Written by 21:00 KÜLTÜR

İlk antifa örgüt: Arditi del Popolo

Semra Çelik

Antifa, antifaşizmin kısaltmasıdır ve faşizme karşı siyasi duruşu ifade eder. Günümüzde “Antifa” genellikle faşizme, ırkçılığa, antisemitizme, cinsiyetçiliğe ve otoriter ideolojilere karşı kampanya yürüten bir dizi girişimi ifade eder. Gösteriler düzenlerler, sağcı yürüyüşleri engellerler ve aşırı sağın faaliyetlerini araştırırlar. Uzlaşmaz duruşları nedeniyle Antifa grupları sıklıkla suçlu ilan edilir veya şeytanlaştırılır; ABD’de Trump yönetimi “Antifa”yı terör örgütü ilan etti. Antifaşist örgütler, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra faşizmin yükselişiyle ortaya çıktı. İtalya’da, Mussolini’nin destekçilerinin şiddet içeren saldırılarıyla mücadele etmek için 1921’de “Arditi del Popolo”yu (Halk Ordusu) kuruldu; bu, tarihteki ilk “Antifa grubu”ydu.

İLERİ YOLDAŞLAR/AVANTİ POPOLO

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, İtalya’daki işçi sınıfı devrimci bir hareketlilik içindeydi. Henüz iktidarı ele geçirmeye hazır olmayan işçiler ve köylüler, 1918 yılına gelindiğinde devletten çeşitli tavizler elde etmişlerdi; bunların arasında ücretlerin iyileştirilmesi, sekiz saatlik iş günü ve toplu sözleşmelerin tanınması vardı.

1919’da işçi hareketine yeni bir radikalizm yerleşmişti. Sadece o yıl, yarımada genelinde 1.663 grev gerçekleşti; Ağustos ayında ise Torino’da yeni kurulan işyeri temsilcileri hareketi (işçi konseylerinin öncüsü), işçilerin özgürlükçü çizgilerde örgütlenme özerk kapasitesinden güç alan ve “sürekli bir devrim öncesi kontrol operasyonunda insanları, örgütleri ve fikirleri hazırlayarak, işletmedeki işveren otoritesinin yerini almaya ve sosyal hayata yeni bir disiplin getirmeye hazır hale getirme potansiyel amacına” sahip yeni ve canlı bir militanlığın büyümesini vurguladı.

Kırsal kesimde ise köylüler, savaştan önce kendilerine vaat edilen toprakları işgal ederek devlete karşı ikinci bir cephe açtılar. Eylül 1919 tarihli Visochi kararnamesi, zaten kurulmuş olan kooperatifleri yalnızca onayladı; “kırmızı ligler” ise gündelik işçilerin güçlü sendikalarının kurulmasına yardımcı oldu.

Ancak 1919, sermayenin artan saldırıya karşı kendini savunmasının ilk işaretlerini de gösterdi. Nisan ayında Cenova’da sanayiciler ve toprak sahiplerinin bir araya geldiği toplantı, işçi gücünün yükselişine karşı “kutsal ittifakın” ilk aşamalarını mühürledi. Bu toplantıdan, bir sonraki yıl hem Genel Sanayi Federasyonu hem de Genel Tarım Federasyonu’nun kurulmasına yönelik planlar çıkarıldı; bu federasyonlar birlikte işçi sendikalarının ve yeni kurulan konseylerin tasfiyesi için kesin bir strateji geliştirdiler.

Ancak sanayiciler ve toprak sahipleri tek başlarına işçi hareketine karşı mücadeleyi üstlenemezlerdi. İşçilerin kendileri boyun eğmeye zorlanmalı, isyan ruhları yürüdükleri sokaklarda ve ektikleri tarlalarda kırılmalıydı. Bunun için sermaye, faşizmin silahlı zorbalığına ve en büyük zorbası Benito Mussolini’ye yöneldi.

FAŞİST BİRLİKLERİN KURULMASI

Savaşın hemen ardından, işçi karşıtı birlikler adeta bir patlama yaşadı: Mussolini’nin ‘Savaş Faşistleri’, Anti-Bolşevik Birliği, ‘Sosyal Eğitim için Faşistler’, Kurtarılmış İtalya vb. Aynı zamanda, terhis edilen savaş gönüllü birliklerinin üyeleri, 20.000 kişilik seçkin bir şok birliği oluşturdular ve işçi karşıtı hareket tarafından hemen kullanıldılar.

Bu hareket çoğunlukla orta veya alt orta sınıftan oluşuyordu. Eski subaylar ve astsubaylar, beyaz yakalı çalışanlar, öğrenciler ve serbest meslek sahipleri şehirlerde faşist davaya katılırken, kırsal kesimde kiracı çiftçilerin, küçük toprak sahiplerinin ve çiftlik yöneticilerinin oğulları, algılanan Kızıl Tehdit’e karşı savaşta gönüllü askerler oldular. Polis ve ordu, faşistleri aktif olarak teşvik etti, eski subayları birliklere katılmaya ve onları eğitmeye çağırdı, onlara araç ve silah ödünç verdi, hatta suçluların bile menfaat ve dokunulmazlık vaadiyle bu birliklere kaydolmasına izin verdi. İşçilere ve köylülere verilmeyen silah izinleri, faşist birliklere serbestçe verilirken, devlet cephaneliklerinden gelen mühimmat Kara Gömleklilere düşmanlarına karşı muazzam bir askeri avantaj sağladı. Sonuç olarak, Kasım 1921’e gelindiğinde, çeşitli suikast timleri, bölümler, kohortlar, lejyonlar ve özel bir üniformadan oluşan bir hiyerarşiye sahip, ‘Principi’ olarak bilinen bir askeri örgütte bir araya getirildi.

HALKIN DİRENİŞİ ÖRGÜTLENMELİYDİ

Sosyalist Parti (PSI – Partito Socialista Italiana) ve ana sendika CGL’nin eksikliklerini gidermek için, çeşitli eğilimlerden militanlar, anarko-sendikalistler, sol sosyalistler, komünistler ve cumhuriyetçiler, Haziran 1921’de faşistlere karşı mücadele etmek üzere bir halk milisi olan ‘Artidi del Popola/Halkın Direnişi’ni (AdP) kurdular.

Siyasi olarak çeşitli olsa da AdP ağırlıklı olarak işçi sınıfı örgütüydü. İşçiler fabrikalardan, çiftliklerden, demiryollarından, tersanelerden, inşaat alanlarından, limanlardan ve toplu taşımadan askere alındı. Öğrenciler, ofis çalışanları ve diğer meslek grupları da dahil olmak üzere orta sınıfın bazı kesimleri de katıldı.

Yapısal olarak, AdP taburlar, bölükler ve mangalarla askeri hatlar doğrultusunda yönetiliyordu. Mangalar 10 üyeden ve bir grup liderinden oluşuyordu. Dört manga bir bölüğü, bir bölük komutanıyla birlikte oluşturuyordu ve üç bölük kendi tabur komutanıyla birlikte bir taburu oluşturuyordu. Bisikletli ekipler, genel komuta ile geniş iş gücü arasındaki bağlantıları sürdürmek için kullanılıyordu.

Bu yapıya rağmen, AdP, faşist tehditlere yanıt olarak hızlı bir tepki gücü oluşturacak kadar esnek kalmıştı.

AdP’nin reaksiyonu, belirli bir bölgede hangi siyasi grubun etkili olduğuna bağlıydı, ancak çoğu bölüme eylemleri üzerinde neredeyse tam özerklik tanınıyordu.

Bu bölümler ya yeni oluşumlar olarak ya da İtalya Komünist Partisi (PCdI – Partito Comunista d’Italia), Trieste’deki paramiliter “Arditi Rossi”, Cenova ve Vercelli’deki Hiç Kimsenin Çocukları (Figli di Nessuno) veya Proletarya Birliği (Lega Proletaria – PSI ile bağlantılı) gibi zaten var olan grupların bir parçası olarak ülkenin her yerinde hızla kuruldu. Genel olarak, 1921 yazının sonuna kadar en az 144 bölüm kurulmuş ve toplamda yaklaşık 20.000 üyeye ulaşmıştı. En büyük bölümler, yaklaşık 3.300 üyeyle Lazio bölümleriydi, bunu 18 bölüm ve toplam 3.000 üyeyle Toskana takip ediyordu.

ANTİFA KENDİ KARAKTERİNİ OLUŞTURDU

AdP, çok kısa sürede kendi kültürel kimliğini oluşturdu ve bireysel bölümler kendi logolarını ve savaş imgelerini gururla sergiledi.

AdP’nin tamamı, ağzında hançer olan defne çelengiyle çevrili bir kafatası ve “A Noi” (Bize) sloganıyla kolayca tanınabilirken, Yönetim Kurulu’nun logosu meşe ve defne çelengiyle çevrili bir hançerdi. Bu arada bayraklarını seçerken hayal gücüne pek yer bırakmadı: faşist sembolü parçalayan bir balta! Kendi üniformaları olmamasına ve istememesine rağmen, ortalama bir AdP üyesi siyah kazaklar, koyu gri pantolonlar ve yakalarına kırmızı bir çiçek takmayı tercih ederdi. Şarkıları, kendileri gibi doğrudan ve meydan okuyucuydu: “Şiddetini dizginliyoruz faşistlerin”

FAŞİST SALDIRI

İtalyan antifaşist Errico Malatesta, Eylül 1920’de kuzey İtalya’da 600.000 işçinin katıldığı büyük fabrika işgallerine ilişkin yorumunda, “Sonuna kadar devam etmezsek, burjuvaziye aşıladığımız korkuların bedelini kanlı gözyaşlarıyla ödeyeceğiz” demişti. Sözleri kehanet niteliğindeydi, çünkü hem PSI hem de CGL, mücadeleyi fabrikalardan topluluklara yaymak yerine, işçileri işlerine geri döndürmek için devletle iş birliği yaptı. İşte bu andan itibaren devlet saldırıya geçti ve Mussolini’nin ‘devrimci eylem’ birliklerine sokaklara inmek için yeterli silah sağlandı.

Close