Written by 10:22 KÜLTÜR

Göçün ritmi, hafızanın sesi: Sebahat Erdem’le “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar” üzerine

Selçuk Kozan

Göç, yalnızca bir yer değiştirme değildir; bir ruhun, geçmişten bugüne uzanan kırılgan ve sancılı yolculuğudur. Ardında bırakılanlar kadar, taşınanlar da ağırdır. Bir valize sığdırılanlar, çoğu zaman eşyalardan ibaret değildir; melodiler, ritimler, özlemler, acılar ve umutlar o valizin görünmeyen yükünü oluşturur. Sebahat Erdem’in sahneye taşıdığı “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar”, tam da bu görünmeyen yükün müzikal bir karşılığı olarak karşımıza çıkıyor.

Sebahat Erdem’le Kürtçe tangolar üzerine yaptığımız söyleşide, sanatçının bu projeye nasıl bir düşünsel ve duygusal zemin üzerinden ulaştığını daha yakından dinleme fırsatı bulduk. Erdem’e en sık yöneltilen sorulardan biri olan “Neden tango?” sorusu, aslında bu projenin çıkış noktasını da özetliyor. Sanatçı, tangonun çoğu zaman bir salon dansı, hatta burjuva sınıfına ait bir estetik form olarak algılandığını; oysa gerçekte köklerinin sokakta, göçmenlerin hayatında ve varoşların sert gerçekliğinde yattığını vurguluyor.

Ona göre tango, Arjantin’e göç eden insanların beraberinde taşıdığı bir hafıza biçimi. Liman kentlerinde, yoksulluk içinde, aidiyet arayışıyla şekillenen bu dans; acıyı, yalnızlığı ve direnci ritme dönüştüren güçlü bir ifade dili. Zamanla üst sınıflar tarafından benimsenip salonlara taşınsa da özünde hala bir göç hikayesi barındırıyor. Kürtçe tangonun ortaya çıkışı da bu tarihsel ve duygusal paralellikten besleniyor. Erdem, uzun yıllara yayılan araştırmaları sonucunda Kürt halk dansları olan (Govend) tangonun ritmik yapısıyla şaşırtıcı bir uyum yakalayabileceğini fark ettiğini belirtiyor. Ancak bu sadece teknik bir uyum meselesi değil. Sanatçının ifadesiyle, onu bu fikre asıl yaklaştıran şey göçmenlik duygusu. Kendisi de bir göçmen olan Erdem, binlerce Kürt göçmenin yaşadığı kopuş, özlem ve yeniden tutunma hikayesinin tango ile ortak bir ruh taşıdığını dile getiriyor. Bu nedenle Kürtçe tangonun, zorlanmış bir sentez değil; aksine oldukça doğal ve sahici bir buluşma olduğunu söylüyor.

Bu yaklaşım, albümün bütününe de yansıyor. “Xewnekî Nû”, yalnızca müzikal bir deney değil; aynı zamanda kültürel bir hafıza ve kimlik çalışması. Albüm, Kurmanci ve Zazaca (Kırmancki) olmak üzere iki dilde hazırlanmış. Birleşmiş Milletler tarafından kaybolma riski altındaki diller arasında gösterilen Zazaca’nın bu projeyle yeniden sahnede yer bulması, çalışmayı ayrıca anlamlı kılıyor. Albümdeki eserlerin müzikleri büyük ölçüde Sebahat Erdem’e ait. Sözlerde ise farklı isimlerin katkısı dikkat çekiyor: “Ra û Reçî”nin sözleri Burhan Beyazyıldırım’a, “Rindê Narînê”nin sözleri Abdülcabbar Güneş’e ait. Aranjörlüğü Erdem Altınses üstlenirken, klip yönetmenliğini Rojda Şükran Karaş, sanat yönetmenliğini ise İlyas Kaya gerçekleştiriyor. Bu kolektif üretim, albümün çok katmanlı yapısını güçlendiriyor.

Albümün görsel dünyasında da aynı duygusal yoğunluk hissediliyor. “Neçe Yar” klibi, ayrılığın ve kaybın derin izlerini estetik bir anlatımla sunuyor. Klip sürecinde yer alan ve kısa süre sonra yaşamını yitiren Hüseyin Erdem’in varlığı, projeye ayrı bir hüzün katmanı ekliyor. Bu kayıp, albümün taşıdığı duygusal yükü daha da görünür kılıyor. Sebahat Erdem’in sahne dili ise müzikle sınırlı değil. Uzun yıllar boyunca geleneksel ve modern dans türleri üzerine çalışan sanatçı, sahnede göçmenlerin “valizlerinde taşıdığı” dansları tangoyla buluşturuyor. Bu da performanslarını yalnızca bir konser olmaktan çıkarıp, çok katmanlı bir anlatıya dönüştürüyor. İzleyici, yalnızca bir müzik dinlemiyor; aynı zamanda bir hikayeye tanıklık ediyor.

Sonuç olarak “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar”, göçün, acının ve isyanın dansı olarak tanımlanabilir. Ancak bunun ötesinde, kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürel mirasın yeniden görünür kılınmasıdır. Her nota, hem bireysel bir hikayeyi hem de kolektif bir hafızayı taşır. Sebahat Erdem’in ifadesiyle, bu çalışma bir müzik projesinden çok daha fazlası: geçmişle bugün arasında kurulan, duygularla örülmüş bir köprü. (YH)

Close