıyla İran halkının hedefe konması karşısındaki suskunluğuyla hesaplaşan yazar, bu suskunluğunu Yahudi düşmanı damgası yeme korkusuyla açıklıyor. Bu yüzden “gizleseler de büyüyen bir nükleer cephaneliğe dönüşen” ve “gemi azıya almış” İsrail’in adını anamadığını hatırlatıyor. Bugüne kadar neden sustum“ sorusuna yanıtı ise “temizlenmesi ebediyen imkansız lekeler taşıyan kökenim beni, bağlı olduğum bağlı kalmak istediğim İsrail’e bunları söylemekten men eder” oluyor.
ALMANYA’NIN SUÇ ORTAKLIĞI
“İran’ın tehdit, İsrail’in de haklı bir dava peşinde olduğu” iddiasını koca bir yalan olarak değerlendiren, yazar “Ama şimdi ben, söylenmesi gerekeni söylüyorum” diyerek suskunluğunu artık bozduğunu ilan ediyor ve eleştirilerini sıralamaya başlıyor. İlk eleştiri ise Almanya’yı yönetenlere geliyor:
“Çünkü benim ülkem, / emsalsiz suçları üretmiş ülkem / her defasında bu gerçekle yüzleştirilen ve hesap sorulan ülkem / şimdi ticaret adına, / hazırcevaplarca tazminat diye gösterilip / İsrail’e bir denizaltı daha gönderiyor.”
Alman hükümetinin bu kararla, “zaten sırtında ağır bir yük taşıyan Almanlar”ı bir suça daha ortak edeceğini söylüyor yazar ve hiçbir mazeretin bu suç ortaklığını hafifletemeyeceğini belirterek, bu suça ortak olmamak adına ‘artık susmayacağım” diyor.
Yazar, “susmama gerekçesini” Batılı devletlere yönelik eleştirileri eşliğinde sıralamaya devam ederek şunları da dile getiriyor şiirinde:
“çünkü Batı’nın ikiyüzlülüğünden / bıktım usandım artık ve ümidim, / çoklarının kendilerini suskunluğun tutsaklığından kurtarmasında / görülebilen şiddeti yaratanlardan / şiddetten vazgeçmelerini istemesinde / hem de ısrar etmesinde…”
Ortadoğu’nun yıllardır kanayan yarasını çarpıcı eleştiriler eşliğinde konu edinen yazar, şiirini sonuçsuz bırakmıyor. Çözümün barıştan geçtiğini, barışınsa “insanların kendisini suskunluğun tutsaklığından kurtarıp, şiddetten vazgeçilmesini talep etmeleriyle” sağlanabileceği ümidi taşıdığına dikkat çekiyor. Ve şu somut çağrıya yer veriyor: ‘Hem İran hem de İsrail’in nükleer gücü, engelsiz ve kesintisiz biçimde denetlensin’. Grass, Bunun, hem İsrail, hem Filistin hem de “kapı komşusuna düşmanlaştırılmış herkesin” yararına tek seçenek olduğu görüşüyle son veriyor şiirine.
‘ANTİSEMİTİZM TABUSU’ SARSILDI
Grass, yazdığı şiirle bütün şimşekleri üzerine çekti ve başta Yahudi lobisi ve İsrail saldırganlığına destek veren çevreler tarafından burnu sert biçimde sürtülmek isteniyor. Gençliğinde SS birliklerinde görev yapmış olması, ya da NPD gibi ırkçıların da şiire sahip çıkması gibi gerekçeler öne sürülerek Grass’ın eleştirilerinin etkisi kırılmak isteniyor. Görünen o ki, Grass söylediklerinden çark etmediği sürece ömrünün geri kalan kısmını bu linç kampanyasına maruz kalarak geçirecek. Ama şurası açık ki, Grass yazdığı bu şiirle, yıllardır süregelen bir tabuyu, ‘İsrail’i eleştirme tabusunu’ ciddi bir biçimde sarstı. Şimdilik Grass’a destek verenler fazla olmasa da, Nazi dönemi gerekçe edilerek İsrail’in bugünkü haksız ve saldırgan politikalarına ses çıkarmayan aydınların kendini sorgulayacakları bir süreç başlattı. Ülkedeki aydınların Grass’ın bu tutumundan ne kadar etkileneceğini zaman gösterecek ama ‘her ne olursa olsun İsrail eleştirilmez’ saplantısı, Almanya’da artık eskisi kadar sağlam, karşı konulmaz bir tabu olmayacak görünüyor. (YH)
Şiir Çevirisi: Mehmet Çallı

 

Paskalya Yürüyüşleri’nde Grass’a destek

Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini sembolize eden Paskalya Bayramı’nda Almanya’da savaş karşıtları 70 ayrı kentte gösteri ve toplantılar düzenledi. 6 Nisan Cuma günü başlayan protesto gösterisi bayramın son günü olan Paskalya Pazartesi’sine kadar devam etti. Gösteri ve yürüyüşler özellikle Ruhr Bölgesi’nde etkili oldu. Gösteri ve yürüyüşlerde, Suriye ve İran’a yönelik askeri müdahale planları protesto edilerek, Afganistan’da bulunan Alman askerlerinin geri çekilmesi talep edildi.
Polonya sınırında bulunan Frankfurt Oder’de savaş karşıtları kent merkezinde bir yürüyüş düzenleyerek, barış için çanlar çaldı.
Paskalya Yürüyüşleri çerçevesinde Stutgart’ta yapılan eyleme ise bin kişi katıldı. Kent merkezindeki eylemde savaşa karşı pankart ve dövizler taşındı. “Savaş politikanın aracı olamaz” sloganı altında gerçekleştirilen eylemde silahlanmaya son verilmesi ve bütün dünyada nükleer silah kullanımının yasaklanması istendi.
Berlin’de Potsdam Meydanı’nda buluşan yüzlerce kişi Brandenburg Kapısı’na kadar yürüdü.
Dikkat çekici bir eylem de Rheinland-Pfalz Eyaleti’ndeki Ramstein’de bulunan ABD askeri üssü önünde yapıldı. “Savaşsız ve şiddetsiz bir dünya” sloganıyla düzenlenen eyleme katılan yüzlerce kişi ABD üslerinin kapatılmasını istedi.
70 ayrı kent ve kasabada düzenlenen eylemler hakkında bilgi veren Paskalya Yürüyüşleri Bürosu Sözcüsü Willi van Ooyen, eylemlere katılımın geçen yıl ile aynı düzeyde olduğunu ifade etti. Van Ooyen, 1960 yılından bu yana her yıl düzenlenen Paskalya Yürüyüşleri geleneğinin bu yıl da devam ettiğini, katılımın kimi yıllarda arttığını, kimi yıllarda ise azaldığını ifade etti.
Van Ooyen ayrıca Paskalya boyunca Almanya’da yoğun bir şekilde tartışılan Günther Grass’ın, “Söylenmesi gerekenler” başlıklı şiirine destek verdiklerini, İsrail’in izlemiş olduğu politikalardan ötürü eleştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. (KÖLN/YH)

Close