Written by 10:10 HABERLER

Entegrasyondan al, silahlanmaya ver!

SÜHEYLA KAPLAN

Almanya bir yol ayrımında. Bir yanda savunma harcamalarına ayrılan milyarlar, diğer yanda uyum kurslarına getirilen kısıtlamalar. Bir yanda “güvenlik” söylemi, diğer yanda toplumun en kırılgan kesimlerine kapatılan kapılar. Bu tabloya bakınca sormak kaçınılmaz: Almanya gerçekten nereye gidiyor?

Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) bütçe gerekçesiyle entegrasyon kurslarına erişimi kısıtladı. Ukraynalılar, iltica süreci devam edenler, “Duldung” (geçici oturum müsaadesi) statüsündekiler, Ukrayna’dan gelen mülteciler ve bazı AB vatandaşları artık ya dışarıda kalacak ya da kurs ücretini kendi ceplerinden ödeyecek. Bu kararın siyasi sorumluluğu ise Federal İçişleri Bakanlığı ve onun başındaki CSU’lu Alexander Dobrindt’e ait.

Resmi gerekçe: Bütçe açığı. Ama mesele bütçe değil. Mesele siyasi öncelik.

SİLAHA VAR, ENTEGRASYONA YOK MU?

Son yıllarda Almanya savunma bütçesini tarihi ölçüde artırdı. “Zeitenwende” söylemiyle milyarlarca Euro silahlanmaya, askeri modernizasyona ve NATO hedeflerine yönlendirildi. Devlet kasası, konu savunma olduğunda açılıyor; konu entegrasyon olduğunda ise “tasarruf” deniliyor.

Bu çelişki tesadüf değil.

Bir ülkede öncelikler bütçeyle okunur. Eğer milyarlar silaha ayrılırken birkaç yüz milyonluk entegrasyon harcaması “yük” olarak görülüyorsa, burada ideolojik bir tercih vardır. Sosyal uyum yerine güvenlikçi refleks tercih edilmiştir. Sınıfsal ve toplumsal yatırım yerine askeri güç.

Tablo aslında son derece net: Kaynaklar yukarıya ve savaşa, kemer sıkma ise aşağıya ve göçmenlere.

60 YILLIK GÖÇ TARİHİ GERİYE Mİ GİDİYOR?

Almanya’nın göç tarihi 1960’ların “Gastarbeiter” anlaşmalarına uzanır. Türkiye’den, İtalya’dan, Yunanistan’dan gelen işçiler bu ülkenin sanayisini ayağa kaldırdı. Başlangıçta “geçici” denilen bu insanlar kalıcı oldu. Alman toplumu değişti, dönüştü, çeşitlendi.

Bugün ise entegrasyon kurslarını kısmak, o tarihsel öğrenmeyi tersine çevirmek anlamına geliyor.

Dil öğrenemeyen bir göçmen iş bulamaz. İş bulamayan sosyal yardıma mahkûm olur. Sosyal yardıma mahkûm edilen de “yük” olarak damgalanır. Böylece siyasi söylem kendini doğrulayan bir kehanete dönüşür. Bu, entegrasyonun bilinçli olarak zayıflatılmasıdır.

OKULLAR KAPANMA RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA

Kararın bir başka boyutu da eğitim emekçileri. Volkshochschule’ler, özel dil okulları, serbest çalışan öğretmenler… Binlerce insan bu kurslarla geçimini sağlıyor. Zaten güvencesiz ve düşük ücretle çalışan öğretmenler şimdi işsiz kalma riskiyle karşı karşıya.

Yıllar içinde kurulmuş entegrasyon altyapısı bir kalemde zayıflatılıyor. Kurs merkezleri kapanırsa, öğretmenler mesleği bırakırsa, bu kapasiteyi yeniden kurmak kolay olmayacak.

Devlet kendi kurduğu sistemi kendi eliyle buduyor.

AfD’YE GÖZ KIRPMAK MI?

Bu politikanın siyasi bağlamını görmezden gelmek mümkün değil. Göç ve entegrasyon tartışmaları sertleşir, aşırı sağın yükselişi sürerken, entegrasyonun kısılması hangi mesajı veriyor?

Topluma şu sinyal veriliyor: “Göçü istemiyoruz, entegrasyonu da öncelik görmüyoruz.”!

Bu, yıllardır göç karşıtı ajandayı yükselten ırkçı, popülist parti AfD’nin söylemleriyle tehlikeli bir paralellik taşıyor. Entegrasyon kapasitesini daraltmak, aşırı sağın “uyum başarısız oldu” iddiasını güçlendirebilir.

Bu bir güvenlik politikası değil; toplumsal risk politikasıdır.

GÖÇMENLER KENDİ ÇARELERİNE Mİ BIRAKILACAK?

Kısıtlama özellikle gönüllü katılımcıları vuruyor. Yani “Ben Almanca öğrenmek istiyorum” diyenler eleniyor. Bu insanlar ne yapacak?

Ya düşük ücretli, kayıt dışı işlerde dil bilmeden çalışacaklar ya sosyal yardıma bağımlı kalacaklar ya da tamamen sistem dışına itilecekler.

Bu, entegrasyon değil; dışlama politikasıdır.

Mesele çok açık: Devlet, emek gücüne ihtiyaç duyduğu dönemlerde göçmenleri çağırıyor; kriz dönemlerinde ise ilk tasarrufu onlardan yapıyor. Bu yaklaşım insanı değil, sadece ekonomik faydayı merkeze koyar.

SAVAŞA DEĞİL BARIŞA BÜTÇE

Almanya gerçekten güvenlik istiyorsa, bunu tanklarla değil toplumsal eşitlikle sağlar. Gerçek güvenlik, insanların dil öğrenebildiği, çalışabildiği, hak talep edebildiği bir toplumda mümkündür.

Savaşa bütçe ayırıp uyuma kısıtlama getirmek, uzun vadede iç barışı zayıflatır. Toplumsal gerilim artar. Eşitsizlik derinleşir.

Savaşlara “dur” demek, yalnızca dış politikada değil, içeride de militarist önceliklere karşı çıkmak demektir. Sosyal devleti budayıp askeri devleti büyütmek, demokratik bir gelecek vaat etmez.

Bugün entegrasyon kurslarına getirilen kısıtlama bir teknik düzenleme gibi sunuluyor. Oysa bu karar, Almanya’nın nasıl bir toplum olmak istediğine dair temel bir tercih içeriyor.

Çok kültürlü, sosyal adaleti önceleyen, göç gerçeğini kabul eden bir ülke mi?

Yoksa güvenlikçi, dışlayıcı ve militarize bir yönelime savrulan bir ülke mi?

60 yıllık göç tarihinin kazanımları bir kalemde silinemez. Ama adım adım geriye götürülebilir.

Entegrasyonu kısmak kısa vadede bütçe rahatlatabilir. Ancak uzun vadede Almanya’yı daha eşitsiz, daha kutuplaşmış ve daha kırılgan hale getirir.

Gerçek soru şu: Silahlanmaya milyarlar bulunurken, neden dil kurslarına kaynak bulunamıyor?

Bir ülkenin geleceği tanklarla değil, sınıflarda yazılır. Ve bugün o sınıfların kapısına kilit vuruluyor.


Uyum Kursları:

Uyum kursları 700 saatten oluşuyor: 600 saat Almanca, 100 saat hukuk, tarih ve toplumsal düzen bilgisi. Hedef seviye B1. Bu, bir kişinin iş piyasasında ayakta kalabilmesi için asgari eşik.

Kurs başına maliyet yaklaşık 3.500 euro. Federal bütçe içinde bu rakam büyük bir yük değil. Ancak sembolik değeri büyük. Çünkü bu kurslar, “Burada kalacaksanız, dil öğrenecek ve topluma katılacaksınız” mesajının kurumsal karşılığıdır.

Bugün getirilen kısıtlama ise farklı bir mesaj veriyor: “Kaynak yok, öncelik değilsiniz.”


Pawlik: İnsanlara ilk günden itibaren fırsat sunmalıyız

Federal Hükümetin Uyum Sorumlusu Natalie Pawlik, koalisyon ortağı olarak içinde yer aldıkları federal hükümetin İçişleri Bakanı Dobrindt tarafından alınan kararı sert biçimde eleştirenlerin başında geliyor.
Frankfurter Rundschau gazetesine konu hakkında demeç veren Pawlik, sadece ülkede kalıcı olma ihtimali bulunanların desteklenmesine karşı çıkarak “İnsanlara ilk günden itibaren bir fırsat sunmak ve onları boşta bekletmemek ilkesi 20 yıldır başarıyla uygulanıyor” dedi.
Almanca dil kursu için birine destek verilmesinin o kişinin ülkedeki geleceğine dair tahminlere dayandırılmasını da eleştiren Pawlik, ayrıca mültecilerin çok azının dil kurslarını kendi cebinden ödeyecek maddi imkana sahip olduğunun altını çizdi. Pek çok sivil toplum ve göç kuruluşu da Almanca ve uyum kurslarının, söz konusu kişilerin ülkeye en kısa sürede ayak uydurabilmesi için kilit öneme sahip olduğunu belirtiyor.
Kurs desteğinin kalkması Ukraynalı sığınmacıları da etkiliyor. Pawlik, Ukrayna Savaşı’nın çıkmasından bu yana ülkeye kabul edilen yaklaşık 1 milyon 300 bin Ukraynalıdan ne kadarının Almanya’da sürekli kalacağının bilinmediğini ifade ederek dil ve uyum kursu desteğinin kalkmasının yapıcı olmayacağını, zira gelenlerin büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.
Pawlik, “Ukrayna’dan gelen insanlar çalışmak istiyor ve ekonomimiz de acilen iş gücü arıyor. Onlara iş gücü piyasasına erişimi en hızlı şekilde sağlamalıyız” diyerek destek çağrısında bulundu. (YH)

Close